RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-14 / Tulyar… Tulrab… Tulrah…

RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-14

Tulyar… Tulrab… Tulrah…

Reşat Yurday Köstem

Bu kez sizlerle birlikte hayli gerilere gideceğiz. Nevzat Zaimoğlu, Nazım Mutlu ortaklığının başlangıcı ve onların unutulmaz safkanlarıyla Arap atçılığına damga vurduğu yıllar…

Arap atı yarışçılığımızda bazı eküriler, belli dönemlerde sahaya hâkim olmuşlardı. Karabucak Ekürisi ile başlayan belirgin üstünlüğü, Caf Ekürisi ve sonrasında Zaimoğlu Ekürisi sürdürdü. Süleyman Sırrı Turhan ve Gülerce Ekürileri de daha yakın tarihlerdeki safkanlarıyla anımsadığımız isimler.

Nazım Mutlu, Nevzat Zaimoğlu işbirliğini benim hayranlıkla izlemem, 1970’te sahaya getirdikleri taylarından Ternah’la başladı. Onların birlikte at koşması bu tarihten beş yıl önce başlıyor. Hiç bir yerinde çatlağı, kırığı olmayan, yaklaşık yirmi beş yıl süren bir ortaklıktan söz ediyoruz. O dönemlerde Nevzat Zaimoğlu ile çalışmak isteyen antrenörler, Nazım Mutlu ile birlikte çalışmayı öneren at sahipleri elbette ki olmuştur ama onların dik duruşuyla bu ortaklık bozulmadı.

Daha önce de söz etmiştim; benim at yarışlarındaki miladım 1970 yılı. Rahmetli Agâh Yılmaz’ın oğulları Atila (kimliğindeki yazılımı böyle…) ve Cavit Yılmaz’la olan dostluğum sonucu, ahırlar bölgesinden çıkmayışım ve onların Ternah’la yaşıt tayları Yılmaz XXXVI ile tanışmam. İkisi de devlet harasında yetişmiş iyi taylardı ama Göztepeli ve Ternah bence daha önde, Ekrem Kurt’un bindiği Yılmaz XXXVI hemen onlardan sonra akla gelen isimlerden biriydi.

“Merdiven Altı” Arap Atı Yetiştiriciliği…

Devlet haralarında yetişen tayların işlerinin hiç de kolay olmadığı dönemlerden söz ediyoruz. O yıllarda, özel haralardan gelen bazı tayları geçmek olanaksızdı ve bu durum onların daha nitelikli olmalarından kaynaklanmıyordu. Tartışma konusu yaratmak istemiyorum ama bunları söylemek zorundayız. Her özel harada yarım kan Arap atları yetiştiriliyordu ya da özel haralardan gelen her Arap tayı yarım kandı da demiyoruz. Fakat bir türlü önüne geçilemeyen “merdiven altı” Arap atı yetiştiriciliği yüzünden, özel haralardan gelen taylara bu gözle bakılmaya başlanmıştı. Pedigrileri iptal edilerek, yarış ve yetiştiricilikten uzaklaştırılan isimleri kast ettiğimizi bir kez daha vurgulayalım. Bu nedenle, anlattığımız bazı safkanların yarış istatistiklerini dikkate almamak gerek. Çünkü o yıllarda devlet haralarından çıkan şampiyonlar, kaybettikleri koşuların çoğunda “haksız rekabete” kurban gitmişlerdi…

Nevzat Zaimoğlu

Örneğin; Nevzat Zaimoğlu ile ilgili bilgiler almak için görüştüğüm Osman Çıkıllı; “O yıllarda Ağabeyim (Burhan Çıkıllı) ve ben, İstanbul’a geldiğimizde, Ankara Caddesi’nin hemen yan sokağındaki Yeni Aydın Oteli’nde kalıyorduk. Nevzat Zaimoğlu ile orada başlayan ahbaplığımızı yarış sahasına taşıdık.      

Nevzat Bey’le Ağabeyimin dostlukları daha uzun sürdü diyebilirim. Çünkü ben, yarım kanlarla mücadele etmekten bunaldığım için 1974-75 yıllarından itibaren Arap atçılığını bırakıp, İngiliz atçılığı yapmaya başladım.”

O yıllarda Arap atçılığından vazgeçen ya da “bu iş yapılmaz” diyerek sahadan uzaklaşan çok kişi olmuştu. Anımsatmak istediğim bu konu, yarışçılığımızda iz bırakan önemli bir yaradır…

Rastlantılarla Başlayan Ortaklık…

Öykümüze “benim miladım” dediğim 70’lerden başlamak, anlatacaklarımızı deyim yerindeyse “topal ördek” yapar… Yarış sahalarında gördüğümüz Nevzat Zaimoğlu, Nazım Mutlu ortaklığı bir sürecin sonunda ulaşılan sonuç. Bu durduk yerde olmamış, o zaman milattan öncesine de gitmek gerek… Gördüklerimin, bildiklerimin yanına öğrendiklerimi de ekleyip, sizlere aktaracağım. Hazır mısınız?

Nazım Mutlu’nun doğum yeri Ordu. Geleceğine yeni bir yön vermek için memleketinden çıkıp, İstanbul’a geliyor. Belli ki hayatını kazanabileceği, en iyi bildiği işlerden biri atçılık… Eski jokey, gününüzün antrenörü ve Nazım Mutlu’nun oğlu Selahattin Mutlu; “Babam Fikret Yüzatlı’nın ahırlarında kâhya yardımcılığı yapıyor. Fikret Bey ve Eşi Nihal Hanımla birlikte at bindiklerini, atların ihtiyacı olan otu Veliefendi Hipodromu’nun orta sahasında yetiştirdiklerini anlatırdı.” diyerek o günlere ışık tutuyor. 1939 yılında Fikret Yüzatlı’nın, Sipahi Ocağı’nın sahibi olduğu Veliefendi yarış yerini kiralayarak işletme hakkını aldığını, hipodromun orta sahasında da yıllarca ot yetiştirildiğini biliyoruz.

Nazım Mutlu’nun bir süre jokeylik de yaptığını Selahattin Mutlu ve aile dostları Süleyman Akdı’dan öğreniyoruz. Süleyman Akdı; “Babamla birlikte at binmişler, Nazım Amca sonra antrenörlüğe başlamış.”  Selahattin Mutlu; “Bizlere bindiği atlardan söz eder, o yıllarda Çakırcalı ile çekilmiş fotoğrafını gösterirdi. Boyu ve kemik yapısı uygun olmadığı için jokeyliği kısa sürmüş.” diyerek geçmişe ışık tutuyorlar. Anlatılanlara göre, Nazım Mutlu’nun yarış dünyasına girişinin 1930’ların sonları ile 40’lı yılların başlangıcı arasında olduğunu söyleyebiliriz.

Yarış sezonlarının İzmir ve Adana’da başlayıp, ilkbahar ve sonbaharda Ankara, yaz aylarında da İstanbul’da sürdüğü dönemler. Nazım Mutlu ilkbahar ve sonbahar yarışları için Ankara’ya gidiyor ve orada yeni dostlar edinip, yeni atçılarla tanışıyordu. Az sonra öykümüzde yer alacak baba, oğul da (Mustafa ve Mehmet Ali Memiş) o yıllarda Ankara’da at sahipliği yapıyorlar. Özdemir Atman’ın Kazıkiçi bostanlarındaki ahırları ve çiftlik evinin tam karşısında Mustafa Memiş ile oğlu Mehmet Ali’nin bakkal dükkânları var.

Yeri gelmişken, bir başka konuya da açıklık getirelim, bilmenizde yarar var.  Atman’ların Ankara’daki ahırlarına, o yörede oturanlar “İnönü Ahırları” diyorlar. Çünkü Necmiye-Ahmet Atman çifti, yakın dostları İsmet İnönü ile eşi Mevhibe Hanımı burada ağırlayıp, at biniyorlarmış. Ülkenin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, eşiyle birlikte gelip at biniyorsa, vatandaşların orayı “İnönü Ahırları” olarak adlandırılması gayet doğal… Atman ahırlarının olduğu yerdeli çiftlik evi de, 1944 yılında Robert Kolej’den mezun olan Özdemir Atman’ın gerçekleştirdiği ilk projesidir.

Biz öykümüze dönecek olursak; Nazım Mutlu, Mustafa Memiş ve onun ailesiyle tanışıp, görüşmeye başlar. Oluşan güven duygusu ve yakınlığın sonucunda, ortaya bir akrabalık çıkar. Şöyle ki; Nazım Mutlu, Mustafa Memiş’in eşinin kız kardeşiyle evlenir, bacanak olurlar. Bu ikilinin Toroslu, Sel, Gülay, İncila ve Christin gibi safkanları ortak koştuklarını da Selahattin Mutlu’dan öğreniyoruz.

Selahattin Mutlu, Özdemir Atman’ın bağırsak düğümlenmesinden ölen atı Valiant’ın çektiği sıkıntıları babasından aktardığına göre 1963 yılı kasım ayının hemen başlarından söz ediyor. Nazım Mutlu’nun, Nevzat Zaimoğlu ile olan ortaklığından çok daha önceki yıllar. Özdemir Atman söylentilere son vermek için, Valiant’ın otopsisini de Kazıkiçi Bostanlarındaki ahırlarının önünde yaptırmış.

Mustafa Memiş Elazığ’a yaptığı bir seyahatte, Nevzat Zaimoğlu ile tanışır. Sohbet koyulaşır ve ikisinin de at sevgisi ortaya çıkar. Mustafa Memiş, sahibi olduğu yarış atlarından ve Nazım Mutlu ile ortaklığından söz eder. Bu konuşma, Nevzat Zaimoğlu ile ağabeyi Talat Zaimoğlu’nun yarış dünyasına adım atmalarının öncüsü olacaktır.

Nevzat Zaimoğlu, Elazığ’ın tanınmış ailelerinden birinin oğlu ve memleketinde zımpara taşı üretimi, benzin istasyonu işletmesi, gayrimenkul ticareti ile uğraşan saygın iş insanı olarak anılıyor. Lise ve yükseköğrenimini İstanbul’da yapmış. Çocukları Refia ve Mehmet Zaimoğlu, babalarının kurduğu işletmeyi ve hobisi olan atçılığı günümüzde de sürdürüyorlar. Mehmet Zaimoğlu;  “Atçılıkta bir süre frene basmaya kardeşimle birlikte karar verdik ama bu devam etmeyeceğiz anlamına gelmiyor…” diyerek sahaya yeniden döneceklerinin sinyallerini veriyor.

Nazım Mutlu, Nevzat Zaimoğlu ve Mustafa Memiş, 1964 yılı Karacabey Harası angajmanlı tay satışlarından Rüçhan (Kuruş.130)-Zahide.10 orjinli iki yaşlı Arap tayını 19.100 liraya satın alıyorlar. Devlet haralarının 1962 doğumlu, angajmanlı tayları arasında en yüksek ikinci fiyatı ödeyerek aldıkları safkana Tulyar adını verdiler.

Bu ikilinin her yıl, en pahalı tayları seçtiklerini görüyoruz. Örneğin 1979 yılı Çifteler Harası satışlarından 700 bin liraya aldıkları Tulgad, Cemal Türmenoğlu’nun da aynı fiyata aldığı Oymapınar’la birlikte satışın en pahalı iki ismiydi. Bu fiyatlarda aldıkları tayların kalitesi kadar, sanki onların talip olmaları da etkiliydi. O denli isabetli seçim yapıyorlardı ki, kim olsa onların beğendiği tayı almak istiyordu. Bir anlamda tay fiyatlarını tetiklediklerini bile söyleyebiliriz…

Tulgad

Bu yazıyı hazırlarken konuştuğumuz Ömer Halim Aydın’la, Nevzat Zaimoğlu’nun satışlardaki davranışlarını, heyecanlı görünüşünü anımsadık. Sanki alımı bir an önce bitirmek ister gibiydi. Almak istediği tayın bin ya da beş bin lira aralığında arttırılan fiyatını bir anda elli bin lira birden arttırırdı. Ömer Halim Aydın, yüz bin lira birden arttırdığını bile anımsıyor. Nevzat Zaimoğlu’nun olağandışı arttırışları sonrasında, yanlışlık yaptıysa düzeltmesi için bir sessizlik olur, bilinçli olarak yaptığı anlaşılınca da arttırmaya devam edilirdi.

Madem eskilere gittik, şöyle söyleyelim. Tay satışlarının değişmez “münadisi” Yaşar Esin… Efendim “münadi”, müzayedeyi yöneten kişi, tellal demekmiş, ben de yeni öğrendim. Ömer Halim Aydın; “Nevzat Zaimoğlu’nun verdiği fiyat sonrası, Yaşar’ın [var mı talip, var mı talip] diye sorması biraz uzarsa, Zaimoğlu’nun şiveli konuşmasıyla [Hadi vi gari, hadi vi gari] diye seslenişi herkesin hoşuna giderdi.” diyor.       

Sahip oldukları safkanların neredeyse hepsine “Tul” ile başlayan isimler vermelerinin kerameti Tulyar’da… Selahattin Mutlu; “Bende merak edip sormuştum. Avrupa’da Tulyar isminde çok başarılı bir at olduğunu duyunca bu ismi vermişler. Tulyar iyi koşunca da, “Tul”lara devam etmişler. Tanbar, Ternah gibi isim koydukları atları da vardı ama onlar da  “T” harfiyle başlıyor…”  Tulyar, Ağa Han’ın sahibi olduğu 1949 doğumlu, “Küresel Şampiyon” diyebileceğimiz bir yarış atı.  Karabucak’ların “S” harfiyle başlayan, Süleyman Sırrı Turhan’ın “Batur”la biten atları gibi… Kim demiş, atçılar uğura inanmaz (!) diye…

Resmi kayıtlara göre, “Bizim” Tulyar’ın ilk iki yarışındaki sahibi Mustafa Memiş, üçüncü yarışından itibaren de Nazım Mutlu görünüyor. Selahattin Mutlu bunun nedeninin Mustafa Memiş’in ortaklıktan ayrılarak, Zaimoğlu-Mutlu ikilisinin birlikte yola devam etmelerinden kaynaklandığını söylüyor. Tulyar’ın sahibi yarış yaşamı boyunca hiç değişmeden Nazım Mutlu olarak kalıyor. Aynı yıl koşmaya başlayan Kraliçe, 1968’de Tuğram, 1969’da Tulcan da sahibi ve antrenörü Nazım Mutlu olarak kayıtlı taylar.

Nevzat Zaimoğlu adına koşan ilk safkan, 1967 yılında Tulsar oluyor. 1970’de de daha önce söz ettiğim Ternah. Bu tarihten sonraki atların sahibi genellikle Nevzat Zaimoğlu, antrenörlüğü de sürekli Nazım Mutlu yapıyor.

Baş Döndüren Trafik ve Zirveye Varış…

29 Mayıs 1965 tarihinde yarış yaşamına başlayan Tulyar, üç yaşlı döneminde katıldığı 25 koşudan yedisini kazanıyor. 1965-69 arası dört yıl süren yarış yaşamı boyunca da 112 kez start alıyor. Bu istatistiklere belki o günler için bile yüksek denilebilir ama Nazım Mutlu’nun kendine has tay hazırlama, at koşma biçiminde bunlar olağan durumlar. O yılların ünlü jokeylerinden Yaşar Atçı; “Nazım Mutlu ve Muhacir Ahmet (Abacı) Arap atı antrenörüydüler. Onların Arap atı hazırlamaları ve koşmaları farklıydı. Nazım Mutlu atını kentere gönderirken, binicisine [hart, hart olsun] derdi. Buna [Nazım Mutlu Kenteri] adını takmışlardı, günümüzün açık kenteri. İdman sistemi sertti, sık koşardı ama başarıları da ortada…”

Bu kadar sık koşan bir tayın sezon sonuna doğru “dama demesini” bekleriz değil mi? Tam tersi… Temmuz ayı başında maiden’dan çıkan Tulyar, 3 Ekim günü Hatay, 21 Kasım’da da Haralar Koşusu’nu kazanarak yılın tayı oluyor. Bu olay, şimdi” yazıyla” anlattığımız kadar kolay değil elbette…

Hatay, biliyorsunuz uzun vadeli bir koşu. Kaydı tayın doğduğu yıl içinde yapılıp, belli süreçlerde de taksitler ödeniyor. Anımsarsanız, Çifteler Harası Sezgin’i satmamaya karar verdiği için Hatay Koşusu kaydını yaptırmamış, daha sonra kararını değiştirip tayı satınca, şampiyon safkan Hatay Koşusu’na katılamamıştı. Tulyar’ın Hatay Koşusu’na kaydı konusunda Karacabey Harası’nın bir kusuru yok. Eküri ara taksitlerden birini zamanında ödemiyor. Daha doğrusu Derbi’de yazanlardan, taksitin geç ödendiği anlamı çıkıyor.

27 Eylül Pazartesi günü Derbi’de yayımlanan Hatay Koşusu son kaydında Tulyar ve benzer bir durum nedeniyle Şanlı yer almıyorlar. Listede bulunmamaları, tayların koşuya kayıt olmadıkları anlamına gelmiyor. İki tayın da kayıtları yaptırılmış. Teknik Büro’nun koşamayacaklarına karar verip, kayıtlı atlar listesinden çıkarmış olması akla en yakın ihtimal görünüyor.

Bunun üzerine, iki tayın ilgilileri de haklarını yitirmemek amacıyla, “o günlerdeki deyimiyle” tehir-i icra kararı almak için Danıştay’a başvururlar. Danıştay başvuruları kabul edip, iki tay için de yürütmeyi durdurma kararı verince safkanlar koşuya katılır. Şanlı tabelada yer bulamaz ama Tulyar, jokeyi Yaşar Atçı ile Hatay Koşusu’nu kazanır… Bu büyük başarıyı yine Yaşar Atçı ile Haralar Koşusu birinciliği izler.

Usta jokey, bu safkanı; “Uzun aksiyonlu, güçlü ve iri bir attı. Önleri yüksek, arkası düşük olduğu için binmek çok rahattı.” diye anlatıyor. Tulyar önlerde gidip yarışın temposuna ayak uyduran, gücünü rakiplerine kabul ettirip, işini şansa bırakmayan bir at olarak biliniyor.  Onu izleme şansı bulan Ömer Halim Aydın; “Sabah idmanlarında, Veliefendi’yi bastıran sisin içinden çıkan, o heybetli, bembeyaz atı unutmak mümkün mü? diyor.

Yaşar Atçı’nın Zaimoğlu Ekürisi ile buluşmasını kendinden dinleyelim: “Mehmet Ali Memiş ve babasıyla arkadaştık. Bakkal dükkânında olduğum zaman kasada oturur, yardım ederdim.”  Bakkal dükkânının biraz yukarısında, Yaşar Atçı’nın atlarına bindiği Mürsel Savich’in ahırları vardı. Savich’in ahırları, Mehmet Ali’nin dükkânı derken, genç jokey belli ki Ankara’daki vaktinin bir bölümünü orada geçiriyordu.

Atçının hikâyesi bitmez derler, doğru… Yaşar Atçı Ankara yarışları süresince, Ufuk Palas Oteli’nde kalıyormuş. O yıllarda atçıların uğrak merkezlerinden olan Ufuk Palas’ı, Ulus Dışkapı civarında diye tarif edebiliriz ama artık yok. Otelin sahipleri de Yavuz ve Yüksel Sarıkaya kardeşler. Onları tanımayanlar için biraz daha günümüze gelelim, Levent Sarıkaya’nın babası ve amcasının sahibi oldukları otel…

Örnek Bir Davranış…                 

Tulyar’ın Hatay Koşusu’nu kazanmasıyla konu kapanmıyordu ki… Türkiye Jokey Kulübü atın şüpheli madde testi negatif gelse bile, mahkeme sonuçlanana kadar ikramiyesinin ödenmeyeceğini bildirdi. Bunda şaşılacak bir durum yok ama “koşuyu kazananların cephesinde” bakın nasıl bir gelişme olmuş, Yaşar Atçı’dan dinliyoruz; “Ankara Sezonu’nun sonuna geliyoruz, askere gideceğim günler yaklaştı. Nevzat Bey, Ağabeyi (Talat Zaimoğlu) ile birlikte kaldığım otele (Ufuk Palas) gelerek, Tulyar’ın Hatay Koşusu montunu verdiler. Atın salyası temiz gelmiş ama ikramiyesi ödenmiyordu. [O iş nasıl olsa sonuçlanır. Sen askere gidiyorsun lazım olur, al şu paranı] dediler…”  Atçıların dünyasından güzel hikâyeler de çıkıyor değil mi?

Bir yıl sonra Mümin Çılgın’la Tarım ve Orman Bakanlığı Koşusu’nu kazanan Tulyar’ın ilginç bir istatistiği de koştuğu sürece her yıl, toplamda da kazandığı 12 açık koşu birinciliğidir. Yarış yaşamının finali olan 1969’da; Rıdvan Lüy Koşusu, Berk Koşusu, Tayyar Koşusu, İstanbul Vali Kupası Koşusu’nu kazanan isim ondan başkası değildi…

1970 yılında Tulşah ekürinin “Amiral Gemisi” oldu ve Süleyman Akdı ile Hatay Koşusu’nu kazandı. Hatta Eküri bu yıl bir adım daha ileri gidip, Sedat Okumuş’un bindiği Tanbar’la Hatay Koşusu’nu eküri bitirdi.

Hayırlı Evlat, Tulrab…

Tulyar’ın 4. Rode’den olan erkek yavrusunu da Nevzat Zaimoğlu, Nazım Mutlu ikilisi koştu. Tulrab adını verdikleri tay, 1975 yılında üç koşu kazanarak B grubunda kaldı. Ertesi yıl Ankara’da Mümin Çılgın’la başlattığı seriyi, Mohaç Koşusu birinciliğiyle taçlandırdı. Sonrasında katıldığı açık koşularda Rıdvan Lüy ve Tayyar Koşularını özel haralarda yetişen rakiplerini, Sultansuyu Koşusu’nu da “ekürinin ezeli rakibi” Gazel XIII’ü geçerek kazandı. Çifteler Koşusu’nda da Gazel XIII onu geçmişti.

Tulrab 1977 Sezonuna İzmir’de, Çeşme, Karataş, Bornova, Mümtaz Öngen ve Kazım Dirik Koşuları’nı kazanarak başladı. Bekir Koşusu’nda sürpriz bir birinciliğe imza atan Atilla Özsoy’un mehmetçik’i onu ikincilikte bıraktı. Yılın sonraki bölümünü, Tulrah’a eküri koşarak “sessiz, sedasız” kapattı. Mümin Çılgın, Zaimoğlu ekürisinin sahip olduğu atlar arasında, Tulrab’ı ayrı bir yere koyuyor.

Yıl 1978…

Tulrab yine İzmir sezonuna hazırlanıyor ama Nazım Mutlu bir hayli düşünceli. Nedenini Süleyman Akdı’dan öğreniyoruz; “Nazım Amca Tulrab’ı İzmir’e gönderiyor, ben bineceğim. Osmaniye’de de yüz bin liraya yeni bir ev almış. [Süleyman atı İzmir’e gönderiyoruz ama özel hara atları da oraya geliyor. Ev alıp, borca da girdik, ne yapacağız bilmem…] diye dert yanıyordu.”   Nazım Mutlu yanılmamıştı. Geçilmesi güç isimler o yıl İzmir’i tercih etti. Genel kanı; onların aralarında yarış yapıp, devlet haralarında yetişenlerin de tabelanın son sıralarında yer kapma mücadelesi verecekleri şeklindeydi.

Evdeki hesap, çarşıya uymamıştı… Sezonun ilk mücadelesi Çeşme Koşusu. Tulrab’a Süleyman Akdı, Turgal’a Ekrem Kurt biniyor. Süleyman Akdı anlatıyor: “Ben numarayı aldım. Tulrab atları ayırmayı sevmediği için, Ekrem Abi de arkamızda yakın gidiyor. Koşuyu çok kolay kazandık.”  Mümtaz Öngen Koşusu’nda da S. Akdı, Tulrab ikilisi kum pistin iyi isimlerinden Büyükada’yı uzak farkla ikincilikte bıraktılar. İki hafta sonraki Hasan Tahsin Koşusu’nda rakip bu kez Şefika XVII’dir. Tulrab Süleyman Akdı ile Ekrem Kurt’un bindiği Şefika XVII’yi geçerek koşuyu kazanır. Bornova Koşusu’nda da ilk iki sırayı paylaşan atlar ve jokeyler değişmez. İki at arasındaki baş farkı bu kez boyuna çıkmış, koşunun üçüncüsü de Turgal olmuştu.

Ekrem Kurt Adana ve İzmir sezonları boyunca İstanbul’da kalıp, Eliyeşil Ekürisi ve yakın dostlarının atlarını hazırlar, Adana ve İzmir’e bazı ekürilerin atlarına binmek için özel olarak giderdi. Bornova Koşusu’nun hemen sonrası yaşananları Süleyman Akdı’dan öğreniyoruz. “Ekrem Abi tartıdan sonra formayı Kazım Yıldız’a teslim ederek, bir daha at binmek için İzmir’e gelemeyeceğini söyledi. Buca Belediye Başkanlığı Koşusu’nda Şefika’ya Kazım Yıldız bindi, Tulrab’la uzak kazandık.”

Tulrab “görkemli” İzmir Sezonu finalini Kazım Dirik Koşusu birinciliği ile yaptı. Bu koşu için Tulrab’ın yarış yaşamı finali bile diyebiliriz. Çünkü İstanbul’a döndükten sonra 23 Nisan Koşusu’nu kazandı ama şüpheli madde testi pozitif çıktığı için diskalifiye oldu.  Bir yıl sonra, Nedim Ökmen Koşusu ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Koşusu’nda Tulrah’a eküri koşup, 17 Haziran 1979 tarihinde pistlere veda etti.

Tulrah ve Süleyman Akdı…

Tulrab’tan bir yıl sonra (1976) Sezgin-18. Gufre orijinli Tulrah’ı izlemeye başladık. Yarış yaşamına Mümin Çılgın’la başlayan safkan, Ankara’da maiden’dan çıktı ve başarılı yarışlar yaptı. Mümin Çılgın’ın bu ekürinin atlarına Tulyar’dan itibaren sürekli bindiğini uzun süre ekürinin baş jokeyi olduğunu bir kez daha anımsatalım.

Süleyman Akdı, Tulrah’la yollarının “ayrılmamacasına” kesişmesini şöyle anlatıyor; “Askerden döndükten sonra Gazel XIII’e biniyorum. Hiç unutmuyorum, bir sabah İhsan (Atlı) Amca beni çevirip, [Oğlum şu atı çalıştırır mısın] diye Gazel’i vermişti. Çalıştırıp geldim ve bu tayın çok iyi at olacağını söyleyince [Evladım daha maiden’dan çıkamadık] dedi. Ben de o zaman Tunç diye bir taya biniyorum. Maiden’ı koştuk; Gazel birinci, ben Tunç’la ikinci oldum.

Nazım Mutlu baba dostu, evlerimiz yan yana, ailece görüşüyoruz. Başkalarının atlarıyla onu geçip, sonra da hiçbir şey olmamış gibi bir araya gelmek beni rahatsız etmeye başladı. Bunun üzerine Gazel’i bırakıp, Nazım Mutlu’nun atlarına binmeye başladım.”

28 Mayıs 1987’den 1 Haziran 1990’e kadar 30 koşuda Tulrah’a Süleyman Akdı bindi. Üç yarışında ise ceza, sakatlık ya da başka nedenlerle Süleyman Akdı’nın at binmediğini görüyoruz. 30 koşuda 12’si açık koşu olmak üzere 15 birincilik, 10 ikincilik, 4 üçüncülük, 1 dördüncülük… Kazandığı koşular arasında 1979 Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 3 kez Veliefendi, 2 kez Nurettin Aral, 2 kez Sultansuyu Koşusu’nun yanı sıra Mohaç ve Malazgirt gibi Arap atlarının önemli koşuları yer alıyor.

Tulşah, Tulhak, Tulyad, Tulgad ve burada söz etmediğimiz daha niceleri… Bu ekürinin yarış ve yetiştiriciliğimize damga vuran safkanları oldular. Onların mirasından yararlanıyoruz ve daha da yararlanacağız. Örnek mi? İşte Tulyar’ın yavrusu Tulyad ve Tulyad’ın yavrusu Tamerinoğlu…

News Reporter

5 thoughts on “RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-14 / Tulyar… Tulrab… Tulrah…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir