RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-15 / “Sabırlı” Olmak Kolay Değil…

RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-15

“Sabırlı” Olmak Kolay Değil…

Reşat Yurday Köstem

Milenyum’un şampiyonlarından müthiş bir at… Onu pistlerde izleme şansını bulanların, bizim söyleyeceklerimize ekleyecek sözleri mutlaka olacaktır. Hepsine hak veririm.  “Müthiş ne kelime, çok daha fazlasıydı” diyerek onun yarışlarından, son 400 metredeki inanılmaz sprintlerinden söz edeceklerini biliyorum. Bazen düşünüyorum da, böyle şampiyonları anlatırken sorumluluğumuz sanki daha da artıyor… “Acaba bir şeyler eksik mi kaldı” diye, yazdıklarımızı durup, durup okuyoruz. Keşke bu atların öykülerini hep birlikte yazma şansımız olsa…

2003 yılında duyurduğu adını, belleğimize kazıyıp, unutulmayacaklar arasına giren bir şampiyonu anlatacağız… Son yirmi yılda at yarışları ile gerçek anlamda ilgilenen… Bir dakika… Burada durup şu “gerçek anlamda” sözcüğünü biraz açalım. Yarışsever var, yarış sever var… Koşan safkanlar bazılarımız için “üçüncü koşuda beş numara” olarak bilinir. Koşu biter, perde iner… Aynı safkan başka bir koşuya katıldığı zaman, rakamlar değişir. Bazılarımız ise onlara adlarıyla, özellikleriyle belleğimize alıp, karşımıza her çıkışlarında bilgisayar verisi gibi değerlendiririz. Çoğumuzun başına gelmiştir, bir arkadaşımız koşuyu rakamlarla anlatmaya başlayınca; “Bir dakika ya… Bu iki numara, yedi numara dediklerinin adları yok mu? Adlarını söyle, biz de zihnimizde canlandıralım.” diye uyarırız. Atın adı yerine haşa bezinde yazan numarasından söz etmek, safkana saygısızlık yapmak kadar, bu işi pek bilmemek anlamına da gelir. Benden söylemesi…

Türkiye’de yetişen, 1400-1600 metre şampiyonu, miler’lar deyince, onun adını en önlerde bir yere mutlaka yazarız. Bunu çok katılımlı bir ankete çevirirsek, büyük olasılıkla ilk sırayı da o alır.  “Şampiyonu ne zaman anlatacaksın” diyenleri duyar gibiyim. Onu daha iyi tanımak için “Sabırlı” olmak, ipin ortasını değil, ucundan tutup ilerlemek gerek. Uzatmayalım; onun adı “Sabırlı”…

Hiç birimiz bu sahaya zembille inmedik. Farklı, farklı nedenlerle geldik. Yarışsever olarak başlayıp, at sahibi, yetiştirici ya da sektörün profesyonel paydaşları arasına giren çok kişi var. Sabırlı’nın yetiştiricisi ve sahibi Aydoğan San da yarışsever olarak geldiği sahada, pek çoğumuz gibi kalıcı olmayı seçiyor. Onu büyük bir kuruluşta genel müdürlük ve icra kurulu başkanlığı (CEO) yapan başarılı bir iş insanı olarak tanıyoruz. Sonrasında kendi işini kurup, devletin ödüllendirdiği tekstil ihracatçıları arasına giriyor.

İlgi alanı basketbol ve bu konudaki bilgisi, otoritelerle teorik anlamda tartışabilecek kadar ileri düzeyde. Bu nedenle aralarında Mehmet Dilber, Aydan Siyavuş gibi basketbol dünyasından ünlü isimlerin bulunduğu bir arkadaş grubu var. Fırsat buldukça… Belki de “fırsat yaratıp” demek daha doğru olacak, sık sık Veliefendi’ye birlikte geliyorlar. Aydoğan San’ı sonraki yıllarda da, yine basketbol dünyasının ünlü isimleri, örneğin Nur Gencer’le birlikte görürdük.

Adım Adım Atçılığa…         

Bir yarışseverin atçıya dönüşmesi kolay olmuyor. Ortamı sevecek, burada olmaktan keyif alacak. At yarışlarına ilk kez getirdiğimiz birçok arkadaşımız; “Yarışlar güzel ama iki koşu arasındaki otuz beş dakika (eskiden öyleydi) çok uzun. Peş peşe koşsalar daha iyi olmaz mı?” deyip, buna rağmen gişelerde, sıra gelmediği için bilet alamayanları görünce de şaşırırlardı.

Aydoğan San

Bir yarışseverin atçıya dönüşmesini anlatıyorduk. Ona yol yordam gösterip, yardımcı olacak birileri gerek. Aydoğan San, Muammer Kitapçı ve Yıldırım Gelgin, ABD’den abi kardeş gibi arkadaşlar. Kitapçı ve Gelgin atçılığa ondan daha erken başlamışlar. Aydoğan San gruptaki yarışseverlerden Cüneyt Çalıcıoğlu’nun da dayısı. Söz ettiğimiz yıllarda ABD’de öğrenci olan Çalıcıoğlu da, yaz tatillerinde İstanbul’a gelip hafta sonlarını bu grupla birlikte Veliefendi’de geçiriyordu. Çalıcıoğlu o günleri; “O günlerde protokol tribününe falan çıkmak yok. Oraya çıkabilen tanıdığımız tek kişi Edip Çizmeci Abimizdi. Bizi yukarıya davet eder, ekip halinde yanına giderdik. Birinci tribünün sağ alt köşesinde dışarıda masaları olan bir lokanta vardı. Yarışların son 400 metresini oradaki sandalyelerin üzerine çıkar seyrederdik.” diye anlatıyor.

Cüneyt Çalıcıoğlu küçük yaşlardan beri atlara ilgi duyuyor; “Ben Adanalıyım. Dedem beni yanına oturtur, atlarımızı anlatırdı. O günlerden kalma bir ilgi ve merak oluştu. Sadık (Eliyeşil) Beyin yetiştirdiği Akkor-Gülendam orijinli Doğançay’ın satılık olduğunu Mücahit Yeşilyurt’tan öğrendim. Kısrak, Sadık Bey’in önem verdiği bir kan hattına sahipti. Damızlık yapmak için bu kısrağa talip oldum ve Aydoğan San’a da haber verdim. Beraber alalım dedi. Böylece ilk atımız Doğançay oldu.”

Doğançay; 1972 Gazi Koşusu galibi Akkor ile Gülendam’ın yavrusu. Gülendam da, Elvis – Linda orijinli. Linda’nın erkek yavrusu olsa, satın almak için kapıda kuyruk olur… Aydoğan San ile yeğeni Cüneyt Çalıcıoğlu atçılığa ilk adımlarını bu kısrağı satın alarak birlikte atıyorlar. Running Mill ile eşleştirdikleri Doğançay’ın 1986 doğumlu erkek tayı Running River, 1990 yılı ortalarına kadar onlarda koşuyor. Doğançay’ın başka tayı da olmamış.

Sahip oldukları ilk safkan Doğançay, yetiştirdikleri ilk tay Running River ama koşan ilk atları o değil. Çünkü Doğançay’ın yavrusu 1988 yılında koşmaya başlıyor. Kısrağın alımı ile tayının koşması arasında yaklaşık dört yıllık bir süreç var. Onlar bu arada hem yakın dostları Edip Çizmeci ile Yavuz Sarıkaya’nın taylarını görmek, hem de  -büyük olasılıkla- orada kalan kısraklarına bakmak için sık sık TJK İzmit Pansiyon Hara’ya gidiyorlar. Cüneyt Çalıcıoğlu hafta sonları oraya gitmekten büyük keyif aldıklarını söylüyor. İzmit ziyaretlerinin birinde, hara yöneticisi Saffet (Giray) Çavuş biraz yukarılarındaki Madam Beatrice Brunningen’in çiftliğinde bazen çok iyi taylar bulunduğunu ve oraya da bakmalarını öneriyor. Bu ziyaretler, bu gezmeler… Demek ki ortakların aklında bir tay alıp, koşmak da var.

Madam’ın öyküsü, ayrı bir yazı konusu olacak kadar ilginç ve anlatılmaya değer. Bugünlük, Beatrice Brunningen’in II. Dünya Savaşı sonrası Avusturya’dan Türkiye’ye göçüp, çiftlik yaşamını seçtiğini, küçük boyutlu safkan Arap ve thoroughbred yetiştiriciliği yaptığını söyleyelim. Tanıyanlar, ondan saygıyla söz ederlerdi. Cüneyt Çalıcıoğlu da çiftlikteki yaşam biçiminden etkilendiği madamla, zaman içinde çok iyi dost olduklarını, On The Rocks – Rain Drop orijinli, madamın Okay adını verdiği erkek tayı da çok beğenip,  Aydoğan San’la ortak aldıklarını söylüyor.

Yarış yaşamına üç yaşında başlayan Okay, katıldığı ilk 7 koşuda 3 birincilik, 4 plase yapmış. Hikmet Ataman Ekürisi’nin safkanları, Nurbey ile Nurhatun’un ilk iki sırayı paylaştıkları koşunun üçüncüsü oluyor ve yarıştan sakat çıkıyor. Tendon tedavisi için uzun süre uğraşıyorlar ama 16 ay sonra katıldığı koşuda sakatlığı yineleyince yarış hayatı bitiyor.

Yurtdışına Yöneliş… 

Aydoğan San’ın bundan sonraki süreçte, yurtdışından aldığı safkanlarla atçılığı sürdürdüğünü görüyoruz. 1988 yılında Nomination’dan gebe Cast Party’yi alıyor ve Sevo adını verdiği dişi tayı 1991 yılında koşmaya başlıyor. İki yaşında Halis Karataş’la 2 koşu kazanan bu safkanı, Kısrak Koşusu sonrası satıyor.

Pek akıllarda kalmayan bir olayı da bu süreçte yaşıyoruz. Aydoğan San, 1990 yılında satın aldığı Gayesultan’la Arap atı yetiştiriciliğine de başlıyor. Bu tarihler, Tunca’nın sendika aygır yapıldığı dönem. 1991 doğumlu Selkan, 1992 Gelinsultan ve 1994 doğumlu Aysan, Gayesultan’ın Tunca’dan olan yavruları. Aydoğan San, büyük olasılıkla Tunca’dan hisse alanlar arasındaydı. Aysan’ın 4 yaşında başladığı yarış hayatını 9 yaşına kadar sürdürdüğünü görüyoruz.

San Ekürisi’nin bilinir olması, Jim Hatter ve Annie Hatter ile 1992 yılında gerçekleşti ama o yıl birincilik perdesini açan isim Miss You olmuştu. Aydoğan San, ABD’deki arkadaşları Annie ve Jim Hatter çifti ile adaşlarının buradaki başarılarını telefonla paylaşıyordu. Annie Hatter (Midyan-White’s Ferry/Northfields) 3’te 3 ile süper bir başlangıç yapıp, o yıllarda KV-8 olarak koşulan SİAYSD Koşusu’nu Golden Hawk ve Thunderbolt’u geçerek kazanmıştı. Bir sonraki G1 Çaldıran Koşusu ile pistlere veda etti.

Aynı yıl yarış yaşamına başlayan Jim Hatter, anası Aquaplane’nin yanında, Nara Gunset adını verdikleri yavrusu ise Aquaplane’nin karnında Türkiye’ye getirildi. Jim Hatter Orhan Meker Serbest Handikapı kazandı, G1 Erkek Tay Deneme ve G3 Sait Akson koşularını 3. tamamladı. Söz ettiğimiz iki koşu da; Thunder Bolt, Abrek sırasıyla bitmişti. Bu nedenle üçüncülükleri hayli değerli. Antrenörünün “merak etmeyin, kimse almaz” diyerek yazdığı satış koşusu sonunda San Ekürisi Jim Hatter ile vedalaşmak zorunda kaldı. Çünkü bu koşuda satın alındı ve 2000 yılına kadar süren uzun bir yarış yaşamı oldu.

1994 ve 1995 yılları Hombre I ve Kurtcebe’nin kazandığı koşularla geçildi. Ekürinin çıkışı ise, Aquaplane’nin Hoy ile eşleşmesinden 1993’te doğan Sunday Surprise ile gerçekleşti. Sunday Surprise deyince, bir durmak lazım… 1995 sonlarında yarış yaşamına başlayan bu tay, ilk koşusunda 2. olduktan sonra, 10 ay içinde 7 koşu kazandı. Bunların arasında KV-24 Yaz Handikapı,  G3 Kocatepe ve G2 TRT koşuları gibi “kazananın adını akıllarda bırakacak” mücadeleler yer alıyordu. 1998 yılında da aralarında G2 Adnan Menderes Koşusu’nun olduğu 6 yarışlık bir seri daha yaptı.

1993 doğumlu Blow Up (Gold Guard – Perceive) 3 yaşında koşmaya başlayınca, o yıl Sunday Surprise ile birlikte hayli ses getirdiler. Blow Up 4 yarış süren geçilmezlik serisi ve G2 Zübeyde Hanım Koşusu birinciliği olan bir isim. Aydoğan San, İlyas Çokay’dan annesi Pichinia ile birlikte satın aldığı Editör’le de aynı yıl ve sonrasında 5 koşu kazandı.

1998 ekürinin 18 birincilikle kapattığı parlak bir sezon oldu. Knight Line Dancer – Miss Hyde orijinli Twist of Faith de aynı yıl G1 Ankara Koşusu galibiyeti ile başarıyı taçlandırdı. Twist of Faith’ın Sea Hero’dan olan yavrusu Confidence 2006 G1 Çaldıran Koşusu’nu kazanan isim. Confidence, üç yaşlı dönemine hayal kırıklığı yaratarak başlayınca, bir satış koşusunda Remazan Kaya’nın oldu… Aydoğan San’ın ABD’den aldığı foal’lar; Doktor Yalçın, Struggle To Exist, Fit To Survive 1999 yılının iz bırakan tayları arasındaydı. Fit To Survive G3 Burhan Karamehmet, G3 II.İnönü, Struggle To Exist de G2 TYAYSD Koşusu’nu kazanan 2 yaşlılardı. Fit To Survive bir yıl sonra G2 TRT Koşusu’nu da kazandı.

Buraya kadar anlattıklarımız, Aydoğan San Ekürisi’nin iyi atlar yetiştirip koştuğunu kanıtlıyor ama ortada “şampiyon” diyebileceğimiz bir safkan yok. Aslında, bir şampiyonun ortaya çıkma olasılığı matematik olarak hesaplansa… “Bu çok olağan” ya da “Daha çok erken” der, yolumuza devam ederiz.

Kısmetten Fazlası Olmaz…

Yetiştiriciler, at sahipleri ya da atçılığa niyetlenen herkesin satın almadıkları, alamadıkları safkanlarla ilgili kim bilir ne öyküleri vardır. Her yıl yüzlerce tay alınıp satıldığına göre, birçok şampiyon acaba kimlerin yanından geçip, gitti… Kaçan balık büyük olunca, akıllarda da onlar kalıyor. Örneğin; Aydoğan San’ın Johny Guitar’a talip olduğunu Selçuk San’dan öğreniyoruz; “Vural Bey’in istediği fiyat babamı aşınca, Johny Guitar’ın kardeşini (Saffetbey) satın alıyor.”  Aydoğan San’ın aldığı, Lockton – Melody Girl orijinli Saffetbey,  3 yaşında bir yarış koşabildi. Tanınmış atçılarımızdan bir grup, beğendikleri safkanlardan paket oluşturarak ABD’den satın alıyorlar. Alıcılardan Aydoğan San, Win River Win’i de bu pakete ekletiyor. Gelen safkanları paylaşırlarken, Yıldırım Gelgin Win River Win’i çok beğendiğini söyleyince ona veriyorlar. Benzer örnekleri çoğaltabiliriz.

Ayrıca Sabırlı’yı da Aydoğan San’a kimse “altın tepsi içinde” sunmuyor. İlginç gelişmeler ve öyle bir yol ayrımı yaşanıyor ki… Bugün Sabırlı diye bir şampiyonu konuşmuyor olabilirdik. Kime sorsak; “Aydoğan San İngiltere’den aldığı Free Trade’i, burada Strike The Gold’a çekip, Sabırlı’nın sahibi olmuş. Bunda ne olağandışılık var?”  diyebilir ama öyle değil.

Aydoğan San, Free Trade’i değil, Habitat yavrusu El Vino’yu, Shareef Dancer’dan gebe olarak satın alıyor. 1994 yılında doğan tayına da Free Trade adını veriyor. Şunu vurgulayalım; Free Trade Türkiye’ye damızlık olarak alınan bir kısrak değil, anne karnında alınan bir tay. El Vino’nun bir yıl sonraki yavrusu da Kinght Line Dancer’dan Angel Zeyno. Neyse, biz kahramanımız Free Trade’e dönelim…

Her tay şampiyon doğar, bunu biliyoruz. Dişi de olsa fark etmez. Dişi Tay Deneme, Kısrak Koşusu, hatta bizde sıkça olduğu gibi Gazi Koşusu kazanır. Free Trade doğduğu zaman böyle olmuyor… Çünkü 40 kilo dolaylarında “ufarak” bir tay. Sanırım, akıllardan ilk geçen şampiyonluk değil de, “bu koşar mı?” olmuştur. Gerçi önlerinde yaklaşık iki, hatta üç yıllık bir süreç var, tay gelişme gösterebilir. “Ne yazık ki mi”, yoksa “ne iyi olmuş mu” desek, bilemedim. Çünkü Free Trade, sahaya geleceği günlerde de 1.53 m. boyunda, 350 kilo dolayında, rakipleriyle mücadele edebilecek yapıya sahip değil. Elde kalan seçenek, Free Trade’den damızlık olarak yararlanmak.

Üç yaşında haraya giden Free Trade’in ilk yavruları 1998’de Secret Hero, bir yıl sonra Hidden Dragon ve 2000 yılında da Strike The Gold’tan Striking Distance dünyaya geldi. Strike Distance’ı 6 ay süren süren yarış yaşamından çok, Sabırlı’nın ana – baba kardeşi olarak anımsarız. Gerçi bu kısa sürece, kum pistte 4 birincilik, 1 ikincilik sığdırmıştı. Free Trade 1997’de başladığı hara yaşamında 2011 yılına kadar 12 yavru verdi.  Bunlardan 5’i Strike The Gold’tan, aralarında Willpower’ın da olduğu son 3 yavrusu ise Victory Gallop ile eşleşmelerinden oldu.

Hoş Geldin Sabırlı…  

9 Nisan 2001 Sabırlı’nın doğum tarihi olarak, TJK Pansiyon Hara kayıtlarına geçti. Doğumda bulunan veterinerlere göre, gösterişli bir tay olarak dünyaya geldiğini söylemek güç. Gerçi çelimsiz olmak, şampiyon olmayı engellemiyor. Bunun en uç örneği Northern Dancer değil mi? Yetiştiricisi 1.42 m. boyundaki tayını 25 bin Kanada doları (19 bin 500 ABD doları) rezerv fiyatla satışa götürüyor ama alıcı çıkmayınca da, kendi koşmak zorunda kalıyor…

Aydoğan San, “günün birinde” Sabırlı satılık dese, alıcı çıkar mıydı?

İlk yarışını koşana kadar bilemeyiz ama sonrasında böyle bir soru,” fantezi” olurdu…  Üçüncü kaldığı o gün, güzel bir yarış yaptı. Sonrasında 4 yarışlık bir seri, G2 TYAYSD ve Ankara’daki G1 Çaldıran koşularını kolay kazanıp, yılın tayı oldu. Çaldıran koşuları 1999 ile 2005 yılları arası, yeni açılan Ankara 75. Yıl Hipodromu’nda koşulmuştu.

Sabırlı, 2003 Çaldıran Koşusu ve 2006 yılında Dubai’deki yarışları dışında hep Veliefendi Hipodromu’nda koştu. Büyük favori olarak girdiği Sakarya Koşusu’nu, yaklaşık 2 boy geride dördüncü tamamlayarak iki yaşlı sezonunu kapattı. Onun yarışlarını tek tek anlatmak bu yazıya sığmaz. Koşularından hepimizin aklında kalan kareler ve unutamadığımız mücadeleler var. Onlardan da söz ederiz ama önce vurgulamamız gerekenleri konuşalım.

Sabırlı yedi yıl diyebileceğimiz yarış yaşamı boyunca 51 kez start aldı ki bu sayı Türkiye ortalamalarına göre yüksek değil. Selçuk San bu noktada şöyle bir saptama yapıyor: “Bizdeki koşullar farklı. Böyle bir at Avrupa ya da ABD’de olsa, üç, dört, bilemediniz beş yaşında emekliye ayrılıp, haraya giderdi. Bizim yetiştiriciliğimiz buna izin vermediği için şampiyon atlar uzun süre sahada kalıyor.”   

51 yarış, 26 birincilik… 22 grup, 1 sınıf (KV-8) koşu galibi… kazandığı diğer 3 koşunun biri KV-6, diğeri Dubai’de kazandığı handikap, sadece ilk birinciliği 2 şartlı koşuda… Koştuğu her yıl grup koşu kazanmayı başarmış… Dubai’deki ilk yarışı olmak üzere 3 kez tabela dışında kalmış, 7 sezonda 3 kez… Rakamlar bir başarı öyküsünün matematik dökümü. Bu sonuca varana kadar bakın köprünün altından ne sular akıyor…

Garip Ama Gerçek…

Bizler sanki 2003 yılı sonunda belleğimizi yitirmişiz…

Bunu size, bize, hepimize söylüyorum. 2004 yılı Erkek Tay Deneme Koşusu Kaneko, Sabırlı şeklinde bitti. Yavuzstar Gazi Koşusu’na kadar Ankara’dan İstanbul’a gelmediğine göre, Erkek Tay Deneme Koşusu’nun sonucu çok normal değil mi?

Bu koşuda ikilinin 150 lira 85 kuruş, sıralı ikilinin 441 lira 60 kuruş verdiğini söylersem… Kaneko’nun ganyanı 10 lira 15, Sabırlı’nın ganyanı 10 lira 60 kuruş… Favori My Bolt, ganyanı 1 lira 40 kuruş. Mountainer, Armen ve Kara Kartal daha sonra şans verilen isimler. Sabırlı ve Kaneko  “O günlerde kötü koşuyorlarmış” demek, kabul edilebilir bir savunma değil. Çünkü Sabırlı, 2003’ü 120 puanla yılın tayı olarak kapattı ve Erkek Tay Deneme Koşusu 3 yaşındaki ilk yarışı. Bunu neden anlatıyorum? Biraz da iğne, çuvaldız meselesi…

Neyse ki belleklerimize bir “reset atıp” durumu toparlamaya başlıyoruz. Üç hafta sonraki Sait Akson Koşusu, yine Kaneko, Sabırlı sırasıyla bitiyor. Bu kez koşunun favorisi Sabırlı, Kaneko dördüncü at. Örneklemeyi Yavuzstar, Kaneko, Sabırlı sırasıyla biten 2004 yılı Gazi Koşusu ile sonlandıralım. Sabırlı favori, Yavuzstar ikinci, Kaneko üçüncü at olarak rakiplerinin çok önündeler. Sabırlı kazanamıyor ama bizler “özür diler gibi” ona sonsuz kredi açıyoruz…

Buraya kadar anlattıklarımız, Sabırlı’nın iyi at olduğunu kanıtlıyor. Ona bu aşamada “en iyi” demek… Gazi Koşusu’nu Yavuzstar kazanıyor, Kaneko 3 yarışta da onu geçiyor. Demek ki daha sonraki süreçte bir şampiyonun ortaya çıkışına tanık oluyoruz.

Bu At Bir Başka…

San Ekürisi’nin Sabırlı’yı yıpratmamaya özen gösterdiğini, istatistiklerde gördük. 2005 – 2009 yılları arasındaki 5 sezonda da, 37 yarış koştu. Safkanın katılacağı koşularda da seçici davranılıyordu. Bu süreç boyunca, 1600 metrenin üzerinde 4 kez start aldı. Bunlardan biri 1900 metrede kazandığı G3 Fevzi Çakmak Koşusu, diğer 3’ü 2000 metrede G1 Başbakanlık ve 2 kez katıldığı G2 İsmet İnönü koşuları. Sağlıklı ve uzun bir yarış yaşamı ile istikrar ve olağanüstü performansı bunlar yarattı.

1600 metre G1 Fatih Sultan Mehmet ve G2 Adnan Menderes, 1200 metre G3 Fikret Yüzatlı koşularını 3’er kez kazanması rastlantı değil. Çünkü 26 birinciliğin 25’i 1200 – 1600 metre arası mesafelerde. Bir kez de 1900 metrede G3 Fevzi Çakmak Koşusu’nu kazandı. 2000 ve üzeri mesafelerde 6 kez start alıp, plaseden düşmedi ama hiç kazanamadı. 1600 metrede 26 start,15 birincilik, 7 ikincilik… Neden bunları uzun uzun yazdım? Sabırlı’nın, küresel yarışçılıkta “miler” olarak adlandırılan 1600 metre atı olduğu açıkça gözüksün diye…

Sabırlı Fatşh Sultan Mehmet Koşusunda Kurtiniadis’in önünde…

Son düzlüğe kadar “bu sefer başaramayacak” dedirtip, son 300 metrede de “Pegasus olan” bir at… Günümüzün teknolojik olanaklarıyla onun son 600, son 400 metrelerdeki hızını saptayabilseydik, neler görürdük… Yıl 2005… 1600 metrede 1:33.68, 1200 metrede 1:08.97 ile kırdığı rekorlar günümüzde de, Veliefendi çim pistinde yapılmış en iyi derecelerin hayli üst sıralarında.

2007 yılı G3 Fikret Yüzatlı Koşusu, mesafe 1200 metre. Son 200’de, Golden Sun Sabırlı’nın 5 boy önünde, adeta bitmiş yarış… İzleyenler bilir, Sabırlı “bitti” demeden koşu bitmez. Kazandığı bu koşunun son 200’ünde koştu mu, yoksa uçtu mu “doğrusu” pek çözememiştik… 2003 yılının şampiyon 2 yaşlısı, 2004,2005, 2006 yıllarının şampiyon sprinter’ı, 2006, 2007 ve 2008 yıllarının şampiyon miler’ı Sabırlı… Daha fazlasına gerek var mı?

Uluslararası Arenada Sabırlı…

Sabırlı yurt içinde kendini kanıtladı. Acaba “içine kapanık” yarış dünyamızdan çıkıp, yurt dışında koşma olanağı bulsa, ne yapardı? Başarılı olacağından, kendi adıma kuşku duymazdım ama farklı boyutlardan bakınca da yanıt vermek güç.

İzleyenler bilir, Sabırlı starta girmekte problemliydi. Huysuzluğu yaşlandıkça daha da arttı. Bunu yurt içinde bir biçimde çözebiliyorsunuz. Çünkü koşan atlarımızın en az beşte dördü, sinir küpü… Yarış programımız; kapalı gözlük, kulaklık, tercihli start, dil bağı, yanak peluşundan geçilmiyor. Sanırsınız ki bunlardan birini, en azından starta kadar takmazsan, atı koşturmuyorlar…

Aydoğan San, oğullarıyla birlikte, Sabırlı’nın start sorununa çözüm aramaya başlıyorlar. Serkan San bu süreci,  TJK TV’de katıldığı bir söyleşide şöyle anlatıyordu: “Hassas bir konuydu. Sadece kendi atımızın zarar görmemesi için değil, rakiplerimize de saygı göstermek zorundaydık. Bizimle birlikte birçok şampiyon at koşuyordu. Bunu çözümlemek için İngiltere’de bir at eğitmenine ulaştık. ” Newmarket’te  “Atlara Fısıldayan” olarak tanınan Steve “Yarmy” Dyble ile anlaşma sağlandı. Steve Dyble yarış dünyasında tanınan, Rakti ve Raven’s Pass gibi şampiyonların başarılarında pay sahibi bir isim. 2005, 2006 sezonlarında Sabırlı’ya yardımcı olmak için hemen, hemen her yarışında Türkiye’ye geldi. Eğitimler Sabırlı’ya çok yarar sağladı ama kesin çözüm olmadı.

Genel olarak söyleyelim; “Atlarımızın starta girişleri felaket”…Yurt dışında bu tür olaylara, bizdeki kadar hoşgörüyle bakılmadığı da bir gerçek. Anımsarsınız, Sabırlı starta girmemek için gösterdiği direncin bedelini, Dubai’de “gerçekten” çok pahalı ödemişti. O gün Sabırlı starta girmiş, yanındaki Iqte Saab’ın yarattığı sorun nedeniyle start dışına alınmıştı. Hemen sonrasında da koşudan çıkarıldı. Biraz daha süre verilip denenmeliydi, tamam… Varsayalım ki birkaç kez daha denediler ve Sabırlı starta girdi. Sonraki ya da ondan da sonraki yarışta ne olacak? Bizler World Cup Günü onu alkışlamaya hazırlanırken, starta girmediği için karnavaldan elendi. Bakın bir sorudan yola çıkıp, nerelere varıyoruz.

2007 yılı G2 Uluslararası Topkapı Koşusu, Sabırlı’nın kazandığı en parlak yarışlarından biriydi. Ribella’nın ikinci olduğu koşuda Trip To The Moon, Caradak, Banknote, Aspectus, Traffic Guard, Dubai’s Touch gibi grup koşularda mücadele eden isimlerla koşuyordu. Godolphin’in Caradak’ı bir yıl önce Fransa’da G1 Prix de la Foret’yi kazanmıştı. Sonrasını Selçuk San’dan dinleyelim; “Sabırlı’nın yarışı, ülkemize gelen yabacıları da etkilemişti. Sabırlı’yı koşmamız için, bizi Ascot’taki G1 Queen Elizabeth II Stakes’e davet ettiler.”

Ascot’taki “Şampiyonlar Gününde” yarışmacı olmak her at sahibinin göğsünü kabartacak bir davet ama bakın Selçuk San ne diyor; “Bu yolculuk Dubai’ye gidiş gibi kolay olmayacaktı. Sadece kendi atınızı götürüp, getirmek için uçak kiralayıp, tüm masrafları karşılayacaksınız. Bunun bedeli hayli yüksek. Zamanın darlığı, çok yüksek harcamalar gibi riskleri kabul ettiniz diyelim. Bir yıl önce starta girmediği için, Dubai’den dönmek zorunda kalmıştık. Aynısını yaşama, oraya kadar gidip atı koşamadan geri dönme ihtimalimiz de var. Cesaret edemedik.” Gerçekçi olalım, buna kimse cesaret edemezdi…

Sabırlı – 2007 Topkapı Koşusu

Serkan San İngiltere’nin yanı sıra İtalya’dan da davet aldıklarını belirtip, başka zorluklardan da söz ediyordu; “Ascot’taki yarış üç hafta sonraydı. Türkiye’den yurtdışına at çıkarmak, karantina süreci, nakliye ve yarışa hazırlanıp, koşmak. Süre çok sıkışıktı, bu nedenle de pek sıcak bakmadık. İtalya’daki yarışın zamanlaması daha uygundu ama oraya da uçak bulamıyorsunuz.”

3 Eylül 2009 Perşembe… Pressing, Dream Eater  ikilisinin 3 boy gerisinde 3. tamamladığı G2 Topkapı Koşusu,  Sabırlı’nın son startı oldu. Performansı ve enerjisi koşmaya devam edebilecek gibi görünüyordu ama Eküri, onun emekli olup, stresten uzak ve dingin bir hayata geçmesine karar verdi. 27 Eylül günü Veliefendi Hipodromu’nda düzenlenen jübileyle onu uğurladık ama yokluğunu da çok çabuk hissettik…

Sabırlı; 2005, 2006 ve 2007 yıllarında yurtiçi ya da yurtdışında daha çok sayıda uluslararası mücadeleye katılabilse, şimdi sizlere “bambaşka” bir öykü anlatıyor olabilirdik.

Sabırlı Harada…

Sonunu bildiğiniz bölüme geldik… Ne yazık ki zamanı geri alıp, yaşananları yeniden kurgulayamıyoruz. Sabırlı yarış hayatını sürdürse, sonuç değişir miydi? Nereden bileceğiz. Artık onun için TJK’nın Karacabey Harası’nda yeni bir yaşam biçimi başlamıştı. İdman yok, yarış yok, belki de en önemlisi starta girmek yok…

İlk ve tek aşım sezonu olan 2010 yılında; 35 koşan, 20 kazanan yavru verdi. Başta 2014 G1 Fatih Sultan Mehmet ve G1 Sürat Koşusu, 2015 ve 2016 yıllarında G1 Haliç Koşusu galibi Yıldırımbey olmak üzere 7’si grup ve sınıf koşu galibi safkanın babası.

Yetiştiricilik konusunda yetkin kişiler, Sabırlı’nın pedigrisi, yarış performansı ve haradaki ilk sezon istatistiklerine bakarak, “bir değeri” zamansız yitirdiğimizi söylüyorlar.

Sabırlı harada…

15 Eylül 2010 kayıtlara geçen ölüm tarihi…

Nallanırken huysuzlanıp, yıkılıyor ve… Onu Veliefendi’den uğurlayalı daha bir yıl bile olmamıştı. Bizlere büyük heyecanlar, unutulmaz anlar yaşatan Şampiyon’un pistlerden ayrılışına üzülmüştük. Ölümü ise “gerçekten” can yaktı. San Ekürisi’nin yaşadığı yıkım, onları bir süre sahadan uzaklaştırdı ama bunun ilacı vaz geçip gitmek değil, yeni Sabırlı’lar yetiştirmek için sahada kalmaktı… Onlar da öyle yaptılar.

News Reporter

8 thoughts on “RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-15 / “Sabırlı” Olmak Kolay Değil…

  1. Gene bizi mest ettiniz.inanın çok duygulandım.kendi değerlerimizi her zaman yüceltmeliyiz.hatırlatmalıyız.

  2. Gerçekten at neydi müthiş bir attı dışardan attığı sprint hiç bir atın yapamadığı bir sprintti benim gördüğüm bu sprinti kum pistte Filbahri attı at o günden sonra bir daha o sprinti atamadı Uzunda Grand Ekinoks millerde Sabırlı ne atlardı

  3. Tebrikler heyecanla okuduğum bir yazı olmuş…aydoğan san ekürisinin kısa tarihini çok güzel özetlemişsiniz…free trade gibi bir kısrağın böyle bir şampiyonu vermesi atçılıkta 2 kere 2 nin her zaman 4 etmediğinin güzel bir kanıtı olmuş…kaleminize sağlık reşat köstem.

  4. Emeğiniz için teşekkürler. Mükemmel bir Sabırlı hikayesi olmuş. Sabırlı’yı keşke kumda koşarken de izleyebilseydik, Long Runner gibi her pistte koşabilecek bir orjini vardı ki, öz kardeşi bütün koşularını kumda kazandı.

  5. Emeginize yureginize saglik resat abi cok guzel ozetlediniz sampiyonu onu sahada izleyen biri olarak bendeki yeri bambaskaydi tam bir tirubun atiydi sanki seyirciye keyif yasatmak icin bi kosu sitili vardi

  6. Sabırlı ile ilgili yazınız mukemmel olmuş,zevkle okudum.Bu at aynı zamanda çok karakterli bir attı.Son yarışında bile adeta ilk kez piste çıkıyor gibiydi

  7. Resat abi bu camianın ilber ortaylisidir.yazilarini okurken hiç bitmesin istiyor insan.sagol varol.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir