Rüzgar Gibi Geçenler – 11 / Sahada da Harada da Şampiyon

RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-12

AYABAKAN; Sahada da Harada da Şampiyon…

Reşat Yurday Köstem

Ayabakan bir yönüyle pek anımsanmayan, bir başka yönüyle de hiç unutulmayan bir at. İki yıl süren yarış yaşamında “parladı, parladı” ve bir kuyruklu yıldız gibi aktı, geçti. Bu yönü pek akıllarda kalmamış gibi. Yoksa taylarına ödenen bedeller ve performansları “bize her yıl onu hatırlatıyor…”

Bunun nedeni, safkan Arap atçılığımızın yirmi birinci yüzyıla çok verimli başlaması olabilir. İşte millenyum’un ilk on yılı içinde sahaya gelen isimler: 2000 Odinhan, 2001 Özgünhan, 2004 Bolkar, 2005 Kafkaslı, 2006 İzbatur, 2007 Ayabakan, 2008 Turbo…

Ayabakan ya da Bolkar gibi iki, hatta İzbatur gibi üç yıllık yarış yaşamlarıyla bu gruptan sıyrılıp, “en öne” geçmek olası değil. Özgünhan’dan, Turbo’dan, “hele, hele” altı yıl sahada kalan Kafkaslı’dan neleri daha iyi yapıp da, bunu başaracaksınız?

Saydığımız isimlerden Odinhan, Özgünhan ve Ayabakan, Özgün yavruları. Öyleyse, Ayabakan’dan önce, rekor sayıda şampiyon yavru veren babasından söz etmeliyiz. Ayrıca baba ile oğulun o kadar çok benzer yönleri var ki…

O Yıllarda Çok Ortaklı At Sahipliği…

Bakırköylü, at ve at yarışlarına sevdalı bir arkadaş grubu, Özgün’ü Karacabey Harası’nın 1986 yılı angajmanlı Arap tayı satışlarından 13 milyon liraya alırlar. Paramızdaki dalgalanmalar, sonraki yıllarda “altı sıfır atmalar” nedeniyle, o günün 13 milyon lirasının bugün ne anlama geldiğini anlamak güç.  Yalnız şunu söyleyebiliriz: Karacabey Harası’nın o gün satılan on üç tayı arasında, Özgün fiyatıyla on birinci sırada. Demek ki pahalı değil…

Ayabakan (harada)

Tayın başlangıçta daha çok ortağı vardır ama ahıra gelip “hünerlerini” gösterdikçe, bu sayı üçe kadar düşer… Niko Atanasyadis, Ömer Halim Aydın ve Yorgo Şanlıoğlu yola sonuna kadar devam ederler.  Ömer Halim Aydın ortaklıktan ayrılan arkadaşlarına hak veriyor; “Ortaklar nasıl kaçmasın… Bir sabah kenterini izlemeye gittim. İdman jokeyi galop yapar gibi durmadan teşvik ediyor ama onun koşmağa hiç niyeti yok. Jokey çalışmayı bıraksa, olduğu yerde duracak…”

Özgün’ün sahibi üç ismi saydık ama bu tayı seçen, Dr. Güngör Baylav’ı da unutmamak gerek. Belleği güçlü olanlar doktoru, 80’lerin ortasında koşan, Özay isimli Arap atının sahibi olarak anımsayacaklar. Özay da çok ortaklıydı. Güngör Baylav gerçek bir at ve at yarışı sevdalısı… Tanıyanlar, bu sahada onun kadar attan anlayan çok az kişiye rastladıklarını söylüyorlar. Bir özelliği de prensiplerinden hiç ödün vermemesi… Ömer Halim Aydın doktoru şöyle tarif ediyor; “ Her yarış günü Veliefendi’ye gelip atları padokta izler, kazanacak atı da büyük bir isabetle tahmin ederdi. Ganyanı onlarca lira veren, sürpriz atları bulur ama oynamazdı. Müşterek bahislere katıldığını da hiç görmedik. Bu kesintilerle oynanmaz derdi…” Görüşlerine inandıkları Dr. Güngör Baylav, tayları satış öncesi kaldıkları Fikret Yüzatlı ahırlarında, alıcı grubuyla birlikte tek tek inceler ve “Bunu alın” diyerek Özgün’ü önerir.

Işıltılı Bir Başlangıç

Özgün yarış istatistikleriyle hafızalara kazınacak bir isim değil ama kazandığı koşuların çoğu, sıradan mücadeleler bile olsa sonrası için hayaller kurdurabilecek gibiydi… Bu koşuları kazanırken, mutlaka herkesi şaşırtacak bir şeyler yapıyordu. Kum pistte 1100 metrelik maiden koşuyu 1:14:14, 1400 metrelik şartlı koşuyu 1:34:31 ile kazandı. Veliefendi Hipodromu’nun o yıllardaki “gerçek” kum pistinde bu dereceleri onun gibi “güle oynaya” yapmak hiç de kolay değildi. Nice “iyi atlarımız” onun maiden’daki derecesini bile yıllar boyu gerçekleştirilemediler.

Madalyonun diğer yönüne bakacak olursak; üç yaşlı döneminde sekiz kez start alıp, üç koşu kazandı. İlk üç koşusunda maiden’dan çıkamadı. Hatay Koşusu dördüncülüğü o yıl grup koşulardaki en büyük başarısıydı. Özgün üç yaşlı sezonunu, “ayağını yorganına göre uzat misali” sıradan bir koşu kazanarak noktaladı.

Yıl 1987… Arap atlarının kazançlarına göre; A, B ve C gruplarına ayrıldığı dönemler. Özgün’ün kazancı A grubuna çıkmaya yetmeyince, istikamet İzmir’deki B grubu yarışlarıdır. Orada koştuğu üç koşusu da beklentilerin altında kalınca, İstanbul’a “erken” dönüş yaparak, diz eklemindeki sorunu nedeniyle tedaviye alındı.

Özgün, İstanbul’daki yüz günlük “rekreasyon” diyebileceğimiz dönemden sonra, gerçekten de yenilenerek sahaya döndü. B grubunda dört açık koşuyu üst üste kazanarak ve A grubuna çıktı. Yarışları öylesine göz alıcıydı ki; handikaperler A grubundaki ilk koşusu olan mahdut handikapta ona 61 kilo verdi. Bu koşuda varlık gösteremedi ama üç hafta sonra 2000 metre Bakırköy Belediye Başkanlığı Koşusu’nu; Atlıer, Gürbatur, Serdarbey, Aktolgalı gibi dönemin “ünlü” isimlerini geçerek kazandı. Sonrasında “çıta daha da yükseldi” ve sıra G2 Mehmet Ali Kiper Koşusu’na geldi. Startla başlayan Özgün- Töm “iddialaşması” ikisine de yaramayınca tabelada yer bulamadılar.

Şimdi bir soluklanarak, Özgün’ün buraya kadar anlattığımız on dört aylık performansını gözümüzün önüne getirelim. Söz ettiğimiz süreçte koştuğu on sekiz yarışta, şampiyon bir yarış atının “işaretlerini” veriyor mu? Hayır ama siz yine de kesin karar vermeyin…

Başka Örneği Var mı?

Şimdi söyleyeceklerimi “lütfen” dikkatle okuyun, sonra devam edelim: “Özgün’ün yarış yaşamı yaklaşık otuz dört ay daha sürecek ve ne olacaksa da, bu süreçte olacak…”

Safkan söz ettiğimiz otuz dört aylık süreçte üç yarış koşabiliyor. 4 Eylül 1988 G2 Malazgirt Koşusu, 15 Ekim 1988 G1 Cumhuriyet Koşusu ve yaklaşık otuz iki ay pistlerden uzak kaldıktan sonra, 5 Haziran 1991’de şartlı koşu. Garip ama gerçek. Özgün bunların üçünü de kazanıyor…

Gelin bu koşuların öyküsünü, Tınay Adışen’den dinleyelim; “1988 yılının ağustos ayı ortalarıydı, Victoire isimli İngiliz atıyla kazandığım koşuda ceza aldım. Bunun üzerine İzmir’deki evime gidip, bir süre orada kaldım ve Malazgirt Koşusu’ndan dört gün önce İstanbul’a döndüm. Özgün’ün antrenörü, mahalle arkadaşım Rıfat (Tengiz) o koşuda ata benim binmemi teklif etti. Sürekli Ahmet Atçı biniyordu ama kısmet… Victoire’ın benden sonraki yarışına Ahmet binmiş, kazanırken o da benim gibi ceza almış… Bu yüzden Özgün’e Malazgirt Koşusu’nda ben bindim. Serdarbey, Aktolgalı, Erbatur, Timurbey, Foçalı, Tacım gibi atlarla koştuk. Düzlükte atı gayrete getirmek için, sağ koluna kuvvetlice dokununca roketledi ve yarışı dört boy önde kazandık. Müthiş koştu…”

Tam da Tınay Adışen’in söylediği gibi, Özgün müthiş koşmuştu. Startla birlikte önde Serdarbey, peşinde Özgün… Tınay’ın deyimiyle, “düzlükte roketleyen” Özgün, 400’de liderliği alıp, 200’de de farkı açmaya başladı. 1400 metrelik koşudaki 1:30:89’luk derecesi pist rekoruydu ve Özgün bu mesafede 1:31’in altına inen ilk at olmuştu. Tam yedi yıl sonra Yavuzhan, 1:30:74 ile yeni rekorun sahibi oldu.

Artık hedef, kırk gün sonra koşulacak grup 1 Cumhuriyet Koşusu idi. Söz yeniden Tınay Adışen’de; “Geçen yarışında Ahmet Atçı cezalı olduğu için ben binmiştim. Bu sebeple Cumhuriyet Koşusu’nda ata kimin bineceğini sordum. Rıfat (Tengiz) yine benim bineceğimi söyledi.

Özgün’le koşu içinde konuşuyorduk… Koluna sertçe dokunmam, belli ki hoşuna gidiyor, sanki bana [Bir daha dokun… Bir daha dokun…] diyordu. Bunu anlıyor ve öyle davranıyordum. Yine kolay kazandık, Atlıer ikinci oldu.”

Özgün’ün bu kez 1600 metrede,  “o yıllar için süper denilebilecek” 1:45:61’lik derecesi 2004 yılına kadar Cumhuriyet Koşusu rekoru olarak kaldı.

Özgün’e Yakışan Final…

Özgün’ün 1988 TBMM Koşusu’na da kaydı yapıldı ama “her atçının korkulu rüyası olan” tandon sakatlığı nedeniyle koşamadı.

Uzun bir tedavi dönemi ve tam otuz iki ay aradan sonra, çim pistteki 1300 metrelik şartlı koşuyla pistlere döndü. Özgün bu koşuyu da, 1:25:36 ile Aktolgalı’nın beş boy önünde kazandı. Koşu sonrası yaşananları, dönemin yarış dergisi BANKO aktarıyor: “Özgün yarışı kazandıktan sonra ringde cefakar antrenörü Rıfat’ın göz yaşları vardı. Sevinçten ağlıyordu.”

Özgün ondan beklenen başarıları yakalayan “harika” bir yarış atıydı ama sakatlığı nedeniyle artık koşma şansı kalmamış, bundan sonraki yaşamını harada aygır olarak sürdürecekti. Günümüzdeki koşulları olsa bu atı kendiniz aygır yapar, “paraya para demezsiniz…”

TİGEM 13 milyon liraya sattığı Özgün’ü, beş yıl sonra 60 milyon liraya aygır olarak aldı. Otuz yıl öncesinden söz ediyoruz. Bu fiyatı sizler nasıl bulursunuz bilemem ama satışından kısa bir süre önce kazandığı üç şartlı koşunun ikramiyesi 16 milyon lira… Kıyaslama için iki örnek daha verelim. TİGEM’in Özgün’ü satın aldığı 1991 yılında, Karacabey Harası’nın sattığı angajmanlı on dört Arap tayının ilk onunu bu parayla alamıyorsunuz. Aynı satışta Özgün’ün baba kardeşi, Uludağ’ın, 17 Turfetünnur’dan olan tayını Özkan İşgüden 160 milyon liraya almıştı. Özgün ucuza gitmiş…

Yavrularından Biri…

Özgün’ün yavruları, “şampiyonlar serisi” olarak ayrıca anlatılabilir. Bugün onlardan birini, en altlardan başlayıp, zirveye tırmanışın öyküsünü, Ayabakan’ı anlatacağız…

Erkek taylarına sahip olabilmek için, “kıran kırana” açık arttırmalara katılmak, deyim yerindeyse “kesenin ağzını” bir hayli açmak gereken “şampiyon imalatçısı” Özgün’ün taylarından Ayabakan bir yaşında “sessiz, sedasız” satıldı.

Anadolu Tarım İşletmesi kadro fazlası taylarının satışında, görücüye çıktı; “var mı talip” diye sordular… Burada biraz durup, akıl yürütelim.

Özgün’ün erkek yavrusu daha bir yaşındayken neden kadro fazlasına ayrılır? Gerçi bu pek rastlanmayan bir durum değil. İşletmelerin kadro fazlası ayırdığı birçok tayı, sonraki yıllarda şampiyon olarak alkışladık…

Paramızdan altı sıfırın atıldığı 2005’te, 23 bin YTL’ye alıcı bulan Ayabakan, o günkü satışın en ucuz tayları arasında… Örneğin Kurtel Ekürisi aynı satıştan, Özgün-Cahide.80 orijinli, Ayabakan’la yaşıt Coşartay’ı, 100 bin liraya aldı. Satışlara isteyen herkesin katılabildiğini ve açık arttırmada en yüksek bedeli verenin taya sahip olduğunu da unutmayalım.

Siz bedeli taya ödüyorsunuz ama aslında bir umudu satın alıyorsunuz… Ucuz ve pahalı diye göreceli olarak sınıflandırdığımız tayların fiyatlarına bir de bu açıdan bakmak gerek.

Ayabakan’ın sahibi Şihis Şimşek, pek de talibi olmayan bu tayın satın alışını anlatırken, bazı ipuçları veriyor: “Ayabakan’ın kardeşi de bizim haradaydı. Müthiş bir attı. İhalede Ayabakan’ın onun kardeşi olduğuna inanamadım. Bırakın koşmayı, yürüyecek mecali yoktu. Doğrusu, kardeşinin hatırına aldık onu. İhaledeki o ezik duruşu, cılız bedeni hırslandırmıştı beni. Onun da kardeşi gibi müthiş bir at olabileceğini göstermeliydik. Bir bebeğe bakar gibi baktık; emeklerimizi boş çıkarmadı.”

Ayabakan’ın, 2001 doğumlu ana-baba kardeşi Dirlikhan’ın hatırına satın alındığını da böylece öğreniyoruz.

Geleceğin Şampiyonu ve Halis Karataş…

Ayabakan Şimşek Harasında gösterdiği gelişimi, belli ki idman pistine çıktığı daha ilk günlerde kanıtlıyor. Öykünün bundan sonraki bölümünü, onunla ayrılmaz ikili oluşturan Halis Karataş’tan dinleyelim; “Ayabakan rahmetli Orhan Bekmezci’deydi. Bütün kış boyunca bana [Bir tayım var, senin eline geçmesini, seninle buluşmasını istiyorum] diyordu. İdmanında da hiç binmedim ama Orhan Abi gibi tecrübeli, attan anlayan birisinin sözlerine inandım ve bu şekilde Ayabakan’la buluştuk. Bazı şanssızlıklar nedeniyle onu ancak sezon ortasında koşabildik. İlk yarışını çıktığı gibi, kolay kazandı.

Dedim ki: Orhan Abi Senin üzerinde durduğun kadar varmış, bu farklı bir at.  Bineğinden kenterine, sprint ve galoplara geçtiğinde ne hissettin de böyle üzerine düştün? Senin bu görüşünü tecrübe etmek isterim. Bazı safkanlar idmanda size öyle umut veriyor ki… Fakat yarış kabiliyeti, yarış yüreği maalesef çoğunda olmuyor.”     

Halis’in söz ettiği ilk startı Veliefendi Hipodromu çim pistindeki 1200 metre mesafeli 1 şartlı Haberbatur koşusuydu.  1:19:11 yaparak beş boy önde kazandı. Bitiriş derecesi, ikiye bölünen koşunun diğerinden iki saniye daha iyiydi. Sonraki iki yarışında da aynı pist ve mesafede 1:18:92 ve 1:18:19 gibi gittikçe geliştirdiği derecelerle birinciliğe uzandı.

Ayabakan, üç yaşlı döneminde, aralarında Çanakkale Zaferi, Hatay ve Haralar Koşusu gibi grup 1, TİGEM Koşusu gibi grup 2 mücadelelerin yer aldığı yedi koşunun tümünü kazandı. Başarının sırrını Halis Karataş şöyle anlatıyor: “Yarış içinde istediğiniz her şeyi yapabiliyor. Mücadelede kaybetmeyi hiç aklıma getirmediğim safkanlardan biriydi.”

Ayabakan; sonraki yıllarda hepsi başarılı birer aygır olan Peksoy, Coşartay, Aşkıner, Berksoy, Güntay, Bayhan gibi isimlerin yanı sıra, Gökçeada, Elmasbike, Yücelay gibi güçlü dişi rakiplerle de koştu. 2007 yılını üç yaşlılar arasında 132 handikap puanıyla lider tamamladı ve tartışmasız biçimde “Yılın Arap Tayı” unvanını kazandı.

Her Koşulda Kazanıyor…

Beş aylık aradan sonra, yeni sezonu G3 Seyhan Belediye Başkanlığı Koşusu galibiyetiyle Adana’da açtı. Ayabakan startla birlikte koşuya tempo verip, kimseyi yanına sokmadan sürekli kazanıyordu. Rakipleri onu geçebilmek için farklı taktikler aramaya başladılar. İstanbul’daki G3 Hazım R. Gözlükçü Koşusu bunun ilk denemesiydi diyebiliriz.

Koşunun temposunu “tavşanlık görevi üstlenen” Akbayram vererek ekürisi Berksoy’la adeta bayrak yarışı yapacak ve Ayabakan’ı sonda sprinte zorlayacaklardı. Startla birlikte Akbayram numarayı aldı. Berksoy ikincilikte, Ayabakan ise onun birkaç boy gerisinde bekleme yarışı yapıyordu. Düzlükte Berksoy lider, Ayabakan takipçisi oldu. 200’de rakibini yakalayan Ayabakan, dokuzuncu yarışından da birincilikle ayrılıyordu.

Ayabakan’ın koşuya tempo vermesi “bir anlamda” engellenmişti ama düzlükte yaptığı sprinte yanıt veremedikleri için kazanan yine o olmuştu…

Koşuda Ayabakan’ın bekleme yapmasını gerektirecek kadar da yüksek bir tempo yoktu. İstense her zaman yaptığı gibi liderliği alıp, koşuyu kazanabilirdi. Bu taktik, gelecek günlerdeki uzun mesafeli koşular için bir deneme oldu.  Halis Karataş, Ayabakan için o kadar net konuşuyor ki; “Koşunun temposu ne olursa olsun ona uyuyor, istediğinizde de sprint yapıyordu. Bir atın ona üstünlük sağlama şansı çok azdı.”  

Sırada dört yaşlıların 2100 metre mesafeli G1 İstiklal Savaşı Koşusu vardı… Burada tartışılan, koşacak diğer on dört safkan değil, mesafenin Ayabakan’a rakip olup, olamayacağı idi… Bekleme yarışı yapmak, ya da uzayan mesafe onun performansını düşürüyor muydu?

Bu koşuyu izleyerek ya da farklara bakarak  “evet” diyebilirsiniz ama Halis Karataş’ı dinledikten sonra sanırım fikriniz değişecek: “Ayabakan, İstiklal Savaşı Koşusu’ndan bir hafta önce rahatsızlık geçirdi, yem yememeye başladı. Zorla bir şeyler yedirmeye çalışıyorlardı. O yarışa hasta, hasta geldi diyebilirim. Arek (Kuyumciyan) Beyin Güntay’ı, Gülerce Ekürisi’nin Bayhan’ı ile son 400’de buluştuk. Potoya kadar canını dişine taktı, yine geçilmedi…” Düzlüğe kadar on birinci durumda giderek kazandığı İstiklal Savaşı Koşusu, Ayabakan-Karataş ikilisinin özgüvenlerini daha da pekiştiren bu yarış olmuştu.

Ayabakan ve Kafkaslı

Kaderde Geçilmek de Var…

Sırada dört yaşlıların 2400 metrelik G1 Niğbolu Koşusu…

Ayabakan, “ezeli” rakipleri Berksoy, Güntay, Bayhan’ın yanı sıra o güne kadar sınıf ve grup koşularda hiç görmediğimiz bir isim, Çelikkan’la da yarışacaktı. Çelikkan maiden’dan dört yaşında çıkmayı başarmış, Nigbolu’dan bir hafta önce, Ankara’da KV-6 İhsan Akhun Koşusu’nu kazanmıştı. Şans verilen dört at birbirini kollarken, Çelikkan daha ilk 400 metre içinde “aldı başını, gitti”… Bizler böyle bir duruma ilk kez rastlamadığımızdan, öndekini yok sayıp arkadakilere odaklandık. Arkadakilerin jokeyleri de bizim gibi yapınca… Rakiplerinden “hayal edilemeyecek oranda” avans alan Çelikkan, koşuyu Ayabakan’ın üç buçuk boy önünde kazandı. Kaya Ekürisi’nin safkanı Çelikkan’ın bu “taktiksel” başarısında, jokey Ömer Kaya’nın payını da unutmamak gerek. Şampiyon ilk kez geçiliyordu… Hatta buna ilk ve son kez de diyebiliriz, nedenini de anlatacağız. Herkesin bu şoku atlatması, üç hafta sonraki Uluslararası G1 Malazgirt Koşusu’na kadar sürdü…

Ayabakan’ın Büyüklüğüne Uluslararası Onay…

Yurt dışından gelen atların bu koşudaki üstünlüğü, Ersanhan’ın 2003’teki birinciliği dışında aralıksız sürüyordu. 2008 yılında Ayabakan, bir yıl sonra Turbo

Malazgirt koşularında yüzümüzü güldüren isimler oldular. Ayabakan’ın kazandığı koşuda yurt dışı temsilcilerden Bright Light ikinci, Quaolina üçüncülükte kaldı. İki şampiyonumuzun ilk kez birlikte start aldığı koşuda Kafkaslı tabelaya girememişti.

Bu koşuyla ilgili yarış sonrası yaşanan bir gelişmeyi de Halis Karataş’tan öğreniyoruz:

  • Malazgirt çok kolay bir koşu oldu bizim için. Yarış olmadı diyebilirim… Şeyh Hamdan Al Maktoum’un jokeyi (Richard Hills) yarıştan sonra Ayabakan için [Bu müthiş bir at] deyince neden bu kadar hayret ettiğini sordum.
  • Benim bindiğim (Quaolina) çok iyi bir at. Onu bu kadar kolay geçmen enteresan…

Belli ki atına çok güveniyor ve geçileceğini tahmin etmiyormuş. Ben de Evet, şu anda Türkiye’nin gözbebeği, inandığımız bir safkanımız dedim.      

Yaşıtlarıyla mücadele ettiği, Safkan Arap Atı Yetiştiricileri ve Sahipleri Koşusu’ndaki kolay birinciliği sonrası, sıra sezonun Arap atları için en mühim sınavı olan Cumhuriyet Koşusu’na gelmişti. Rakipleri arasında; Kafkaslı ve İzbatur başta olmak üzere Saltukhan ve Uçanbey de yer alıyordu. İlk 1000 metreyi Saltukhan önde geçti. Ayabakan, 600’de hızlanıp düzlüğe lider çıktı ve koşuyu çok kolay kazandı. Kafkaslı ikinci, İzbatur üçüncülükte kaldı.

Ayabakan bu koşuda, Dünya Arap Atı Organizasyonu’nun 2006 ve 2007 yıllarında WAHO Ödüllerini kazanan Kafkaslı ile İzbatur’u geride bırakmıştı. Başarıları, uluslararası alanda da onaylanan Ayabakan, 2008 yılı WAHO ödülünün sahibi oldu.

Safkanın pistteki başarıları hepimizi onurlandırıyor, sahibi Şihis Şimşek ise; “Onun en büyük zaferi, bugüne kadar kazandığı yarışlardan öte, haraya geldiği günden bu yana gösterdiği gelişim. Pistlerde Ayabakan’ın hızına yetişecek at olabilir ama onun azmini geçebilecek at tanımıyorum.” diyerek bir başka yönü vurguluyordu.

Son Yarışı Değil, Jübilesi…     

Gelelim iki hafta sonraki 2800 metrelik Veliefendi Koşusu’na…

Burada, Halis Karataş ile konuştuklarımızı size aktarıp, ben aradan çekiliyorum:

  • Ayabakan, Veliefendi Koşusu’nda sakatlandı.
  • Evet
  • Daha önce hiçbir şeyi yok muydu?
  • Vardı… Cumhuriyet Koşusu’ndan sonra, sakın Veliefendi’yi falan düşünmeyin dedim. Ben atta hoşuma gitmeyen şeyler gördüm. Kamçı vurmadığım halde, teşvik ettiğimde zikzak yapmaya başladı. Koşudan sonra Şihis Bey ve Orhan Abi ile yaptığımız ayaküstü sohbette, atı marta kadar dinlendirelim. Bir yarış görür, yeni sezona sağlıklı şekilde başlarız dedim. Bu şekilde konuştuk. At salyasını verdikten sonra ben arabamla İstanbul’a, onlar da atı alıp Adana’ya doğru yola çıktılar.

Yolda Orhan Abi beni aradı ve sahibinin Veliefendi Koşusu’nu koşmak istediğini söyledi. Kızılcahamam’dan Bolu’ya kadar vazgeçirmek için dil döktüm… Bu at, şu an için o 2800’e hazır değil. Çok hırslı bir at, 2800 metre yarışı yavaş gider. Önde gitsek, Rahmetli Remazan Kaya Kafkaslı’ya tempo yaptırmak için eküri üç dört at yazacak, bizim için zor bir koşu olur dedim.

Onların kararı değişmeyince koştuk. Yarış başladı, üç dört gidiyoruz. Daha karşılarda 1000 tabelasına gelirken, atın topalladığını hissettim. Ben onu hiçbir şey yokmuş gibi bir iki aksiyon itseydim, aygırlık hayatı da olmayabilirdi. Yavaşlatıp, 400’e kadar getirdim ve üzerinden indim.”

Bu sonuç herkes için tatsız bir durumdu. Koşu sonrası alkışlarla tören alanına göndermeyi umut ettiğimiz Şampiyon, piste getirilen kamyonetle “meçhule doğru” götürülüyordu…

Bu nedenle, “Ayabakan’ın geçildiği tek yarış, Niğbolu Koşusu’dur.” dedim. Kurallar, Veliefendi Koşusu’nu da onun geçildiği yarışlar hanesine yazıyor ama… Hangi at sahibi o koşudan; “Ayabakan’ı geçtik” diyerek söz eder? Varsın istatistikler öyle desin… Bizler için o yarış, Ayabakan’ın geçildiği değil, sakatlandığı koşudur.

Atın sağ ön dizinde kırık saptandı. Yeniden sahalara dönmesi için operasyon geçireceği açıklandı ama bu gerçekleşmedi. Ayabakan 2010 yılından bu yana, TİGEM’in en değerli aygırları arasında yer alıyor. Çok sayıdaki başarılı yavrularından Sakarbaşı, Artuklu, Anayurt, Çaltepe ve Balalayka kazançlarıyla milyon barajını aşan isimler. Bu listeye, sanırız her geçen gün yeni isimler eklenecek…

Ayabakan (Foto: Kadir Çivici)
News Reporter

2 thoughts on “Rüzgar Gibi Geçenler – 11 / Sahada da Harada da Şampiyon

  1. Eksik olmuş harada da şansızlık yaşadı, padokta geçirdiği bir kaza sonucu sağ gözünü kaybetti, kafasının sağ tarafında kırıklar oldu zaten fotolarda hep tek yönde çekimler vardır, neyse ki bu durum aşımlara engel değil

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir