Rüzgar Gibi Geçenler 2 – YAVUZHAN

Rüzgar Gibi Geçenler

YAVUZHAN

Reşat Yurday Köstem

Yavuzhan yirminci yüzyılın sonlarında yetiştirdiğimiz şampiyonlardan, hatta 90’lı yılların en akılda kalan, en sevilen Arap atıydı diyebiliriz. Veliefendi Hipodromu’nda Bold Pilot ve Yavuzhan’ın yanısıra Johny Guitar, I.Thunder Bolt gibi safkanları aynı yarış günlerinde izlediğimiz 1996 ve 97 unutulur gibi yıllar değildi. Örneğin 1996 yılının 15 Eylül’ü, hani o “meşhur” Bold Pilot – Galtee yarışının olduğu yarış günü unutulur mu? Koşunun üçüncüsü de, I.Thunder Bolt…

Bold Pilot’ın inanılmazı başararak kazandığı Uluslararası Boğaziçi Koşusu’dan tam bir saat sonra, Yavuzhan da “artık bizlerde alışkanlık yapan” yarış biçimiyle, Nurtay’ı geride bırakıyordu. İnanın,  hipodromdan bugün hiç bitmese diyerek çıkıyorduk.

Yavuzhan yarışseverleri hipodroma çeken önemli “aktörlerden” biriydi. Onun “olağanüstü” sevilmesinde, performansı kadar, üstte kısaca değindiğimiz, yarış biçimi de etkiliydi. Ama gelin önce performansına bakalım. Altı yıl (1994-99) süren yarış yaşamı boyunca 68 start; 44 birincilik, 16 ikincilik… Müşterek bahislere katılanlar için, “bulunmaz bir nimet”…

Böylesine parlak istatistiklere rağmen, Yavuzhan’ın, “gönüllerde taht kuran” bir isim olmasında, yarış biçimi de çok etkiliydi. Yavuzhan rakibini geçmek için her koşulda mücadele eden ve tüm olumsuzlukları yenerek bunu başarmak için çabalayan bir safkandı. Kazanamadığı yarışlarda bile, hani “kanının son damlasına kadar savaştı” derler ya, hiç vazgeçmeden mücadeleyi sürdürürdü. Bu nedenle ikinci kaldığı birçok yarışında da, kazanan kadar alkışlanmıştır. Biraz iddialı olacak ama biz onu kendimizle özdeşleştiriyorduk. Daha açık deyişle, onun gibi olabilmeyi hayal ediyorduk…

1995 Dumlupınar Koşusu Yavuzhan – Timurhan

Yavuzhan’ın yarış yaşamının uzun sürmesi ve başarısının sürekliliğinde böyle koşmasının da payı vardı. Çünkü gücünü gerektiği oranda ve etkili (efektif) kullanıyordu. Farklı yıllarda sahalara gelen, onlarca rakiple hatta şampiyon olarak anımsadığımız isimlerle mücadele edip, hep zirvede kalabilmek ancak böyle gerçekleşebilirdi.

Yavuz Gülerce

Önce, Yavuzhan’ın sahibi, ekürinin kurucusu Yavuz Gülerce’yi tanıyalım. Çeşitli sektörlerde yatırımları olsa da, oto yedek parçacılığının İstanbul’daki merkezi olan Talimhane’nin, simge isimlerden biriydi. Bunda iş hacminin büyüklüğü kadar, dürüstlüğü, cana yakınlığı ve yardım severliği etkiliydi. Hele o kendine has şiveli konuşmasıyla anlatırken sohbet hiç bitmesin isterdiniz. Zaten atçılığa başlangıcını da bu sohbetlere bağlıyor:

  • İzmir’de bir otelimiz vardı, Hisar Otel… Oraya atçılar geliyordu. Mehmet (Çay) de ön büro müdürüydü. Mehmet, bu atçılarla hele bir otur, hele bir konuş diye diye onlarla ahbap olduk. Adamlar bir oturuyorlar, gece iki oluyor, üç oluyor kalkacakları yok. Ben on ikide fırlayıp, kaçıyorum…

Bir tane at al, iki tane al, iyi olur değişiklik olur diye bizi sürekli teşvik ediyorlardı. Zaten Mehmet dünden razı…

Yavuz Gülerce sonunda at almaya karar verir ama kendimden de biliyorum, bunu uygulamak hiç de kolay değil. Önce ailenizle uzlaşmak zorundasınız. İşin parasal yönü bir yana, yaşam biçiminizde değişiklikler olacak. Atınız ya da atlarınızın koştuğu gün onu izlemek için hipodromun yolunu tutacaksınız. Aileniz, onlara ayıracağınız birçok günü, atlarla paylaşmak zorunda kalacak. Yetmedi, bu işe biraz daha merak sarıp idmanlara gitmeler başlayınca, “sabahın kör karanlığında” kalkılacak. Liste böylece uzar, gider…

Ailenin bu kararı nasıl karşıladığını, ilk tepkilerinin ne olduğunu Yavuz Gülerce’nin eşine (Nurbiye Gülerce) sordum:

  • Ben at alacağım dediği zaman çok sevindim ve ilk sözüm; “Neden bir tane alıyoruz, niye birkaç tane almıyoruz?” demek oldu… Ben Eskişehir, Mahmudiye’liyim. Çifteler Harası’nın olduğu yerde, atların içinde büyüdüm. Çiftçi bir ailenin kızıyım ve sergilere katılan çok güzel atlarımız vardı.

Bu konuda Yavuz Gülerce de eşi ve çocuklarının hakkını teslim ediyor:

  • Evden de teşvik gördüm. İhalelere gittik, arttırmalara girdik. Beşe aldığın atı, altıya alsan da pahalı olmaz diye beni cesaretlendiren ailemdi. Açıkça söylemeliyim, evden destek aldım.

Yavuz Bey haklı… Satışlarda milyar barajını aşarak tay alan ilk isim de o olmuştu. Yavuzum adını verdikleri tay, kayıt olduğu koşu öncesi bağırsak düğümlenmesinden öldü. Atçılık böyle bir şey. Bu işte Yavuzhan da var, Yavuzum da var…

Eküri sadece Arap atçılığı değil, İngiliz atı yetiştiriciliğinde de soyundu. İngiltere, İrlanda, Fransa ve Amerika’dan gebe, yanında tayları olan kısraklar satın aldılar.

Başta Yavuz – Nurbiye Gülerce çifti olmak üzere, kızları Gülnür ve Semra Gülerce de aralarına katılarak atçılığı ailece benimsediler. Yavuz Gülerce:

  • Atçılığı çok sevdim. Doğruyu söyleyeyim, bir süre çiftliğe gitmezsem rüyama giriyor. Asıl işime, yedek parça işime gitmem. Mecbur kalırsam, oraya asıla asıla giderim ama çiftlikten bir ıslık çalsalar koşarım. Bu at sevgisi bambaşka. Aşılandık, mayalandık bir kere…

Eküri, Arap tayları ve İngiliz atı yetiştiriciliği için Foça’daki haranın temelini 1991 yılında attı.

1993 Önemli Bir Yıl 

Çünkü o yıl, Bamka ve Bamka I adlı taylarıyla eküriyi sahada gördük. Belki daha da önemlisi, aynı yılın 27 Eylül günü, Veliefendi Hipodromu’nda düzenlenen Anadolu Tarım İşletmesi’nin 1991 doğumlu elit tay satışları ile 5 Kasım’da, Adana Yeşiloba Hipodromu’ndaki Sultansuyu Tarım İşletmesi’nin tay satışlarıydı. Gülerce Ekürisi bu satışlardan aldığı taylarla, bir yıl sonra bayrağı zirveye çekecekti…

Sonrasını ekürinin kurmaylarından Ahmet Giz anlatıyor:

  • Kemiyetülırak’ın, 25. Hilalüzzaman’dan olan tayını almak istiyorduk. Hep birinci sınıf yavrular veren bir eşleşme. Önceki erkek yavrular; Ünsal II, Al-Işık, Heybetli I ve Hakanhan. Dişisi de Ajda…

O yıllarda yazılı olmayan bir kural vardı. Sahamızdaki klas kişiler arasında bir centilmenlik anlaşması vardı. Birisinin daha önce kardeşini koştuğu ya da almayı çok istediği ata “Bu onun hakkı” diyerek alıcının üstüne pek gidilmezdi. Bende Süleyman (Sırrı Turhan) amcaya “Siz bu taya talip misiniz?” Diye sordum. “Ahmet o tayı düşünmüyoruz. Bizim antrenör Nubar (Uncuyan) bakmış, iki ayağında da süt bağı varmış, beğenmemiş.” Dedi.

Süt bağı genellikle tek ayakta olur ve atın dengesini bozduğu, ekleme baskı yaptığı için koşmasını engeller. Bunun iki ayağında da süt bağı olması dengesinin bozulmasını engelledi. Rahmetli veteriner Ali (Akşit) amca ikisini de çok iyi dağladı. Zaten tayı, aldığımızın ertesi günü, Ali amcaya götürüp, dört ayağındaki kemikleri ve süt bağlarını dağlattık.

25.Hilalüzzaman – 26. Kemiyetülırak eşleşmesinden nitelikli taylar doğuyordu ama ayaklarında kemik üremesi, süt bağı gibi kusurlar nedeniyle elit tay satışlarına getirilmeyip, doğdukları haralarda kadro fazlası olarak ucuz fiyatlarla satılıyorlardı. “Reforme” olarak adlandırılan bu uygulama, büyükbaş hayvanlar arasında çeşitli nedenlerle damızlık vasfını kaybedenlerin sürüden ayıklanması anlamına geliyor.

Ünsal II, Ajda ve Al-Işık’ın bu tür kusurları yarış performanslarını olumsuz etkilemeyince, sonraki yıllarda doğan erkek ana-baba kardeşleri reforme olarak ayrılmayıp, elit taylar olarak satıldılar. Alıcılar her şeye rağmen çekinceliydi. Örneğin; 25. Hilaüzzaman’ın 1990 doğumlu dört elit tayından, 26. Kemiyetülırak yavrusu Hakanhan, 75 milyon lirayla aralarında en ucuz satılan isim oldu.

Gülerce Ekürisi de 1991 doğumlu Yavuzhan’ı 351 milyon liraya Gülnur Gülerce adına satın aldı. O gün Afakbey 455, Akyel 410 milyon liraya alıcılar buldular. Gülerce’ler aynı satıştan 203 milyon liraya Arslaneray’ı, 201 milyona Aytek’i, Sultansuyu satışlarından da 161 milyona Bamka III ve 155 milyona Bamka II’yi alarak ekürilerine kattılar. Ayrıca Anadolu ve Karacabey Tarım İşletmelerinden de birer dişi tay aldılar.

Son Anda YAVUZHAN

Geçmiş yıllarda taylar, haraların verdiği kod adlarıyla satılır; yeni sahipleri belli bir süre içinde onlara istedikleri adları verirdi. Gülerce Ekürisi’nin de 1994 yılında sahaya gelecek taylarının adlarını belirlemesi gerekiyordu. Hazırlıklar yapıldı ve yeni tayların adlarını kesinleştirmek için Taksim’deki işyerinin üst katında toplanıldı. Burada bir ortak görüş belirlenirken Nurbiye Gülerce:

  • Ahmet (Giz) Beyi de buraya çağırdık ama onun görüşünü hiç almadık. Ahmet Bey, ne dersiniz, taylara vereceğimiz isimler sizce uygun mu?

Ahmet Giz böyle bir soru beklemiyordu ama aklından geçeni de söyleme olanağını bulmuştu:

  • Rica ederim, bana bu konuda söz düşmez… Sizler aileniz için anlam içeren isimler seçtiniz. Bu çok doğal ve benim söyleyecek sözüm olmaz. Fakat mademki sordunuz, düşüncemi söyleyeyim. Yavuzhan adını Havuçerol tayına değil, uygun görürseniz Hilalüzzaman tayına verelim.

Giz belli ki, en iyi olduğunu düşündüğü tayın, ekürinin kurucusu Yavuz Gülerce’nin adını taşımasını istiyordu. Sonuçta, Ahmet Giz ve bu seçimi onaylayan Gülerce Ailesi en doğru kararı vermiş oldular.

Bunca yatırım ve emek, 1994 yılından itibaren meyvelerini vermeye başladı. O yılın Malazgirt (G1) ve Hatay (G1) koşularını Yavuzhan kazanırken, Haralar (G1) ve Cumhuriyet (G1) koşularında da ekürisi Bamka III ile iki sırayı paylaştı. Yavuzhan; 9 startta ikisi G1 olmak üzere 6 birincilik ve 3 G1 koşu ikinciliğiyle 1994 yılının en iyi üç yaşlı Arap tayı unvanını elde etti. 1995’te 14 start 10 birincilik, 96’da 17 start 14 birincilik, 97’de 12 start 8 birincilikle yılın Arap atı unvanını kimseye kaptırmadı.

Kolay Kazanmayı Sevmeyen At      

Yavuzhan kolay bir at değildi. Starttan düzgün çıkış yapmaz, mücadele edecek rakip görmeyince temposunu düşürür, gördüğü atın yanına gidip, onunla birlikte koşmayı ama hep bir aksiyon önde olmayı severdi. Bu nedenle, pisti tam olarak görmesini engelleyen, kapalı kısmı küçük parmağın yarısını geçmeyen özel bir gözlüğü vardı ve idmanlarda da takarlardı. Zaten bu gözlük olmadan üzerine jokey bindirmezdi.

1996 yılı Lozan Koşusu’nun jokey deklaresinde, ilgilileri kapalı gözlükle koşacağını belirtmeyince Yavuzhan gözlüksüz koşmak zorunda kaldı. Daha doğrusu koşmadı… Çünkü start çıkışı huysuzluk yapıp, şaha kalkarak jokeyi Ertül Cankılıç’ı üzerinden attı. İzmir’deki bu koşu, onun tabela dışında kaldığı beş koşunun ilkidir.

Rakipleri ona görünmeden koşuyu kazanmanın yollarını aramaya başladılar. Gülerce Ekürisi buna çözüm olarak, Yavuzhan’ı eküri atlarla koşup, yarış içindeki rakipleriyle buluşturmak stratejisini uyguladı. Bu taktik bir oranda başarılı oldu ama onun bu huylarından yararlanan rakipleri de çıktı…

Yavuzhan’ın Mezarı

Örneğin 1997 yılında, Süleyman Akdı’nın Sıh Taha ile kazandığı Çifteler ve Mohaç koşuları bunun unutulmaz örnekleridir. Son düzlüğe kadar, Yavuzhan’ın adeta tam arkasında saklanıp, 200’de de göremeyeceği kadar dışına açılarak bu koşuları boyun ve burun farklarıyla kazanmayı başarmıştı. Sıh Taha’nın bu koşuları kazanmasında onun üst düzey bir safkan olmasının yanı sıra jokeyi Süleyman Akdı’nın da zekice kurguladığı yarış taktikleri etkendi.

Süleyman Akdı, Yavuzhan’ı Haberbatur’la da birkaç kez geçti ama şampiyonun o yarışlarını pek ölçü almamak gerek. Çünkü 1997 yılı sonlarında ağır bir sarılık geçirdi, tedavi ve dinlenmesi için haraya gönderildi. Haberbatur ve kendi ekürilerine geçildiği koşular bu döneme rastlar. Hastalığı 1999 yılında yineleyince, yeniden haraya götürüldü ve yaklaşık iki ay sonra orada öldü.

1998 Karacabey Koşusu Yavuzhan – Haberbatur

Bir Attan Çok Daha Fazlası

Üç kez TBMM, üç kez Tarım ve Orman Bakanlığı, iki kez Cumhuriyet Kupası, Malazgirt ve Niğbolu Koşuları birinciliğinin yanı sıra üç yaşlı tayların Hatay Koşusu gibi en üst düzey mücadeleleri kazanmak azımsanacak bir başarı değildir. Yavuzhan’ın yavru verememesi, Arap atı yetiştiriciliğimiz için büyük kayıp ama sadece yarış koşarak unutulmazlar arasına girmeyi başarması da, onun ne denli üstün niteliklere sahip olduğunun kanıtıdır.

Gülerce Ekürisi, Yavuzhan aracılığıyla, bir sosyal sorumluluk projesine de imza attı. Yavuz Gülerce, onun başarılarından elde edilen gelirlerle Eskişehir Sivrihisar’da Nurbiye Gülerce Sağlık Meslek Lisesi ve Eskişehir Ertuğrul Köyü’nde Yavuz Gülerce İlköğretim Okulu’nu yaptırdı.

 

News Reporter

6 thoughts on “Rüzgar Gibi Geçenler 2 – YAVUZHAN

  1. Emeğinize sağlık. Yavuzhan’ın aygırlık yapamaması hala büyük bir kayıptır bence. Bu arada eküriye de bir sitemim var, o da neden artık İzmir’de at koşmadıkları, zira burada tarihi zaferlere imza attılar.

  2. Bana ekürüsi Caş ile birlikte yarışçılığı sevdiren efsane at. Ölümüne çok üzülmüştüm. Yeni dönemde Taykuttan çok büyük beklentim vardı ama şu an sakat galiba koşmuyor. Bu konuda da bilgi paylaşırsanız sevinirim.

  3. Okuduğum en keyifli Yavuzhan makalesidir. Özellikle 91 tay satışlarındaki detaylarıyla. Kaleminize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir