Dubai’nin Ardından Gerçeklerle Yüzleşmek…

• Dubai’nin Ardından Gerçeklerle Yüzleşmek…

Reşat Yurday Köstem

2022 yılı Dubai Dünya Kupası Karnavalı’na (DWCC) Türkiye’den başvurusu yapılan 8 safkanın katılımı onaylandı ve 6 safkanımız Dubai’ye gitti. Böylece karnavala giden at sayımız bu yıl rekor sayıya ulaştı. Hepimizi sevindiren bu gelişmenin sonucu, “ne yazık ki” beklediğimiz gibi olmadı… Ortaya çıkan tabloyu, yaşanan bazı şanssızlıkların arkasına sığınarak geçiştirmek doğru değil. Yaşanan şanssızlıklar elbette ki etkili oldu ama bazı şeyleri de yanlış yaptığımız kesin. Türk Atçılığı batı dünyasındaki bilinirliği ve yerini şimdilik kaybetmese de yarışmacı performansını her geçen gün yitiriyor. Karnavalın en değerli yarış günü olan Süper Cumartesi, hatta World Cup günü koşma şansı olan Long Runner ile Aegean Finale sakatlıkları nedeniyle start alamadan dönmek zorunda kaldılar. Uğurtay ve Final Dance’ın karnavaldaki dördüncülükleri, Light Of Darkness’ın performansı onları World Cup gününe taşımaya yetmedi. Bu nedenlerle uluslararası sezonun son gününe tek temsilcimiz olarak katılan Burgas’a odaklandık.

Küresel boyutlu at yarışları sezonu, Avrupa’da Ekim ayının ilk hafta sonu düzenlenen Arc ve ABD’de de Kasım’ın ilk hafta sonu Breeders’ Cup mitingleriyle kapanıyor. Ocak ayındaki Pegasus World Cup’ın, ABD’deki safkanlara katılım kolaylığı sağlamasının dışında, söz ettiğimiz mitingler gibi prestijli ve çekici bir yönü yok. Kış ayları batı dünyasında, mevsim nedeni ve safkanların dinlenmesi için at yarışlarında durağan sezon olarak geçiyor. Yaklaşık altı ay süren bu boşluğu, ülkelerini at yarışlarının ilgi odağı yapmak için yıllar önce yola çıkan Maktoum kardeşlerin çabası, körfezdeki yarışları bu günlere getirdi.Körfez yarışlarının başlangıcı ve gelişimine satırbaşlarıyla baktıktan sonra, başta Burgas olmak üzere, o yarışlarda iz bırakan bazı safkanlarımızı anımsamamızın ve güncel durumumuzu değerlendirmenin şimdi tam zamanı…

ŞEYH HAMDAN VE ŞEYH MUHAMMED…

Reşat Köstem – Burj Halifa

Dubai’nin yarışçılıkta elde ettiği başarılarda Şeyh Muhammed ve ağabeyi Şeyh Hamdan’ın payları yadsınamaz. Dubai’nin at yarışlarında ulaştığı nokta, iki kardeşin 1967 yılında Newmarket’te izledikleri 2000 Guineas ile başlayan bir sevdayı kendi ülkelerine taşımaları gibi… O koşu gününden 10 yıl sonra, at sahibi Şeyh Muhammed, 2 yaşlı dişi tayı Hatta ile ilk yarışını kazanıyordu. Beyaz apoletli mavi ipek formanın sahibi Şeyh Hamdan da, 1981 yılında Shadwell Racing’i kurdu.1984’te Norfolk Thetford yakınlarındaki Shadwell malikânesini satın aldıktan sonra yetiştiricilikte de öne çıktı ve İngiltere’de 9 kez yılın at sahibi seçildi. İki kardeş, yarış ve yetiştiricilikte gösterdikleri bireysel gelişimlerle yetinmeyip, yaptıkları yatırımlar ve uygulamalarıyla emirliklerini dünyanın önemli yarış merkezlerinden biri haline getirdiler.

Dubai’de resmi at yarışlarının ilk kez 1982 yılı mart ayında, bir yıl öncesine kadar deve yarışları yapılan Nad Al Sheba’da koşulduğunu görüyoruz. İlk günün yarış programı; kum pistteki 1200, 1600 ve 2400 metre mesafeli 3 koşudan oluşuyordu. 1994 yılında koşulan Nad Al Sheba Sprint ve Nad Al Sheba Mile,1996’dan itibaren DWC programına alındılar ve 2000 yılından bu yana da Golden Shaheen ve Godolphin Mile adıyla koşuluyorlar. Safkan Arap atlarının katıldığı Dubai Kahayla Classic de 1996 yılında, bu koşunun sponsorluğunu üstlenen Mashreq Bank adıyla programda yer alıyordu.

At yarışlarının kurumsallaşarak, batılı anlamda bir organizasyonuna dönüşmesi ise 1992’de kurulan Emirates Racing Authority (ERA) ve Dubai Racing Club (DRC) aracılığıyla gerçekleşti. Nad Al Sheba Hipodromu’nun 1998 yılında açılan çim pisti Avrupa ve Asya kıtasının ünlü safkanlarını da bu mitinge çekmeye başladı. Gelişim umut vericiydi ama iddialı yapılarıyla tüm dünyada dikkat çeken Dubai’nin hipodromu, hayli sıradan ve at yarışlarına gösterilen ilgiyi karşılamaktan uzaktı. 2001 yılında Nad Al Sheba’ya eklenen yeni tribünler de çözüm olmayınca, ortada tek bir seçenek kalmıştı. Dubai’ye yeni bir hipodrom yapmak…

Dubai’nin; Palmiye Adaları, Burj Khalifa, 7 yıldızlı otel, Dubai Mall gibi dünyada ilgi odağı olan yapıları gibi bir de eşsiz hipodromu olacaktı. Bu nedenle 60 bin izleyici, 8 bin 600 araç kapasiteli ve her türlü konfora sahip Meydan Hipodromu, 2010 yılında açıldı. Görmeyenler için söyleyelim; tek bina olarak projelendirilen hipodrom ile 5 yıldızlı otel, 1536 metre uzunluğunda… Çok amaçlı bu “dev” tesisi, Dubai’de sıkça rastladığımız, insanı etkiyen yapılardan biri olarak tanımlayabiliriz.Yeni hipodrom, ilk yıllarından itibaren kapasitesini zorlamaya başladı ve 2013 yılı DWC mitingi, 84 bin izleyiciye ev sahipliği yaptı.

Başa dönecek olursak; 27 Mart 1996 Çarşamba günü ilk kez düzenlenen, 4 milyon dolar ikramiyeli prestij yarışı World Cup’a 11 safkan katıldı ve bu koşuyu Jerry Bailey ile kazanan isim yarış dünyasının yakından tanıdığı Cigar oldu. Koşan atların kalitesi, Cigar’ın birinciliği ve hepsinden de önemlisi 4 milyon dolar ikramiyenin çekiciliği gelecek parlak günlerin de habercisiydi… DWC bir yıl sonra listed, 1998’de de G1 düzeyine yükseltildi. Biri safkan Arap atlarına ayrılan 6 koşulu programda, 500 bin dolar ikramiyeli ve DWC gibi 2000 metre mesafeli Dubai Duty Free de batı ülkelerinden gelen atçıların ilgisini çekiyordu.

KRİZİ YÖNETMEK…

DWC mitingi 1997 yılında, 29 Mart Cumartesi günü 6 koşulu bir programla gerçekleşecekti. Öğle saatlerinde başlayan yağış, şiddetini gittikçe arttırarak sürdürünce pist su tutmaya başladı. İlk önlem olarak, Dubai Duty Free ve Dubai World Cup dışındaki koşular iptal edildi. Yağışın dinmesi halinde pist düzeltilerek, son iki koşuya hazır hale getirilecekti. Fakat zaman ilerledikçe, bunun Dubai için alışılmış “geçici bir yağış olma ve koşuların yapılabilme umudu gittikçe azalıyordu. Yaşanan bu doğa olayı, DWC’nin geleceği ve Şeyh Muhammed’in hayalleri için bir yıkım olabilirdi…

Pisti ilgililerle birlikte inceleyen Şeyh, koşuların yapılamayacağına karar verince, hemen bir toplantı düzenledi. Yurt dışından gelen atçılara yarış pisti ve hipodrom uygun hale getirilerek, DWC programının beş gün sonra, 3 Nisan Perşembe günü koşulmasını önerdi. Fransa’dan gelen Helissio’nun ilgilileri dışında, herkes bu öneriyi kabul etti. Hava kuvvetlerinin helikopterleriyle pist ve hipodrom düzeltilip, DWC mitingi beş gün gecikmeyle gerçekleştirildi. Yurt dışından gelen ilgililer, medya çalışanları ve tüm misafirler perşembe gününe kadar Şeyh Muhammed’in konuğu oldular. Bu hayli maceralı DWC’yi de Jerry Bailey’nin bindiği Singspiel kazandı.

Büyük bir sorun böylece çözülmüş, belki de “darbe alacak” bir organizasyon, harcanan çabalar ve gösterilen özveriyle daha da değerli hale getirilmişti. Uluslararası anlamda yüksek puanlı safkanların katılımları sağlanınca, 1998 yılında DWC Grup 1, Nad Al Sheba Mile ile Nad Al Sheba Sprint de listed koşu düzeyine yükseltildiler. Dubai’deki ilk çim pist yarışı, 250 bin dolar ikramiyeli Turf Classic de aynı yıl koşuldu.

DUBAİ YARIŞLARININ EVRİMİ…

2004 yılından itibaren düzenlenmeye başlayan Dubai Uluslararası Yarış Karnavalı (DIRC) buradaki  yarışlarına bir başka gözle bakılmasını sağladı. Dünyanın dört bir yanından gelen safkanlarla düzenlenen koşular ilgi çekiyor, turizme katkı sağlıyor ama Dubai’yi dünyadaki yarışçılık merkezlerinden biri yapmıyordu.

2004 yılında, 29 Ocak ile 11 Mart tarihleri arası, 9 yarış gününden oluşan karnaval, 27 Mart Cumartesi DWC mitingi ile sonuçlandı. Dubai uluslararası yarış sezonu, bu karnaval aracılığıyla küresel at yarışı takviminin parçası haline geldi. Bunu yılda bir ya da iki günlük mitinglerle başarmak olanaksızdı. Ocak-Mart ayları arasında, yüksek yarış ikramiyeleriyle desteklenen Dubai yarış sezonu her ülkede ilgi odağı olmaya başladı. Çünkü karnaval, farklı ülkeden gelen yüzlerce safkana koşma ve kazanma olanağı sağlıyordu. Yüksek ikramiyeleri ve batı dünyası ile çakışmayan yarış takvimi de Dubai için ayrı bir avantajdı.

DUBAİ’DE TÜRK ATLARI…

Türkiye’den Dubai’ye giden ilk at, 2003 yılında Grand Ekinoks oldu. Yasin K. Ekinci, yeğeni Mustafa Kejanlıoğlu ve antrenörü Mert Aksoy’la birlikte 2002 DWC günü yarışlarını izledikten sonra kararını verdi:“Biz gelecek yıl burada olmalıyız”… Gelin sonrasını Yasin Kadri Ekinci’den dinleyelim; “Dubai’nin son 2 yarış gününü koşmayı çok arzu ediyordum. Katılmak için başvurduk ama bize pek sıcak bakmadılar. Türkiye’deki 140 handikap puanımız da onlar için bir şey ifade etmiyordu. Bizim ata 106 puan verip, şöyle bir öneride bulundular:

  • Dubai World Cup’tan bir önceki yarış günü (Super Saturday) koşmanıza izin veririz ama katılacağınız koşuda atınız ilk 4’e giremezse son gün koşamazsınız…”

Bu aslında kabul edilebilecek bir öneri değildi ama Yasin K. Ekinci’yi tanır ve Grand Ekinoks gibi her zorluğu yenebileceğine inandığınız bir de atınız varsa yolculuk hazırlıklarının hemen başladığını tahmin edersiniz…Grand Ekinoks G3 City Of Gold’ta, Highest’a az farkla geçilerek ikinci kaldı. Bu yarışıyla son gün G1 Dubai Sheema Classic’te koşma hakkı kazandı ve 16 atın katıldığı mücadeleden beşinci ayrıldı. Bu sonuç, Türk atlarının uluslararası Grup 1 koşularda günümüze değin elde ettiği en büyük başarı olma özelliğini koruyor.

Grand Ekinoks’un başarısı Türk atçılarını cesaretlendirdi ama Dubai yarışlarına ilginin ana nedeni, daha önce de söylediğimiz gibi,karnaval mitinginin başlaması oldu. Bu savımız sadece Türk atçıları için geçerli değil. Birçok ülkeden yüzlerce katılımcı, atlarına koşabilecekleri yarışlar buldukları için Dubai sezonunu değerlendirmeye başladılar. Orada yarışmacı olmak için, artık dünyanın en iyi atlarına sahip olmak gerekmiyordu. En iyiler son gün için davet edilip, hepimizin beklediği şovu gerçekleştireceklerdi…

Ayrıca her at sahibinin hayali, safkanlarının karnavalda göstereceği performansla, son gün şovunun izleyicisi değil, katılımcılardan biri olmaktı. Her yıl bunu başaran onlarca at görüyoruz. Grand Ekinoks, Ribella, Kaneko, Win River Win, hatta Pan River karnaval performanslarıyla son gün yarışlarına kabul edilen Türk atları oldular. Dinyeper ile Good Curry ise, World Cup günü yarışmacı olabilecek handikap puanlarıyla Dubai’ye gidip, karnavaldaki performanslarıyla da bunu başardılar. 2006 yılı karnavalında koşu kazanmayı başaran ve DWC günü mitinginde çok şeyler beklediğimiz Sabırlı, start sorunu nedeniyle Dubai’den erken dönmek zorunda kalmıştı.

Bu yılın G1 Dubai Golden Shaheen galibi Switzerland, karnavaldan DWC gününe geçiş yapan safkanların en yeni örneği oldu. 2019 yılında ABD’den G3 koşu galibi olarak Dubai’ye gelen Switzerland, 109 puanla başladığı ilk sezonunu 106 puanla ve koşu kazanamadan kapattı. Yarış hayatına BAE’de devam eden safkan, 4 yıllık süreçte 2 koşu kazanabilmeyi başarınca, World Cup günü için ilgi odağı olmaktan çıktı ama bu yıl, 2 milyon dolar ikramiyeli G1 Dubai Golden Shaheen’i 22/1 oranıyla kazanarak önemli bir sürprizi gerçekleştirdi.

2003-2007 yılları arası Dubai’de koşan atlarımız iyi sonuçlar aldılar. 2010’da Pan River ve 2019’da Good Curry de başarılı olanlar arasında değerlendirmeliler. Geriye dönüp baktığımızda, -genel anlamda- ilk 5 yıl ile sonrası arasında dağlar kadar fark var… Tablonun olumsuz yönünde beklenmedik şanssızlıklar etkili oldu ama başarısızlıkları sadece oralarda aramamak gerek.

Pan River (Selim Kaya) Dubai

Uluslararası koşulardaki başarılarımız sadece Dubai’de koşan atlarımla sınırlı değil… 1990 yılından itibaren Türkiye’de düzenlediğimiz uluslararası koşularda da, 1991’de Devir’in birinciliği ile başlayan süreç,  1993’te Southern Dancer, 1996 Bold Pilot, 2001, 2002 ve 2003 yıllarında Grand Ekinoks, Mary Ellen, Akındayım, Ersanhan, 2006 Ribella, 2007 yılında Sabırlı, 2008’de Harputlu Gaggoş, Berraksu, Inspector, Ayabakan, Bozdoğan, 2009’da Turbo gibi safkanlarımızın birincilikleri ile devam etti.

Ribella (Halis Karataş) Dubai

Şimdi o yılları, o atları arar olduk… Geçmiş yıllara bakınca, farklı beklentilere giriyor ve üzülüyoruz.  Örneğin; Dubai Racing Club’ın resmi programda yer alan “Roll of Honour” bölümünü, onurlandırılmaları gerekenlerin listesi olarak Türkçeye çevirebiliriz. O listedeki Win River Win’in yanına başka atlarımız eklenmeyecek mi? Niçin 20 yılda tek bir atımız bu listeye girebildi? Kazananlar arasında bizim atlarımız hiç olmayacak mı?

Neden bu performansımızı ileriye taşıyamadık ya da en azından sürdüremedik;  o yıllarda sahip olduğumuz atlar mı daha nitelikliydi, yoksa küresel atçılığın gelişimine mi ayak uyduramadık? Bu konudaki her sorunun yanıtı, bizim bir şeyleri yanlış yaptığımız sonucuna varmıyor mu? Kusuru hep başka yerlerde aramamak gerek… Yıllar boyu, yenilgileri ve yitirdiklerimizi izledikçe, bunun gerçek nedenlerini aramak yerine yarışçılıkta batıdan kopup, içine kapanık bir ülke olmaya başladık. 2007-2009 yılları arası 1 milyon 20 bin dolar ile Avrupa’nın en yüksek ikramiyeli 1 mil yarışı yaptığımız G2 Topkapı Koşusu’nu küme düşürdük. At yarışlarının prestij markası Longines’in sponsorluğunu kaybettik. Sonuçta, kimse kapımızı çalmaz oldu…

Yıllardır nitelikli aygırlar alıp, onların yurt dışında koşan yavrularıyla övünüyoruz… Yıllar önce de iyi aygırlar aldık. Common Grounds, Doyoun, Manila, Sea Hero, Dehere, Divine Light, Lion Heart, elbette ki Victory Gallop ve daha niceleri… Bu aygırlarımızdan uluslararası yarış ve yetiştiricilik anlamında verim alabildik mi? Sadece nitelikli aygır almakla, başarı gelmiyor. Dileriz yine aynısı olmaz.

Selman Taşbek – Dubai

BU YIL DUBAİ’DE ONLAR VE BİZ…

Biz konumuza dönelim… Bundan yaklaşık 25 yıl önce Dubai Emirliği’nde başlayan uluslararası at yarışları, 3 yıl önce Suudi Arabistan’ın da katılımıyla farklı bir boyut kazandı. Uygun mevsim koşulları ve rekabet edilemeyecek ikramiyeleriyle Körfez’de oluşturulan yarış takvimi, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı birçok ülkede ilgi odağı haline geldi.

Burgas G3, Final Dance ve Uğurtay da listed koşularda birer 4.’lük elde ettiler. Final Dance tek yarış koşabildi. Uğurtay ve Burgas’ın umut veren bu yarışları sonrası daha iyi koşmalarını bekliyorduk ve bizleri yanıltmadılar. Süper Cumartesi  günü G1 koşuda Uğurtay’a binen Gökhan Kocakaya ve Sheema Classic sonrası Burgas’ın jokeyi Ahmet Çelik “neredeyse” aynı şeyleri, rakiplerin bizim atlarımızdan çok farklı olduğunu söylüyorlardı. Ahmet Çelik’e; “2000’den sonra Burgas arttırmadı” dediğimizde;  “Burgas en iyi yarışını koştu diyebilirim. Düzlüğe kadar çok rahat geldik. Sonrasında da bana istediğim cevabı verdi ve arttırmaya başladı. Fakat rakiplerin bazısı sağımdan, bazısı solumdan öyle bir hızla geçmeye başladılar ki…”  yanıtını verdi.

Dubai Sheema Classic’in sert geçeceği belliydi ve öyle oldu. Aslında bu yarışa bakarak, karamsarlığa kapılmamalıyız. Yurt dışındaki en iyi G1 atlarından bazıları ile bizim en iyi atımız arasındaki farkı gösteriyor. Koşunun tempolarına, ilk 8 sırayı paylaşan safkanlar arasındaki yaklaşık 3 boyluk farka bakınca, yalın gerçek ortaya çıkıyor. Biz onların dengi değiliz…

Bu yılın Japon Derbisi galibi Shahryar, 2.26:88 ile biten 2410 metre mesafeli koşuda bu pistin en iyi 3., bu koşunun da en iyi 2. derecesini,  startla birlikte liderliği alarak koşunun temposunu belirleyen Authority, kazanan Shahryar’ın ¾ boy gerisinde 3. olurken 2:27.04 yaptılar. Authority de bu pistin en iyi 5. derecesini gerçekleştirdi. “Favori Yibir ilk 1600 metresini en geride götürdüğü koşuyu boyun farkıyla kaybetti” deyip, burada bir parantez açalım. Yibir’in koşuyu en geride götürmesi, bizim bildiğimiz bekleme yarışı gibi değildi. İlk 400’ü 27.00 ile geçerek 15.’liğe, bir başka deyişle sonunculuğa yerleşti.  Son 600’e kadar sıralamadaki yeri değişmedi ama ilk 400’den sonraki tempoları: 24.30-23.95-24.59-23.52-23.58 oldu. Bu tempolar neyin beklemesi? Öndeki Authority ve peşindeki Shahryar’dan eksiği yok fazlası var. Yibir’in taktiğine bekleme yarışından çok, uygun pozisyonu almak diyebiliriz.

Burgas’a dönüp, Gazi Koşusu’nu anımsayalım. İlk 1000 metreyi 1:03.69, 2000’i 2:04.01 ile geçmiş ve  2.27.36 yaparak zafere ulaşmıştı. Meydan Hipodromu’nun Veliefendi’ye oranla daha ağır pistinde koşulan bu yarışta ise, 1000’i 1:02.41, 2000’i 2.02.93 ile geçince son 410 metreye sermayesi kalmadı. Gazi gibi koşsa, Yibir ‘in de 4 boy gerisinde beklemesi gerek. O zaman da sıralamada 14. değil, en fazla 13. olurdu. Hiç olmazsa 1900 metre “ben de varım” dedi…  Atçılar pek umut olmayan durumları;“Onun da bizimki gibi dört ayağı var” diyerek geçiştirirler ama demek ki her dört ayağı olan at, birbiriyle rekabet edemiyor…

Burgas (Meydan Hipodromu)

Genel görüntü şu: Onların atları bizimkilerden çok daha hızlı. Sadece ABD atlarına yakıştırdığımız, startla birlikte hızlanmayı Avrupa’dan gelen atlar da yapıyor. Bizim atlarımız ise gerekli pozisyonu alıp, koşuda iddialı olabileceği yerde tutunana kadar güçlerinin büyük bölümünü harcıyorlar. Sonra; “Hadi bir de onlar gibi sprint yap” diyoruz… Bu nasıl olacak? Aygır stokuna en iyi para ödeyen ülkelerden biriyiz. Daha ekonomik fiyatlı aygırlarla yetiştiricilik yapan ülkelerin atları, yarış pistlerinde bizim tozumu atıyorlar. Hatta yarışçılıkta en ileri düzeydeki ülkelerin atlarını bile geçiyorlar. Atların yarışçı özelliklerinin kalıtımdan çok idmanla ilintisi var. Değerlendirmelerine her zaman saygı duyduğum Ömer Halim Aydın, bu konuyu öyle güzel özetledi ki; “Bizler atlarımızı birbirimizi geçecek kadar idman ediyoruz. Onlar ise işin küresel boyutunu hesap ederek, safkanlarını optimum yararı alacak biçimde hazırlıyorlar.”  Doğru söze ne denir…

PEKİ, NE YAPACAĞIZ?

Bu yılki Dubai yarışlarından yanımıza kâr kalan, “onu da geçeriz, bunu da geçeriz” şeklindeki hayali başarıların yerine gerçekle bir kez daha yüzleşmek oldu… Sonuçlara bakıp, “Olmuyor işte, oturalım oturduğumuz yerde…” mi diyeceğiz? Onlarca örnek saydık, eskiden nasıl oluyordu? DWC gününün resmi programında yer alan “Roll of Honour” bölümünü, onurlandırılmaları gerekenlerin listesi olarak Türkçeye çevirebiliriz. O listedeki Win River Win adının yanına başka atlarımız eklenmeyecek mi? Niçin 20 yılda tek bir atımız bu listeye girecek, kazananlar arasında atımız ya da atlarımız olmayacak mı?

Bunca yatırımı kabuğumuza çekilip, sonucu kabullenmek için mi yapıyoruz? “Diğer spor dallarında da böyleyiz” ya da “Devletten beş kuruş almadan binlerce kişiye iş gücü ve kamuya gelir sağlıyoruz” gibi söylemler kulağa hoş geliyor ama… Yarış ve yetiştiriciliğin temel hedefi, küresel boyuta ulaşarak ülkeye katma değer yaratmaktır. Sağlanan iş gücü ve dolaylı vergiler de elbette ki olumlu. Fakat bu büyüklükte bir ülke için lafı bile olmaz…

Zaman; bireyler ve kurumların bir araya gelip, çözüm aramaları zamanı… Uluslararası rekabetten kaçmayacağız. Uluslararası koşu sayılarımızı mutlaka arttırıp, yurt dışından katılımı özendirecek düzeye getireceğiz. Atlarımızın da bu mücadelelere katılmalarını sağlayacak uygulamalar geliştirilmeli. Yurt dışına gidişlerde de TJK, yarış otoritesi ve diğer derneklerimiz de atçıların yanında olmalı. Uluslararası rekabete giremediğimiz sürece, yaptığımız işin önemsenecek bir değeri yok. “Sen beni geçtin, ben seni geçtim” demekle bu kadar oluyor… Şans yardım eder, belki bir gün, bir at çıkarabiliriz. Bu aşamada buna da razıyız ama artık kimsenin işi şansa bırakmak istemediği bir ortamda, bizim de gerçekçi olmamız gerek. Geçmiş yıllardaki gibi, “biz onları geçtik” dediğimiz günleri özlüyoruz…



News Reporter

10 thoughts on “Dubai’nin Ardından Gerçeklerle Yüzleşmek…

  1. Atçılıktaki temel teori: “Bakım ve idman şartları eşitse kan kazanır”… Kanlarımız diiğerlerine göre çok kötü değilse, demek ki bakım ve idman şartlarında çok gerideyiz, öncelikle bunları düzeltmeliyiz. Atlarımızı, doğumundan itibaren verdiğmiz vasat bakım ve idman koşulları yanında bilgimizin de üst seviyede olmaması nedeni ile yeterince güçlendiremiyor ve hazırlayamıyoruz. Ayrıca ülkemizde özellikle grup yarışlarda rölanti tempolar ile yorulmadan son 400’e kadar gelmeye alıştırılan atlarımız, baştan sona süratli tempolarda koşulan uluslararası yarışlarda erken tükeniyor ve son düzlükte tamamen dağılıyorlar. Kısaca, idman ve bakım koşullarımızı üst seviyeye çıkartamaz isek, Frankel, Dubawi, English Channel vb. atlar ülkemizde aygırlık yapsa da hiç bir yere varamayız.

  2. Tabikide büyüklerimiz bu camiyanın içinde olanlar bizlerden daha iyi bilirler ama biz ilk önce şunu bir başaralım ülkemizdeki uluslararası koşulara yabancı safkanları getirelim ve onları geçelim veya baş edelim ki Dubaiye gittiğimizde yada başka bir yabancı hipodroma safkanlarımızın gerçek gücünü görelim. Bu sene uluslararası koşuya yabancı safkanlar gelecek mi çok merak ediyorum açıkcası şayet gelmeyecekse hiçbir bahaneye sığınmayalım lütfen uluslararası koşularımız kaldıralım biz yarışseverleride boşuna heyecanlandırmayın.

  3. yıllarca gördük, Avrupadan bir kaç iyi at gelince, bizim baş atlarımız kendi uluslararası koşularımızı koşmadılar dahi.. madem aygırlar iyi, aygırlara verdiğimiz paralardan birazını da idmanları düzenleyecek adamlara verelim.

  4. Rakiple değil saatle yarıştığımız zaman onların seviyesine gelebiliriz. Yetiştiricilik primi veriliyor, at sahibi primi veriliyor. Peki neden yarışlarda en iyi dereceye prim verilmiyor? En hızlı ilk 800’e bir prim koy, en hızlı 1000 metreye başka bir prim, en hızlı yarış derecesine ayrı bir prim. Her yarışta bu primler biriksin ve rekoru kıran bütün primleri alsın. O zaman sadece rakipleri geçmek değil, zamanı da geliştirmek için koşarlar.

  5. Boş şeyler yazılmış sende bilion sorun nerde gitceksin başkan serdar adalıya hesap sorcaksın uyduruk arap atlarını tigem bilmem ne diye vatandaşa sat yıl boyu bu arap atların yarışı ingiliz atların yarışından fazla olsun bide üste en kötü 50-60 bin ikramiye ver bunların sahipini zengin et ondan sonra senin yarışsever dedigin bahisseverler köyden 20 katır getirip koştursalar ona bahis oynasın sonra da ağla Türkiyede at yarışı yok at pazarı var spor die bakılmıyor tüccar zihniyetiyle yönetiliyor tjk daha ne bekliosun bu bile fazla

  6. Arap atçılığından vazgeçip tüm enerji ve kaynağımızı dünyada geçer ve kabul gören ingiliz atçılığına yöneltmedikçe bir yere varmamız imkansız. Böyle 3. Sınıf koşularda kendimizi tatmin ederiz.

  7. Siz anlamadınız, mevzu basit, sen Türkiye de atını rakibe göre değil de sanki rakipsiz, sıkı bir şekilde hazırlarsan ve kendi koşunu koşarsan, atının karakterini yarışa yansıtırsan ozaman atlarımız yurt dışında koşarken nefesli olur, ayrıca ülkemizde antrenörlerin (mevcut) hiçbirisi yeterli düzeyde değil, yaşa ve gör taktiği ile işi öğreniyor, at sahipleri zaten derdi başka, ayrıca en önemli kısım jokey kısmı, koskoca Türkiye de kaçtane bilinçli idman jokeyi var? Çoğu attan anlamıyor, pata küte gelmiş bu zamana kadar, kendini geliştirmeden devam ediyor. Size komik bir örnek vermek isterim bir jokey adana da bir eküri in 2 yaşlı dişi tayına 3 kez bindi ve 2 yarışı kumda kazandı, diğerinde 2 nci oldu, çimde başarılı olamadı, at tekrar 4.ncü koşusunu kumda koştu ve jokeyin talşmatları dinlemeyip kafasına göre koşmasından dolayı başarısız oldu. Yarıştan so ra söylediği şu efsane sözü hiç unutamam =antrenör soruyor ne oldu neden böyle oldu neden bekleme yaptın en geride VS diye, jokey ne dese beğenirsin “abi bu at kumcu değil çimci”!! Gülermisin ağlarmısın? Yada E. T. Adlı genç apranti ye teklif götürdüm – gel kardeş x ahırda ata bin gelecek yarışta diye, henüz apranti ve iyi gidiyor, yarış kazanıyor, çocukla konuştum kendisi x ekürinin atlarına binmek istemedi sebebi de koşan atları başarısız Dı ama alttan sağlam tayları geldiğini söyledin Ankara sezonunda o taylarla şov yapacağını söyledim, 1 saat dil döktüm ama o genç apranti binmedi. Nedeni basit, günü kurtarmak, vizyonsuzluk istikrar ve süreklilik yerine o sezon hızlı şekilde jokey olmak iyi atlara binmek farklı ekürilerin, tercihi bu oldu ama şimdi kayboldu gitti ayda 10 yarışa binse rekor. İnsan vizyon sahibi olmalı, rakiplerini iyi tanımalı, Adana da sabah idmanı izlemeye gittim , eskiden tanıdığım ve bir eküriye önerdiğim antrenörler selamlaştık (A. G.) atı1000 metre galop yaptı açık yarış atı, abi senin atın maşallahı var dedim bu deniz şövalyesi mi dedim galobunda akıcıydı dedim bana ne dese iyi – yok kardeş Kenter yaptı bu dedi, sahada o kadar vasat günü kurtarmaya yönelik çalışan bilgisiz antrenör varki size anlatsam ağzınız açık dinlersiniz. Adana da açık yarış var, sevdiğim. Taaa eskilerden tanıdığım bir imza antrenörü var, gerçi imza atıyor ama ekürinin de ahırında, açık yarış koşacak aradım abi atın şanslı rakibin bak x at dedim ona dikkat et, atın ne durumda kazanır mı diye sordum, kardeş rahat ol kazanır dedi, atı 2nci oldu söylediğim at kazandı. Analiz yok, bilgi yok, pata küte kulaktan dolma yaşa ve gör taktiği ile millet atlarınj böyle adamlara emanet ediyor. Yada şuan tr nin en büyük ekürisinde antrenörlük yapan antrenörlerin taya ağır ilaç vurup atı bayıltıkları ve bunu da ballandıra ballandıra anlattıklarını mı ararsın, yada 4 at koşarken x atı rakip seçecekken padokta sohbet esnasında aman abi napıyon bak bu at önde gider kaçak at bunun arkasında git kaçırma son 400 de topukla geçersin deyince bana ciddimisin deyipte taktiğini değiştiren antrenör mü ararsın. Bunlar mı yurt dışında hele de dubai de at koşacaklar? Bizim eğitim seviyemiz ne kadar düşükse o kadar geriye gideriz biz.

  8. Daha önce yazdım tekrar yazıyorum. Burgas gr3 koşuyu hedef yapmalıydı. Gr1 koşu için 2400m Istanbul pist derecesi 2.25 istiyor.

    Japon atları 2.24 yapmış. Sürpriz yok.

    Bu arada Japonları tebrik ediyorum. Çalışan ve bilimin yolundan gidenler başarılı oluyor.

  9. Trakus başladığından beri İstanbul da yarış tempoları Arap atları seviyesinde bu tempolarla hazırlanan atlarımızdan da çok seviye atlamaları beklenmemeli bir de godolphine, coolmore gibi ekürileri ve bütçelerini düşününce zaten pek bir şansımız olmadığı açık Avrupa dan 3-5 bin Euro luk kısrakları getirmekle adamların stok fazlası diye ellerinden çıkardığı aygırları almakla ve bu eğitim seviyelerimizle bizimkisi de hayal zaten

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.