RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-17 / İlk Görüşte Aşk: Ribella…

RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-17

İlk Görüşte Aşk: Ribella…

Reşat Yurday Köstem

Çoğunuzun Ribella ile ilgili bir hikayesi vardır. Tam da şimdi onları anımsayıp, sırtınızı da “şööle” geriye doğru yaslayarak, sizlere “hey gidi günler hey” deme fırsatı… Kazandığı kaybettiği birçok koşuyu, hepimiz farklı yerlere koyarız ama 2005 yılı Dubai yarışlarında yaşattıkları ve sonrası sanırım ortak paydamız olur.

Atlarımızın uluslararası başarıları, onları bu özellikleriyle unutulmaz şampiyonlar yapmayıp, her zaman anımsanan isimler arasında yer almalarını sağlıyor. Örneğin Abrek, Örneğin Akındayım, Win River Win, Mary Ellen, Ersanhan, Pan River ve daha niceleri… Şampiyonlarımızın bu alandaki başarıları ise, ayrıca birer bonustur. Örneğin Bold Pilot, Grand Ekinoks, Ayabakan, Sabırlı, Turbo, Dinyeper… Ribella ise pek rastlamadığımız, farklı bir örnek. Anlattıkça bana hak vereceksiniz.

Atlarımızın uluslararası macerası -benim bildiğim- yüz yıl öncesine kadar gidiyor. XX. yüzyılın başları, Arap atçılığımızın altın çağı olarak anılır. Nasıl anılmasın ki… O yıllarda ülkede İngiliz atı (thoroughbred) yok. Yarım kanlar koşuyor, onlar da halkın işini, gücünü gördüğü cinsten. Yarış atı olarak, “varsa, yoksa” Arap atları… Mr. Yantes işte bunlardan birini, İzmir yarışlarını kasıp kavuran, Kapanizade Reşat Bey’in Arap atı Mebruk’u, satın alıp Atina’ya götürüyor. Atın Atina’daki parlak koşularından cesaret alınca, ver elini Mısır… Mısır o yıllarda, önemli bir yarış merkezi. Mebruk Mısır’da da çok başarılı oluyor. Bilindiği kadarıyla, ülkemizde yetişip, yurt dışında koşular kazanan ilk atımız…

Daha yakın tarihlerde, Hafız Fransa’daki ilk yarışı sonrası; Dersim Japon Cup’ı koşamadan geri döndüler. Cemal Kura’nın sahibi ve yetiştiricisi olduğu Abrek de bu konuda bir milat… O da Türkiye’de yetişip, yurt dışında koşu kazanan ilk İngiliz atımız. Abrek, 1993 yılı G1 Cumhurbaşkanlığı Koşusu birinciliği sonrası Fransa’ya götürüldü ve 1994-95 yıllarında koştuğu 16 koşuda 2’si listed olmak üzere 5 koşu kazandı. Bunların dışında, Avrupa ve ABD’de at koşan ve yarış kazanan çok sayıda atçımız var.

Ata ve Atçılığa Farklı Bir Bakış…

Selman Taşbek

Ribella’nın sahibi Selman Taşbek’e at ve at yarışlarının onun için ne anlam taşıdığını sorduk. “Babam, bu camiadaki eskilerin çok iyi tanıyacağı rahmetli Ali Taşbek. Sahanın emekçilerinden, antrenördü. Ben ve ailemiz için atlar kutsaldı… Çünkü Babam, onlardan kazandığı parayla bizi okuttu, boğazımızdan ekmek onlar vasıtasıyla geçti. Bu sebeple, sevgimizin dışında, atların bizim için bir kutsallığı da vardır. Çünkü ekmek paramızdı… Rahmetli Annem (Melahat Taşbek) [Bu atları sık koşuyorsun, baban olsaydı sana kızardı] diye bana sitem ederdi. At yarışları bizim için bir hayat biçimiydi. Hayatımın her döneminde atım olsun istedim. Çocukken duam buydu. Yatarken bir at isterdim. Beş dakika sonra [Allah’ım iki atım olsun] derdim. Niyetim, birine bir şey olursa, öteki koşsun…”

Bu dua biraz Evliya Çelebi’ninkine benzemiş. Çelebi; “Şefaat Ya Resulallah” yerine dili sürçüp, “Seyahat Ya Resulallah” deyince başına gelenleri biliyorsunuz… Selman Taşbek’e sormak isterim. Duasında “iki” at istediğinden emin mi? Çünkü atlarının sayısının bir ara 100’ü geçtiğini söyledi.

Taşbek’lerin at aşkı günümüzde de “hiç eksilmeden” hatta artarak sürüyor; “Atlara olan bağımız hala devam ediyor. Oğlum (Ali Taşbek) büyük bir at aşığı… Çok güzel okuyor, piyano çalıyor, eğitimi gayet başarılı ama akşam eve gittiğimde [Hoş geldin babacığımdan] sonraki ilk işi ahırdaki, çiftlikteki atları sormak…”     

Yurt Dışındaki Yıllar…

Selman Taşbek’in eğitim için İtalya’da olduğu yıllarda olanaklar kısıtlı. 70’lerin sonu, 80’lerin başından söz ediyoruz. Aileden uzak, tek başına hayat, hiç de kolay değil. Buna bir de, buradaki alışkanlıklarından,  atların dünyasından kopmayı ekleyin. Bu koşullardaki genç bir adam, çok sevdiği atlar ve at yarışlarının yerine, farklı aktiviteler koyabilir. “Telefonla görüşmek sık yapabildiğimiz bir şey değildi. O günlerde sosyal medya yok, iletişim çok kısıtlı. Babamdan düzenli biçimde Derbi Mecmuası göndermesini isterdim. Beklediğim en önemli şey buydu. Hiç unutamam, Derbi son satırına kadar defalarca okunurdu…”

Ali Taşbek benim aklımda sakinliği ve ağırbaşlılığı ile kalan bir isim ve sahanın sevilen, saygı gören ve iyi antrenörlerinden olduğunu biliyorum. Bir dönem Davide Franco’nun antrenörlüğünü yaptı. Selman Taşbek’in bizimle paylaştığı, o günlere ait ilginç bir anısını, ben de size aktarıyorum.; “David Franco benim öz amcam gibiydi. Bende maddi, manevi çok emeği vardır. Yurt dışında okurken, telefonla en çok görüştüğüm kişi oydu. Hiç unutmuyorum, 12 Eylül ve Ağca’nın Papa’yı vurduğu yıllar (1981),  chrismas öncesinde bana harçlık gönderdi. Adı harçlık ama o parayla ikinci el iyi bir arabaya sahip olabilirsiniz. O günlerde yaşananlar ve paranın miktarı sebebiyle, ufak bir soruşturma açıldı ve parayı bankadan polis eşliğinde alabildim. Burada öğrenci olduğumu, parayı da amcamın chrismas hediyesi olarak gönderdiğini söyleyince, yanımdaki polis [Amcan seni ne kadar çok seviyormuş. Keşke benim de böyle bir amcam olsaydı…] diyerek yanımdan ayrılmıştı. David Amca’nın bende hakkı çoktur.”

Selman Taşbek, atlara olan “yakın plan” ilgisini İtalya’da da sürdürmüş mü?

“ Tabii… Hafta sonu Milano’ya gezmeye gideceğiz. Beni misafir eden ailenin teklif ettiği hiçbir yeri kabul etmeyip, at yarışlarına gideceğimi söyledim. Nasıl gideceğimi merak ettiler, ben yolu bulurum dedim. İtalya’da ilk ayım, İtalyanca falan bildiğim yok. O yıllarda İtalyanlar da çok az İngilizce konuşuyor. Gençlik de var, yolda rastladığım en güzel kıza San Siro’ya gitmek istediğimi söyledim. Futbol mu deyince hayır at yarışı dedim, kız gülümsedi ve tarif etti. Onun söylediği yerde trenden indim ama bizim ahırların arka kapısı gibi bir yere geldim. Bir durak sonra inmeliymişim. Ahırların içinden geçerek tribünlere doğru yürürken bir at gördüm, nasıl uğraşıyorlar. Adını sordum, söylemediler. Bende eyerlemeye gidip beklemeye başladım. Atı getirdiler, antrenörü bizim Kurnaz Hakkı’nın ikizi…

 Antrenör gişeye gitti, ben de peşinden ama ne oynadığını görmedim. Hemen yanına yaklaşıp, yarım İtalyancamla, nasıl oynandığını sordum. [Hangi numaraları beğendiysen, onları söyleyeceksin] dedi.  Anlamadım deyince de [Bak, ben 2 ile 6’yı beğendim. 2/6, 6/2 oynadım.] dedi. Onun atı 6 numaraydı. Ben de öyle oynadım. Koşu 6/2 bitti, iyi para kazandım. Koşudan sonra adama biletleri gösterince [nerelisin sen] diye sordu. Türküm deyince de [Anlamalıydım] diyerek hem gülümsüyor, hem de elini başına vuruyordu. Böylece arkadaş olup, sonraki haftalar hipodromda görüşmeye başladık.”

At yarışında “ilk oyunu yarışsever kazanır” kuralı, demek ki İtalya’da da geçerli…         

At Sahibi Olmak Kolay Mı?

Çocukluğundan beri at sahipliğine hevesli birinden söz ediyoruz ama Babası “Banka hesap cüzdanını görmeden at sahibi olamazsın…” diye diretiyor. Ne zaman ki oğlunun banka cüzdanını görerek at bakabileceğine inanıp, o zaman izin veriyor. Selman Taşbek 1990 yılında, Yavuz Sarıkaya’dan aldığı 3 yaşındaki Zorbey’le at sahipliğine ilk adımlarını atıyor. Demek ki eküri, 30 yılı aşkın süredir sahalarda… Sadece Türkiye’de değil, yurt dışında da at koştuğu için “sahalarda” diyoruz. 2010 yılında sahibi ve yetiştiricisi olduğu Anadolu isimli dişi tayı ile İrlanda’da listed koşu kazandı. Bu kısrağı daha sonra, çok iyi bir fiyatla damızlık olarak sattığı da haber olmuştu.

Türkiye’ye dönecek olursak, ilk birincilik Zorbey’i satın alındıktan 9 ay sonra geliyor. Atahan Zilcioğlu, bu safkanın kazandığı koşulardan birini İtalya’daki Selman Taşbek’e telefonla dinlettiğini söyledi. Atın son yarışı olsa üzerinden 27 yıl, ilk kazandıklarından olsa 30 yıl geçmiş. Bunu niye anlatıyorum? Atahan televizyonda sık sık; “eskiler daha iyi bilir” diyerek kendini junior’lar sınıfına alıyor ama… Neyse, maraza çıkarmadan devam edelim. İkinci atları, Selman Taşbek’in eşi (Merih Taşbek) adına koşan Hanbatur. Anadolu Tarım İşletmeleri’nde yetişen bu atın ilk sahibi adından belli; Süleyman Sırrı Turhan…

Hani atılığa başlarken “keyif yaptırsın, yeter” diyerek yola çıkılır ya… Bu iki at, tam da o cinsten. Uzun yarış hayatları ve yaşattıkları heyecanlarla, Taşbek’lere hayli keyif yaptırıyorlar. Hatta o kadarla da kalmayıp, Zorbey sekiz, Hanbatur yedi birincilikle onları “bu yolda” cesaretlendiriyor. Yoksa “hep cepten, hep cepten” iş bu boyutlara gelir mi?

Zamanla koştukları atların sayıları ve nitelikleri artmaya başlayınca, sahada Ali Taşbek’in oğlu ile gelini olarak değil, at sahibi olarak, tanınmaya başladılar. Örneğin; Odhan Baykara’nın yetiştiricisi, Selman Taşbek’in sahibi olduğu Bella Otero… “Gazi Koşusu’nu kazanırdı” diye anılan bir isimdi. Böyle düşünenlerden birisi de bendim, şahidim Selçuk Taşbek… Gazi Koşusu’nu kazanamadı ama 1997 Kısrak Koşusu birinciliğiyle eküriye ilk klasik koşu zaferini yaşattı. Daha sonra, Royal Abjar’ın Evanna’s Pride’tan olan 1998 doğumlu yavrusu Elixir… 2000’de G1 Çaldıran Koşusu’nu kazanarak yılın tayı oldu. Elixir’in babası Royal Abjar’ı görünce tayın Türkiye’de yetiştiğini sanmayın, Royal Abjar ülkemize 2001 yılında geldi. 1997- 2000 arası, İrlanda ile Avustralya’da “mekik” aygırdı. Elixir Türkiye’ye foal olarak ithal edildi.

Bu Tayı Ben Almalıyım…

Paramızın alım gücü daha yüksek ve ithal koşullarının da daha kolay olduğu dönemler… Yıl 1999, İrlanda’daki satışlardayız. Sonrasını Selman Taşbek’ten dinleyelim; “Ribella hayatıma nasıl girdi diye sorarsanız, 1999 yılında İrlanda’ya tay satışlarına gittim. Çok enteresandır; ben günlük hayatta, insani ilişkilerde ilk görüşte aşka inanmam. Ribella’ya olan ilgim, ilk görüşte aşk… Görür görmez, ben bu tayı istiyorum, alacağım tay bu olmalı diyerek o heyecanla arttırmaya girdim. Hiç unutmuyorum; arttırmayı yöneten [not to day] bugün satmıyoruz dedi. Tay istenen limiti bulmamış.

Atı götürüyorlar, ben peşinden koşuyorum.  Antrenörüm Haldun Güneş [Abi nereye?] diye sorunca, gidiyorum, bu atı özel olarak alacağım dedim. Haldun [Abi burada bin tane tay var, seç beğen istediğini al. Ne uğraşıyorsun] dedi ama dinletemedi. Onu almayı aklıma koymuştum. Satışlardaki acente temsilcimizle birlikte gidiyoruz. Bunun yetiştiricisi çok aksi adamdır diye işin zorluğundan söz edince, sinirlendim. Ne var bunda? Bedava istemiyoruz ki, parasını verip alacağız. Ben bu atı alacağım diyerek son sözümü söyledim.”

Selman Taşbek bu yaşananların sebep sonuç bağlantısını “gençlik de var o günlerde…”  diyerek açıklıyor. Doğru, yaş otuz beş… Sakın ola “yolun yarısıymış, ne gençliği” demeyin, yazıyı burada bırakırım… Siz de bu öykünün sonrasını Selman Taşbek’ten tek tek öğrenirsiniz.

“Atın yetiştiricisine gidip, biz bu atı alacağız dedik. [Tamam, fiyatı 12 bin pound] cevabını verdi. Pazarlık edip, 11 bin pound’a anlaştık. Sıra kontratı imzalamaya geldi. Adam [Parayı nakit istiyorum] diyor. Günlerden cumartesi, böyle bir paranın üzerimizde bulunması imkansız. Parasının pazartesi günü hesabına geçeceğini, isterse alımı Goffs aracılığıyla yapmayı önerdik ama hiçbirini kabul etmedi. [Yarım saat içinde ya parayı getirirsiniz ya da atı götürürüm] dedi.”

Günlerden cumartesi, yarım saat süre ve 11 bin pound… Hani tam bir gerilim filmi sahnesi. Selman Taşbek at sahibinin verdiği sürede parayı nereden bulacak?

“Kara kara düşünerek geri döndüm…  Allah’tan Türk’üz. Türkler nakit parayla seyahat etmeyi sever. Hiç unutmuyorum; Haldun’da (Güneş) nakit vardı, ondan aldım. İsmail’den (Hadioğlu), İbrahim Tamer’den, Turhan Çakar’dan, bizim ekiptekilerden ne bulduysam aldım. Parayı denkleştirip, götürdük. Adam aldı, hesapladı saydı, tam bir komedi… Onluklar, yirmilikler sayıyor, sayıyor bitmiyor. Sonuçta atı aldık.”

Selman Taşbek böylece muradına ermiş, Ribella’ya sahip olmuştu. Sonrasında Haldun Güneş’le aralarında şu konuşma geçer:

  • Bunu mu aldın, bunun için mi bu kadar uğraştın abi?
  • Haldun tayı beğenmedin mi?
  • Yani tamam da… Ufacık, o kadar da abartılacak bir şey değil.
  • Ya görmüyor musun, başının üstünde hare var…

Selman Taşbek’in iddia ettiği gibi, atın başının üstündeki hareyi ne Haldun Güneş, ne  Eşi Merih Taşbek, ne de başkaları bir türlü göremiyorlardı… O da “Görmüyor musunuz, deli misiniz? Atın etrafında hare var; yanıyor, parlıyor.”  diyerek onları inandırmaya çalışıyordu. Bir idman sabahı, Halis Karataş’tan atın sprintini yapmasını ister. “Ben ata güvenmesem, Halis’ten kolay, kolay böyle bir şey istemezdim. O da bunu bildiği için [Abi bu iyi bir şey galiba] dedi. İkinci Bella diye cevap verdim. Baktı, [ufak bu ama…] Bella Otero 530 kiloluk kısraktı. Bin bakalım, inince ne söyleyeceksin dedim. İnince [Haklıymışsın] dedi. ”  Anladığımız kadarıyla Selman Taşbek’in ilk görüşte aşkı, başkalarını o kadar da etkilenmiyor…   

Neden RİBELLA…

Sıra tayın adına koymaya gelmişti. “Ribella, İtalyanca “asi” demek ama bizim verdiğimiz isimle hiç alakası yok. Onun adı bu anlamda konmadı. Benim Bella Otero adında, Kısrak Koşusu kazanmış şampiyon bir kısrağım vardı. Gazi’nin favorilerindendi, şanssızlık oldu, son metrelerde kaybetti. Ben Bella Otero gibi bir kısrağa tekrar sahip olmayı hep istedim. Ribella ismi buradan çıktı. [Ri] İtalyancada, Latin dillerinde [tekrar, bir daha] anlamına gelir. Tekrar bir Bella olsun istedim, gerçekten de oldu…” Kahramanımızın adı Dubai’de de, yarış spikeri Terry Spargo’nun İngilizce okuyuşuyla “raybel’a” olmuştu.

Ribella yarış hayatına 2001 yılı eylül ayında başladı. Start aldığı 6 koşuda, dişilerin maiden’ı ve handikap 15 olmak üzere 2 birincilik kazandı, 3 kez de plase oldu. KV-8 Joe Clarke Koşusu ikinciliği ve sezon sonu İzmir kum pistinde G3 Piri Reis Koşusu üçüncülükleri o yıldan akılda kalan yarışlarıydı. Selman Taşbek; “Biraz hafif geçirdik iki yaşlılığını, geç başladığımız için fazla zorlamadık.” diyerek sezonu özetliyor. Serbest Handikap’ta yılın baş tayı 66 kg. ile Sun Müge, Ribella 57,5 kiloyla 20. sırada… Yarış ve Yetiştiricilik Dergisi’nin 2 yaşlılar değerlendirmesinde de, tek cümle ile gelecek sezonun umut veren isimleri arasında gösteriliyordu.

2002 yılından itibaren başarılar peş peşe gelmeye başlayınca, Ribella herkesin ilgi odağı oldu ve pedigri analizcileri, onun soy ağacını değerlendirmeye başladılar. Bu onların konusu ama Revoque’un ilk jenerasyon taylarından Ribella ile İngiltere’de 2005 yılı G1 2000 Guineas ikincisi Rebel Rebel bu aygırın en başarılı yavruları. Türkiye’de; Fire To Fire, Lellow, Mehmet Bora, Trakya Ateşi gibi başarılı temsilcileri de oldu. Annesi Tajarib, Şeyh Hamdan’ın Shadwell Harası’nda yetişmişti ve en iyi yavrusunun Ribella olduğu tartışılmaz.

Ekürinin Altın Yılı…

Otuz yıldır sahada olan, başarılı bir eküriden söz ediyoruz. Elbette ki her yıl aynı olmayacak. İşin içinde iki canlının birlikte yaptığı bir spor varsa, inişler ve çıkışlar kaçınılmaz… Pekiyi, Taşbek Ekürisi’nin “altın yılı” sizce hangisi? Selman Taşbek 2002 yılını işaret etti. 2002, ekürinin en çok koşu ya da ikramiye kazandığı yıl olmayabilir ve büyük olasılıkla da öyledir. O yılı benzersiz kılan, Ribella’nın G1 Kısrak Koşusu, Fernando’nun da G1 Gazi Koşusu’nu kazanmaları…  Bir sezonda 5 klasik koşu var ve bir eküri, o yılın Kısrak koşusu ile Gazi Koşusu’nu farklı iki tayıyla kazanıyor. Bunu 65 yıldır başarabilen yok. İşin bir başka ilginç yönü de; eküri ne Ribella’nın, ne de Fernando’nun yetiştiricisi. Şampiyonların yolları orada kesişiyor ve şampiyon olma şansını yakalıyorlar…

Ribella’nın 3 yaşlı dönemini şöyle özetleyebiliriz. İzmir’de 5, İstanbul’da 4, toplam 9 yarış; 5 birincilik, 3 ikincilik. Kısrak Koşusu’nun yanı sıra G3 Fehmi Simsaroğlu ve kısa vadeli koşular kazandı. İkincilikleri KV-8 Efes Koşusu, G2 Anafartalar ve G1 Dişi Tay Deneme koşuları. Favori girdiği Dişi Tay Deneme Koşusu’nun son metrelerinde Pawnee Rhythm’i hayli sıkıştırdı ama geçemedi. Kısrak Koşusu’nda hem bu rakibinden rövanşı aldı, hem de Klubnika, Sun Müge gibi iddialı isimleri geride bıraktı. Yurt dışında yetiştiği için Gazi Koşusu’na katılamayan Ribella, Anafartalar Koşusu’nu da Dinyeper’in ardında ikinci tamamladı.

G3 Kocatepe Koşusu birinciliği sonrası yapılan yasaklı madde testi pozitif çıkınca, bir yıl ceza aldı. Tabela dışı gözüken tek koşusu o. Buna nedeni bulunamayan bir sakatlık da eklenince, 2003’ün tamamı kayıp yıl oldu. Selman Taşbek; “Bir sakatlığı vardı, arka ayağını iyi kullanamıyordu. Yaklaşık 1,5 yıl sabrettim. Anne mi yapsak diye düşündük.” diyor. Mutlu başlayıp, üzüntü ile sonlanan 2002 sezonunda, Sun Müge ile birlikte, zirvedeki dişi taylar oldular.

Yeniden Başlamak…

Şampiyon, 2004 yılında, yani 5 yaşında yeni bir başlangıç yapıyordu. Kazanımlarından çok hayalleri olanlar böyle bir durumla karşılaşınca;  “Ne var bunda?”  diyebilirler ama yarış atlarında, sporcularda durum farklı. Hele zirvedeyken ara verirsen, yeniden aynı yere gelebilmenin garantisi yok…

Ribella yeniden başlıyor, Selman Taşbek de, safkanın bunu başaracağından hiç kuşku duymuyordu;  “Artık bilinmesinde hiçbir mahsur yok; benim hayatta gördüğüm en savaşçı varlıktı. Hiçbir yarışını yürüyerek tamamlamadı. Yarış koşacağını anlar, sevinirdi. İki kişi zor yedekler, yarışa koşarak gelirdi. Selim Kaya [Ben bunu ateşe sürsem gider] derdi.”

2004 Ribella’nın en çok start aldığı yıl oldu. 13 yarışta 4 birincilik, 2 ikincilik, 3 üçüncülük, 2 dördüncülük elde etti. Dişilere ait G2 Zübeyde Hanım ve Anadolu koşuları ile İsmet İnönü Koşusu’nu, G3 Vehbi Koç Koşusu’nu kazandı. Win River Win, Sun Muge, Kızılmurat, Sufi, Mary Ellen, Hücum gibi dönemin en iyi atlarını geride bıraktı. 130 handikap puanı ile başladığı sezonu, 134 puanla tamamladı.

Ver Elini Dubai…

Ülkemizdeki uluslararası koşular, 1990 yılından itibaren yarış programlarının demirbaşları arasına girmişti. Atlarımızın Dubai’deki uluslararası koşulara katılma süreci ise 2003 yılında Grand Ekinoks’la başladı. Ertesi yıl Dinyeper de Dubai’de iyi sonuçlar alarak, atlarımız ve atçılığımızın bir değer taşıdığını yurt dışında da gösterdiler. Onların başarıları atçılarımızı cesaretlendirdi, yarışseverlerimiz, medya ve kamuoyu Dubai’ye giden atlarımızla ilgilenmeye başladı. Ortaya çıkan tablonun yararlarını “uzun uzun” anlatmaya gerek yok.

Selman Taşbek; “Hayal etmeden yaşanılmaz… Yurt dışında at koşmayı hep istemişimdir. Hayatımda en heyecanlandığım yarış, Grand Ekinoks’un Dubai’de ikinci kaldığı koşu. O kadar sevindim, gurur duydum ve de kendimi kaybettim ki bir rahatsızlık geçirebilirdim… Grand Ekinoks koşuyu kaybetti ama bunu öyle görmedik, hepimiz sevindik. Yasin Abiye söylediğim bir laf vardır: Seni kıskanmıyorum ama sana gıpta ediyorum dedim.”

Ribella’nın yarış hayatının ikinci evresi ya da olgunluk çağı 2005 yılındaki Dubai Karnavalı ile başladı diyebiliriz. O yıl Ribella ile Kaneko bizleri gururlandıran başarılara imza attılar. Ribella Dubai’de koşu kazanan ilk atımız oldu. Kaneko da ilk startında, kum pistte 1600 metre mesafeli G3 Al Maktoum Challenge R1’i Grand Emperium’un arkasında 2. tamamladı. Grand Emperium, finalde G2 Godolphin Mile’ı kazanan isim… Kaneko’nun bir sonraki durağı 1800 metrelik G3 Al Maktoum Challenge R2 idi. Bu kez, Jack Sullivan ile Chiquitin arkasında üçüncü olurken, ilk yarışta geçildiği Grand Emperium’u geride bıraktı. Jack Sullivan da aynı yılın G1 Dubai World Cup dördüncüsü… Söz ettiğimiz yarışlar, o yıllarda karnavalın en önemli koşularıydı. Atlarımızın Dubai’de yaşadığı şanssızlıklar, Kaneko ile başladı diyebiliriz. O da daha başarılı olabilir, karnavalın unutulmazları arasına girebilirdi.

Ribella’ya gelince… İlk startında Emerald Beauty’nin kazandığı 1600 metrelik handikap koşuyu yaklaşık 3 boy geride dördüncü tamamladı. Bu umut veren bir başlangıçtı. Sonraki durak, 3 Şubat günü Cape Verdi Koşusu ve Ribella’nın unutulmaz yarışı…

Gerçekten de unutulamayacak bir yarıştan söz ediyoruz. 13 atın katıldığı çim pistteki 1600 metrelik koşuda Ribella 2 starttan çıkıyordu.  Yurt dışındaki 1600 metrelik koşuları gözünüzün önüne getirin. Atlar yumak gibi, toplu giderler ve “ne hikmetse” öyle de tamamlarlar… Ribella ile ilk 1000 metre hayli gerilerde ve kamera açısına “arada bir” girip çıkıyor. Bekleme yarışı yapan ve bariyer dibinde kalan Halis Karataş’ın son virajda dışa açılıp, Ribella’ya sprint alanı yaratmasını beklersiniz değil mi? Hayır, Halis’in böyle bir gayreti yok, demek ki yerinden memnun… Son 300’de önü açılır gibi olunca, biraz daha iyi pozisyona geldi ama “Ribella kazanır” diyemezsiniz. Son 50 metrede, “bana göre” öndeki 3 at arasında bitmiş bir koşu ve onların arasında da Ribella yoktu… Belki tabelada tutunabileceği ama bizlere birincilik umudu vermeyen yarışı, Halis Karataş’ın hiç sorun yaşamadan önündeki rakiplerinin arasından yol bularak kazanışını hayretle izledim. Bu bence, ustalıktan öte bir şey, sihirbazlıktı… Demek ki Halis Karataş’a boşuna “sihirbaz” demiyorlar.

O günün unutamadığım isimlerinden biri de koşuyu anlatan Zadik Gökoğlu… Stüydoda birlikteydik. Söz ettiğim o son 50 metreyi, “gözlerinizi kapatıp” bir de Zadik’ten dinleyin. “Ribella kazandı, git gişeye parayı al” der gibi anlatıyor… Hani Gültekin Alpay “Ben kazanacak atı görür, getiririm”  derdi ya, aynısı. Atı gördü tamam da kazanacağını nasıl hissetti, doğrusu hala şaşarım…

Sıra G1 Dubai Duty Free’ye giden “son durak”  Balachine’a gelmişti. Yurt dışında Moon Dazzle, Emerald Beauty ve onlara yakın bir oranla Ribella, favoriler olarak gösteriliyorlardı. Dubai’de yayımlanan Gulf News’un favorisi ise Ribella… Safkanımız Moon Dazzle’a baş farkıyla geçilerek bu koşuyu kaybetti. Söz ettiğimiz Cape Verdi ve Balanchine, karnavalın dişilere ayrılan en önemli iki koşusu. Ribella, 2005 Dubai Yarış Karnavalı’nda koşan en iyi dişi safkanlardan biri olduğunu, bu 3 koşusuyla kanıtladı. Son gün,  G1 Dubai Duty Free’de de ondan umutluyduk ama “hadi kızım” demekle her koşu kazanılmıyor. 14 atın katıldığı Duty Free’de 3 dişi safkan vardı. Bunlardan Moon Dazzle ile Ribella koşuyu 8. ve 9. tamamladılar. 6. olan Alexander Gold Run ise, o yıl Fransa ve Hong Kong’ta 2 G1 koşuyu kazanıp, G1 Irish 1000 Guineas ve G1 Pretty Polly Stakes’te 2. kalmıştı. Başa dönecek olursak, Ribella ve Kaneko Dubai’deki görevlerini kusursuz biçimde yerine getirmişlerdi… 2005 yılı, bizim Dubai’deki en iyi sezonlarımızdan birisidir.

Bir At Neler Yapabilir…

Ribella’nın Dubai’deki başarısını, basit bir birinciliğe indirgemek haksızlık olur. Neden mi? Selman Taşbek’e kulak verin; “Başbakanlık Koşusu kupa töreni vesilesiyle hipodroma gelen Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül anlattı. Metro inşaatının bir bölümünün Türk şirketlerince yapımını görüşmek için resmi bir heyet olarak Dubai’ye gidiyorlar. Görüşme çıkmaza girince toplantıya ara verip, farklı konulardan ve bu arada atlardan, at yarışlarından konuşmaya başlıyorlar. Sohbette Ribella’nın adı geçince ortam bir anda değişip, öylesine sıcak bir hava oluşuyor ki… Yeniden masaya oturduklarında, sorun çözümlenip, istasyonlardan birine Ribella adının verilmesini tartışıyorlar…” Bakın şu Ribella’nın yaptığına… Bir sonraki yılın Dubai Yarış Karnavalı afişlerinde ve hazırlanan kitapçıklarda Ribella’nın fotoğrafları vardı. Böyle bir reklamı parayla yapabilir misiniz?  

Atlarımızın Dubai performansları bizlere gurur verirken, oradaki eküriler için de ilgi çekiciydi. Bazı atlarımızı satın almak istediler. Belki başka atlarımız da olmuştur ama Grand Ekinoks ve Ribella’ya yapılan teklifleri güvenilir kişilerden öğrendiğim için sizlere aktarıyorum. Rakamları sorup, beni zor durumda bırakmayın lütfen… İşte Ribella’nın satışı konusunda yaşananlar; “Bizim kısrak, Dubai’de çok sükse yaptı, çok sevildi. Karnaval’ın en iyi atı diyorlardı. Satın almak için Şeyh Muhammed adına çok cazip bir teklif yaptılar. Ben satmak taraftarıydım. Fakat atın tek sahibi ben değilim, ailenin atıydı. Merih’le konuştuk; [Sen bilirsin, nasıl istersen. Yarın, öbür gün pişman olacağın bir şey yapma.] dedi.”

Sıra ailenin diğer bireyi ilkokul çağındaki oğulları Ali Taşbek’e gelmişti. Bu teklife onun tepkisi nasıl olacaktı? “Ali ne diyorsun, satalım mı? Bak iyi bir teklif var. Bu parayı bankaya koyup senin eğitimin ve sonrasında da iş kurman için harcayacağız. Para tamamen senin dedim. Düşünmesi için de bir gün müsaade ettim. [Düşünmeye gerek yok. Ben bunun büyük para olduğunu da biliyorum ama onun torunlarını koşmak istiyorum.] dedi. Maddi olarak akılsızca bir kararla satmadık…”  Hani Selman Taşbek, Ribella’nın alınışında “Bizler Türküz…” diyerek farklılığımızı belirtmişti ya bu da ona gibi bir durum…

Dubai’den bir milli kahraman gibi dönen Ribella, bu sevginin hakkını “fazlasıyla” verdi… 2005 yılı Haziran-Kasım ayları arası koştuğu 8 yarışta,  4 birincilik, 2 ikincilik, 1 üçüncülük ve 1 dördüncülük elde etti. G1 Başbakanlık ve Fatih Sultan Mehmet, G2 Zübeyde Hanım ve Anadolu koşuları sahadaki en güçlü rakiplerle mücadele ettiği yarışlardı. Başbakanlık Koşusu’nda; Sabırlı, Luxor, Win River Win, Kurtaran, Kaneko, Mary Ellen ve Hücum vardı dersem, sanırım anlaşılır… Grand Ekinoks’un ardında 2. tamamladığı TJK Koşusu, 2400 metredeki 3. ve son yarışı oldu. 2400 metre sanki onun mesafe limitlerinin dışındaydı.

İnanılır Gibi Değil…

Ribella yedi yaşına gelmişti. Bu düzeyde bir kısrak yurt dışında olsa, hiç bekletilmeden haranın yolunu tutmuş, vereceği şampiyonlar beklenmeye başlanmıştı. Selman Taşbek “evet” dese bu 2005 yılında gerçekleşecekti, olmadı.  Ribella da herkesi şaşırtan performansıyla sanki “daha yapacak çok işim var” dercesine koşmak için can atıyordu… 8 start; 5 birincilik, 3 ikincilik… Beşi G2, üçü G3 olmak üzere 8 koşu… Bu yaşta, bu performans…

Söylediğimiz gibi, yarış hayatının devam etmesinde sadece ekürinin kararı değil, Ribella’nın da payı büyük. Koşma arzusu, hiç bitmeyecek gibi… “Olur mu öyle şey?” demeyin. İşte istatistikleri ve 2006 yılında yaşanan olay; “ Yaz aylarıydı, bir galop yaptık, atın burnu kanadı. Çok üzüldüm. Hiç müdahale etmeden yükleyip, çiftliğe götürdüm. Dedim ki yarış hayatı bitti, artık anne olacak. Koşmayı planladığımız Topkapı Koşusu’na 1,5 ay vardı. Seyisi de gitti onunla. Salın padoğa gezsin dedim. Ben de kısrağı görmek için, sık sık çiftliğe gidiyorum. Ercan’a sordum;

  • Nasıl, mutlu mu?
  • Hiç otlamıyor, padoğa salıyorum öyle yanımda duruyor.
  • Hiç mi otlamıyor?
  • Hiç…

Bunun üzerine, kısrağı görmek için Merih’le birlikte çiftliğe gittik. Ne oldu kızım bir şey mi var diyorum. Peşimi bırakmıyor, yanımdan hiç ayrılmıyor. Merih’e bu gelmek istiyor dedim.

  • Nereye gelmek istiyor?
  • Yarışa gelmek istiyor…
  • Sana deli olduğunu söylemiş miydim?

At 1,5 aydır idmandan çıkmış ve Topkapı Koşusu’na 10 gün var. Kenter bile yapmadan çiftliğin padoğunda geziyordu.

  • Yüklüyoruz atı.
  • Ne yapacağız?
  • Enternasyonale koşacağız…

Yükledik, getirdik. Selim (Kaya) yarın gel, at kenter yapacak dedim.

  • Kim?
  • Ribella…
  • Abi at burada yok ki.
  • Sen yarın gel, kenter yapacak.

Ertesi gün Selim geldi, at topallıyor… Bir gün önce nallamıştık, çivi kaçmış. Atın nallarını söktük. Bir gün tedavisini yapıp, yeniden nalladık. Yarışa 8 gün kaldı, cumartesi kenter yaptık. Selim’e at nasıl diye sordum.

  • Çok kötü değil…
  • Yarın gel galop yapacağız.

Selim durdu, yüzüme bakıyor… Ertesi gün Selim geldi, 1000’i 1:07 (truvakar) Arap atı işi yaptık. Selim’e yine atı sordum.

  • Ne diyeyim ki abi. Ne dememi istiyorsun?

Karar verdik, yarışı koşacağız. Bir iki gün istirahat etti. Arada yalandan çalışıyoruz… Yarış günü padoktayız. Selim;

  • Ne yapacağız abi?
  • Git keyfini çıkar…

Atın en iyi anlaştığı, en sevdiği kişi Selim. O da atın ruhunu biliyor, ne direktif vereceğim. Hiç unutmuyorum, düzlüğe en geride çıkıp, dışa açılarak sprinte başladı. Ben kazandık deyince, Merih [Sen hakikaten delisin] dedi… Kazandık…

Çok güzel bindiği için, koşudan sonra Selim’e teşekkür ettim.

  • Ben bir şey yapmadım ki, tutunup geldim…

2006 G2 Topkapı Koşusu’nu bir kez daha izleyin, bana hak vereceksiniz. Son 100 metreye 3,5 boy geride girdiği koşuyu Dubai’deki Cape Verdi gibi kazanıyor. O gün Halis, bu gün Selim… Koşuda; Kaneko, Kurtiniadis ve Sabırlı’nın yanı sıra yurt dışından gelen beş rakip daha vardı.

Ribella iki yıl daha “sadece” koşarak değil, başarılarını da sürdürerek,  hepimizi şaşırtmaya devam etti… 2007’de 7, 2008’de 4 kez start alıp, bu koşulardan 6’sını kazandı. 3’ünde plase oldu. Bir kez daha vurgulamalıyız; 9 yaşında ve 138 handikap puanıyla emekli oldu. Tavan değerin 140 olduğu puanlamada bir kısrak, 2 yıl zirvede kalarak, 138 puanla emekli oluyorsa, sanırım yoruma gerek yok…

2008 yılı sonunda Veliefendi Hipodromu’nda düzenlenen “veda partisiyle” onu yeni hayatına uğurladık. Artık onun yarışlarını değil, “İşte bu Ribella’nın yavrusu” dediğimiz safkanlar ı izleyecektik. Bizlere yaşattıkların için teşekkürler Ribella…

Şampiyon Harada

Böyle bir kısrak haraya gidince, elbette ki beklentiler de yüksek olacak. Kime sorsanız: “Ribella kendi gibi bir yavru vermedi” diyor. Doğru, vermedi ama onun gibi kaç safkan gördük? Ribella’lar kolay yetişmiyor…

Selman Taşbek, hayli duygusallaşarak; “Bize büyük keyifler yaşattıktan sonra yurt dışına gidip, orada annelik yaptı. Payro (piroplasmosis) yasağı nedeniyle, uzun süre yurda dönemedi. Yasak kalktıktan sonra Türkiye’ye gelip, son tayını doğurdu ve bize öyle veda etti…”

2 yaşında G1 Karayel Koşusu’nu kazanan yavrusu Padre Padrone’nin önümüzdeki günlerde nereye evrileceğini şimdiden bilmek güç. Belki o da annesi gibi sürprizler yapmayı seviyordur… Ribella’nın Elusive City’den olan 2019 doğumlu dişi tayının fotoğrafını gördüm. Annesine o kadar çok benziyor ki, dileriz gelecekte de bu benzerliği “her yönüyle” sürdürür…

 

News Reporter

3 thoughts on “RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-17 / İlk Görüşte Aşk: Ribella…

  1. Okudukça okuyası geliyor insanın..
    O günler sanki bir film gibi geçiyor gözümüzün önünden. Sayenizde bir kez daha o günleri yaşadık Reşat bey, emeğinize sağlık.
    Fakat şimdi o günleri o güzel atları mumla arıyoruz ama nerede.., ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir