RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-23 / Geçmiş Zaman Olur ki Hayali Cihan Değer; GOLD GUARD

RÜZGAR GİBİ GEÇENLER 23

Geçmiş Zaman Olur ki Hayali Cihan Değer; GOLD GUARD

Reşat Yurday Köstem

At yarışları toplumun her kesimi için farklı anlamlar taşıyabilir ama sosyal yaşamın önemli parçalarından biri… Kimimiz sporun, kimimiz güzel sanatların her hangi bir dalına ya da farklı sosyal aktivitelere ilgi duyar, hayatımızda onlara yer veririz. Hepimiz kendi tercihlerimizi öne çıkararak hayatımızı yaşıyoruz.Bu sektörün paydaşları için atçılık, emek verdikleri, yatırım yaptıkları ve karşılığını almağa çalıştıkları bir iş kolu. Ben bu kesimden söz etmiyorum. Anlatmağa çalıştığım, sosyal yaşantısında at yarışlarına yer veren, yarışsever olarak tanımladıklarımız. Aslında yarışseverler de paydaşlardan, at yarışlarını bütünleyen parçalardan biri. Laf aramızda iyi de yatırım yapıyorlar… Müşterek bahisler tartışılır ama at yarışları onlar için bir iş kolu değil, sosyal aktivite.

Hepimizin atyarışları ile ilgili, az çok anılarımız var… Aklımızda kalanları şöyle bir gözümüzün önünden geçirecek olursak, “başrol” atlarda… Bu heyecanları, bu mutlulukları, hayal kırıklıklarını, “uzun lafın kısası” hayatın vazgeçilmez birçok yönünü bizlere yaşatan onlar. Elbette ki yetiştiricisi, sahibi, jokeyi, antrenörü, veterineri, bakıcısı, nalbandı ve daha daha niceleri… Sonuçta hepsinin payı var ama at olmazsa, gerisi teferru’at…

Sektördeki insanlar emeklerinin karşılıklarını alıyor deyip, onları ayıralım. Peki, biz yarışseverler safkanlara hak ettikleri değeri veriyor muyuz? Atlar üçüncü koşuda 6 numara, dördüncü koşuda 2 numaradan çok daha fazlası. Bir yıllık katılımcı olsanız bile binlerce at izliyorsunuz,elbette ki tümünün aklınızda kalması olanaksız. Sizin için özel olanlar ya da herkes için anlam taşıyanlar akıllara kazınıyor. Biz onlara genellikle “şampiyon” diyoruz. Lafı şuraya getireceğim; bu konuda vefalı değiliz… Bakın, başka ülkelere… Şampiyonlarının, star atlarının üzerlerine titriyorlar. Yarış müzeleri açıp, onur listeleri düzenliyorlar. Heykellerini dikip, dört bir yanı onları anımsatacak, sonraki nesillere tanıtacak objelerle donatıyorlar.

Bizdeki şampiyonlar; yıllar boyu “kulaktan kulağa” metoduyla öğrenildi… Dijital yayın olanakları arttıkça yazılı belgelere ulaşmaya başladık. Bu konuda emeği geçenlere, arşiv oluşturanlara, katkı sağlayan herkese teşekkürler. İyi ama burada da “bize özgü” sorunlar var. Birincisi, kaynak göstereceğimiz belge ve bilgiler kısıtlı ve çok dağınık. Bilmeyen biri, “yıldızlarımızı” değil de, bir alt grup diyebileceğimiz, şampiyonlarımızı öğrenmeğe çalışsa, internette günlerce sörf yapacak. Şöyle “derli toplu” kaynaklar ne yazık ki yok.

Bir başka konu da, hepimizin şampiyonu kendine… Bunun da bir yöntemi olmalı. Yurt dışında nasıl yapıyorlar? Ülkeden ülkeye değişse de temel prensip aynı. Resmi ya da yarı resmi kurum ve kuruluşlar, ortak kabul gören yöntemlerle yılın şampiyonlarını belirliyorlar. Bizde 30 yıl öncesine kadar böyle bir şey yoktu. İlk seçimi, At Yarışı Yazarları Derneği’nin (AYYD) 1993 yılında yaptığını anımsıyorum. The Best-Thunder Bolt I şeklinde biten Gazi Koşusu’nun olduğu yıl, ödülleri Mehmet Kurt Ekürisi toplamıştı.

AYYD’nin yaptığı “Yılın Enleri”, en uzun soluklu seçim olarak günümüzde de sürüyor ama kovid-19 engeli nedeniyle son iki yılda gerçekleştirilemedi. AYYD yılın İngiliz ve safkan Arap atlarının yanı sıra sektörün başarılı paydaşlarını da seçiyor. Buna karşın, atların yaş gruplarına, mesafe özelliklerine göre sınıflandırılması ve erkek, dişi ayrımı yapılmıyor. Safkan İngiliz Atı Yetiştiricileri ve Sahipleri Derneği (SİAYSD) de 2014 yılından bu yana,thoroughbred’ler için, yurt dışındaki örneklere benzer biçimde seçim yapıyorlar. Onlar safkan Arap atlarını değerlendirmiyor ve sektördeki kişilerle ilgi seçim yapmıyorlar. ABD ve Japonya’da olduğu gibi, kum ve çim pist performanslarına göre de bir ayırım söz konusu değil. Yaptığımız seçimler, Türkiye’deki yarış ve yetiştiriciliği tam anlamıyla kapsamıyor ama hiç yoktan iyi…

WANETA Unutulmayı Hak Eder Mi?

Örneğin Waneta… 2016 yılının 2 yaşlı şampiyon tayı olarak SİAYSD Karayel Ödülü kazandı. Bakın 2016 Yarış ve Yetiştiricilik yıllığında onun için neler yazıyor?

“Şimdi bize düşen bu yılın kritiğini yapıp, başarılı olan safkanlara taçlarını takmak. 2 yaşlı İngiliz taylarında bu sene çok çekişmeli ve heyecan verici yarışlar izledik. Fakat taylardan bir tanesi öyle çıkış yaptı ki, adeta bütün yarışseverlerin kalbinde taht kurdu. Şu anda bu yazıyı okuyan herkesin Waneta dediğini duyar gibiyim. Evet, bu dişi tay tüm erkek rakiplerine üstünlük sağlayarak tartışmasız senenin en başarılı 2 yaşlı safkan İngiliz tayı oldu.”

2 yaşında koştuğu 7 yarışın, G2 Sakarya Koşusu dışındakileri kazandı. Onda da 2. kalmıştı. Waneta, G1 Karayel ve G1 Çaldıran koşularını kazanan ilk safkan. Bunu daha sonra bir tek Call To Victory başarabildi. Erkeklerin arasında şampiyon olan bir dişi tay…

G3 Trakya Koşusu birinciliği ile uluslararası koşu kazanan ilk ve tek 2 yaşlı safkanımız da O… Godolphin Ekürisi’nin tayları Top Score 2., Best Solution 3. olmuştu. Best Solution aynı yıl New Market’te G3 koşu kazanıp, G1 Criterium de Saint-Cloud’da Waldgeist’in 1 boy gerisinde 2. kaldı. 4 yaşında G1 Preis Von Baden’i Defeo’nun önünde kazandı. Aynı yıl Avustralya’da da G1 Caulfield Cup’ı kazanan yine Best Solution’du.

Bazı şampiyonların yarış hayatı ne yazık ki uzun olmuyor. Solunum yolu problemleri Waneta’yı pistlerden çok çabuk uzaklaştırdı. Bunu babası Mountain Cat’in yavrularına kalıtımsal olarak aktardığı düşünülüyor. Belki öyle oldu… Waneta bu başarılarıyla yarış tarihimizdeki yerini aldı. Gelecek nesillere şampiyon tay sanıyla (unvanıyla) taşınması, böylece başarılarının unutulmaması iyi olmadı mı? Pekiyi… 2014 yılından önceki şampiyonlar ne olacak? O yıllarda Karayel Ödülleri yoktu. Öyleyse şampiyon 2 yaşlı İngiliz taylarımız da yok… 3 yaşlı Arap taylarına ne demeli? Onlar ne geçmişte, ne de şimdi hiç yok… Bir süre konuşup, ertesi yıl unutup, gidiyoruz.

Waneta

İngiltere, İrlanda, Fransa, ABD, Japonya, Avustralya, Güney Afrika ve şu anda aklıma gelmeyen birçok ülke… Şampiyonlarını her yıl başta safkanlar olmak üzere, sektörün tüm paydaşları için belirlerken, adlarının geçtiği “hemen hemen” her yerde de ve her zaman, onları bu unvanlarıyla anıyorlar.Biz nedense böyle yapmıyoruz. Biz de şampiyonlarımızı, yazılı ve görsel medyada, unvanlarıyla anmalı, kazandıkları onurun akıllarda kalıcı olmasını sağlamalıyız. Buna “vefa borcu” da diyebilirsiniz, tarih bilinci de…Önce iğneyi kendimize, biz yarış yazarlarına batırmamız lazım.

Bunlara ne gerek var, müşterek bahisleri mi arttırıyor, atçılığı mı kalkındırıyor? diyenlere sözümüz yok. Getirileri ortada… Bir yönüyle, sektör içinde rekabeti arttırıp, özendirici oluyor. Çünkü sporla uğraşanların, yarışmacı olanların amacı kazanmaktır. Siz ya da atınız, böyle bir onuru en iyi olduğunu kanıtlayarak kazanabiliyor. Bu gelecek nesillere bırakacağınız bir miras… Yaşamımızın “neredeyse” her anında var olan yarışmalardan birini kazanmak… Daha büyük mutluluk ve övünç kaynağı olabilir mi? Öte yandan, sektörün başarılılarını, starlarını öne çıkararak kamuoyunun ilgisini çekmek de cabası. Şampiyon safkanları izlemek, başarılarına tanık olmak isteyenleri yarış alanlarına çekerek, bu etkinliğin “tadını çıkarmaya” davet etmek… Dünyanın dört bir yanında bunlar boşuna yapılmıyor.

Yarışmalarla, duyurularla star yaratamayacağımızı da bilmeliyiz. Ne demişler? Star olunmaz, doğulur… Safkanlar için de böyle. İyi bir ekip, atın cevherini ortaya çıkararak onu zirveye çıkarır. Ayrıca her şampiyon, star olacak diye de bir kural yok ama şampiyonun da hakkını vermek gerek. Bunu öncelikle bizlere, yarış yazarlarına söylüyorum. Unutulup giden ya da unutulmaya yüz tutan nice şampiyon safkanımız var. Bu gün hiç olmazsa, bazılarını analım dedik…

KARAALİ

Yıl 1975…

İngiliz atı yarış ve yetiştiriciliğimizde önemli bir tarih. Küçük ölçekli yetiştiriciler için 1960’dan beri sözü edilip, 1972 yılında İzmit’te açılanTJK Pansiyon Hara’nın ve Karacabey’de yeniden başlanan İngiliz atı yetiştiriciliğinin ilk tayları,  yurt dışından aygır olarak alınan Karoo ve Kamalpour’un ilk jenerasyon yavruları o yıl pistlere çıkıyordu. Böylece, 1975 yılının 2 yaşlı tay koşuları, önceki yıllardan biraz daha kalabalık ve mücadeleli geçmeğe başlamıştı. Asıl merak edilen ise yeni aygırların ve yurt dışından ana karnında gelen tayların performanslarıydı.

1967 doğumlu Karoo, İngiltere’den 4 yaşlı olarak satın alınarak aygırlığa Türkiye’de başladı. İngiltere’de 2 ve 3 yaşlı döneminde5 koşu kazanıp, 108 timeform puanına ulaşmış iyi bir yarış atıydı. Babası Milesian, 1966 yılında 2 yaşlı yavrularıyla İngiltere ve İrlanda’da, 1968 yılında da İrlanda’da liste başı aygır olmuştu. Karoo, erken hazırlanan, kısa ve orta mesafelerde başarılı olan yavrular verdi. 1973 doğumlu Karaali de onun bu tanımlamalara uyan ilk jenerasyon taylarından biriydi. Karaali’nin annesi Şirin, bir Guesillus kızı… Bunu neden vurguluyorum? O yıllarda iyi kısrak denilince ilk akla gelen, Guersillus kızlarıydı.

Eşref Somtürk’ün yetiştiricisi olduğu Karaali, ilk sahibi Ferit Tanaçan’da yaklaşık 14 ay koşup,12 koşu kazandı. Sonrasında Hikmet Birol adına 1 yılda 8 koşu, Mete Demren’de 7 ayda 3 koşu, Zeki Tozkoparan’da da 1 ayda 1 koşu olmak üzere toplam 24 birincilik… Sonrasında Yalçın Batur 2 yarış koştu, 5 yıl aradan sonra yeniden sahaya getirip denedi ama olmadı… Karaali’yi unutulmaz yapan 2 yaşındaki performansıydı. Ekrem Kurt’la başlayıp, Kazım Yıldız ile sürdürdüğü o sezon, katıldığı 8 koşuda hiç geçilmedi. Sadece Çaldıran Koşusu’nda Farfara ile girdiği zorlu mücadeleyi yarım boy farkla kazandı. Diğer yarışlarında ise rakiplerini yanına bile sokmadan, “beyaz bayrak, ayna” yaparak kolay birincilikler elde etti. İlktay ve Başlangıç Koşusu sonrası, Bahar Koşusu, II. İnönü, Burhan Karamehmet, Kraliçe II. Elizabeth ve finalde de Çaldıran Koşusu birincilikleri… Karaali, 2 yaşlıların Serbest Handikabında 65 kilo ile ilk sırada. Farfara, Arabesque, Konseran, Buğra, Aşık Veysel, Tuna ve Tulyar da onun altında sıralanan isimlerdi.

Sezon sonunda Karaali için yapılan değerlendirme şöyle:“1975 senesinde bir tayın, Karaali’nin diğerlerine büyük bir üstünlük kurduğunu söyleyebiliriz. Karaali iki yaşında büyük bir başarı göstermiştir. Ancak bütün koşularını süratli temposu ile yarışı önde götürerek kazanmıştır. Üç yaşında uzun mesafeli koşularda, bu stili ile ne derece muvaffak olabileceği bilinmemektedir.” Bu değerlendirmeye katılmamak olanaksız. Zaten at yarışlarında sıkça rastladığımız sakatlıklar, mesafe limitli olması gibi nedenlerle Karaali sonrasını getiremedi.

Onun mesafeye uyumunu, 7 ay aradan sonra 3 yaşındaki ilk startının Gazi Koşusu olmasını, 2 yaşından sonra hiçbir önemli koşu kazanamamasını, hepsini ama hepsini bir yana bırakalım… En başta söylediklerimize dönecek olursak; bunlar onun 1975 yılının 2 yaşlı şampiyon tayı olmasını engeller mi?



ESMERİM ve NUR I…

1982 ve 1985 yıllarında da ilginç iki örnek yaşadık…

Siz önce, bu tarihlerden birer yıl sonrasını düşünün. Yanıt hemen aklınıza gelmeyebilir, yardımcı olalım. 1983’te Seren I, 1986’da da Hafız triple crown yapmadılar mı? İkisi de yarış tarihimizin ayrıcalıklı yere sahip şampiyonları. Bunları ayrıntılarıyla anlattık. Bugün de aynı tarihleri ama onlarla yarışan farklı isimleri konuşalım.

Önce Hamdi Çadırcıoğlu’nun sahibi ve yetiştiricisi olduğu Esmerim…

1982 yılında yaklaşık 60 tay start aldı ve açık koşulara katılanların sayısı 20’yi geçmedi. Şimdi bu sayılar bize, ne kadar tuhaf geliyor değil mi? Neyse uzatmayalım, o yıllarda böyleydi. Esmerim ile Seren I yarış hayatına neredeyse aynı tarihlerde başladılar. Seren I ilk startını 11 Temmuz Pazar,  Esmerim de 14 Temmuz Çarşamba günü aldı ve ikisi de ilk yarışlarını kazandı. Esmerim 2 yaşında 8 kez start alıp, bunların 4’ünü birinci, 3’ünü ikinci, 1’ini de dördüncü tamamladı. Seren I kazandığı bu koşudan sonra yaklaşık 2 ay ara verdi ve o yıl 6 yarış koşabildi. Kazandığı maiden sonrası katıldığı 5 koşuyu da ikinci tamamladı. O müthiş Seren I’i bir yıl sonra izlemeye başlamıştık…

Bu iki safkan, 2 yaşlı dönemlerinde 3 kez birlikte koştular. Esmerim; Kraliçe II Elizabeth Koşusu’nu 2 boy, Çaldıran Koşusu’nu 1 boy önde kazanırken, Seren I ikincilikte kaldı. Sakarya Koşusu’nda ise Seren I, Daystar’ın arkasında 2., Esmerim 4. oldu. 2 yaşlılar için “yılın özeti” anlamını taşıyan Serbest Handikap’ta Esmerim 63 kilo ile ilk sırada, Seren I 62 kilo ile 2. sıradaydı. Ertesi yıl “köprünün altından çok sular aktı” ve Seren I hem triple crown yaptı, hem de 10 yarış art arda kazandı. Zaten amacımız bu iki safkanı kıyaslamak değil. Şükürler olsun ki, aklımız şimdilik başımızda…

Aradan 40 yıl geçti ama bu gün hangi yarışsevere sorsanız Seren I için söyleyecek sözü vardır. Laf aramızda, olmayanı da ayıplarız… Bizim gibi, yaşı kemale ermiş yetişkinlerin dışındakilere Esmerim derseniz, ne yanıt alırsınız bilemem. Unutulmaya doğru hızla gidiyor…    Esmerim, Strange Love’ın ilk jenerasyon yavrularından. Annesi Ayça I, yarış yaşamları kısa süren, sinirli ve sorunlu yavrular verdi. Esmerim de sahada kaldığı 3 sezonda 25 yarış koşabildi ve Çaldıran’dan sonra da koşu kazanamadı. Orijinlerle ilgilenenler, 2006 yılı G1 Cumhurbaşkanlığı ve G1 TJK koşularını kazanan Hücum’dan yola çıkarak onu anımsayabilirler. Esmerim, Hücum’un anneannesi ve 8 yavrusundan biri koşu kazanabilmiş. Onun için son sözü şöyle söyleyelim: 1982 yılının şampiyon 2 yaşlısı ve Seren I ile aynı jenerasyonda yarışmacı olmak gibi bir bonusa da sahip…

Esmerim

NUR I…

1985 yılına damga vuran olayların başında önce İzmir ve sonrasında da İstanbul’daki safkanlarda görülen at gribi (equine influenza) oldu. İzmir yarışlarının geç başlamasına, İstanbul yarışlarının da bir süre ertelenmesine neden olan bu hastalık, bütün atları etkiledi. Yılın 2 yaşlı tayları yönünden en önemli yanı ise yurt dışından getirilen foal’ların ilk kez piste çıkacak olmalarıydı. Başta Üni ve Snap Shot olmak üzere, yurt dışından gelenler sezona fırtına gibi başlayıp, yerli taylara üstünlük sağladılar ama sezon yerli tayların liderliği ile kapandı.

Yarış hayatına ağustos ayında başlayan Nur I yılın şampiyon 2 yaşlısı olduğunu, G1 Çaldıran ve G2 Sakarya koşularını kazanarak kanıtladı. Katıldığı 7 koşunun 4’ünden birincilikle ayrılırken, 3 koşuyu da ikinci olarak tamamladı. İkinciliklerinde 2 kez Özgür I’e, 1 kez de G2 Kraliçe II. Elizabeth Koşusu’nda Hafız’a geçildi. Taylar için sezon sıralamasını belirleyen Çaldıran ve Sakarya koşularında ise ikincilikte bıraktığı isim Hafız oldu. O yıl baskın bir 2 yaşlı tay çıkmadı ama Serbest Handikap’ta ilk 2 sırayı paylaşan isimler;  64 kilo ile Nur I ve 63 kilo ile Hafız oldular.

Nur I, yarışçılığımızın unutulmaz isimlerinden Vidar’ın, Amelita Galligurci’den olan çok gösterişli bir yavrusuydu. İki sezon süren yarış yaşamı boyunca 16 kez start alabildi ve 3 yaşlı döneminde G2 Kocatepe Koşusu dışında yarış kazamadı. Aynı yıl, G3 Fevzi Çakmak Koşusu’nda Bourbon ve Tüten’in, G2 Boğaziçi Koşusu’nda Seren I ve Excalibur’un ardında 3., G1 TJK Koşusu’nda da Seren I’e geçilerek 2. oldu. Laf aramızda Seren I, iki yaşında geçildiği rakiplerinden sonraki yıllarda rövanşı aldı… Harada başarılı olamayan Nur I, zamanla bizlerin bile belleklerimizden çıkıp gitti. Sahaya 90’lar ya da daha sonra gelenler, 1985 yılının 2 yaşlı şampiyon tayını nereden hatırlayacaklar?

Nur I

Şimdi sizlere anlatmağa çalışacağım isim Gold Guard…

35 yıl önce bu safkanı izleyenler hafızlarını tazeleyip, “nerede o eski atlar” diyecekler. Bilmeyenler de geçmişin bir şampiyonu ile daha tanışacaklar. Gold Guard, ülkemizin sahip olduğu en iyi 2 yaşlı taylardan biri. Bir başka özelliği de uzun mesafe atı değildi ve o da Waneta gibi yaşadığı solunum yolu sorunu nedeniyle pistlerden çabuk koptu. Sağlıklı koştuğu dönemde 1600 metreye kadar ona rakip olabilecek bir at çıkmadı ve böyle bir atın olabileceğini de hiç birimiz hayal bile etmiyorduk.  Onun öyküsünü anlatacağız ama bu kez daha bilinen yönüyle başlayalım…

GOLD GUARD Harada…

Gold Guard 17 yarış koşup, haraya gitti. Eşkali, pedigrisi ve performansı, aygır olarak denenmesi gereğini gösteriyordu. Sahada yanıltmamıştı, harada da yanıltmadı… Yüksek Komiserler Kurulu’nun kayıtlarında; 1990-94 yılları arası pedigri alınmış 27 yavrusu var. Çok az değil mi? Bunun nedenini en iyi bilecek kişiye, Can Güven’e sordum:

“O yıllarda Türkiye Jokey Kulübü, özel aygırlara hizmet vermiyordu. Kısrak sahipleri o aygırlara nasıl ulaşıp, kısraklarını çekecekler? Ergin Talay da vefat etmişti. Gold Guard’ı bu sebeple Ergin’in Düzce’deki harasına götürüp, geçmiş gün, 1000 lira, 2000 lira gibi sembolik bir bedelle aygır yaptık. Atçılar kısraklarını oralara götürüp aşım yapmanın zorluğundan dolayı tercih etmediler. Aynı sıkıntıyı İslambol ve Trapper da yaşadı.”  

Can Güven’in söyledikleri, Gold Guard’ın yanı sıra başka şampiyonların da neden az sayıda aşım yaptıklarını açıklıyor. 27 yavrusundan biri sahaya gelememiş, biri de hiç koşmamış. Start alan 25 tayından, 24’ü koşu kazanmayı başarmış. Bugünkü koşullarda aygır olsa, kısrak sahipleri sıraya girerdi. Çok sayıda, sınıf koşu, hatta açık koşu atı verdiği de biliniyor. İki örnek verip, bu konuyu daha uzatmayalım. Johny Guitar ve İslambol onun yavrularıydı…

Taşlar Yerine Oturuyor…

Gold Guard söz konusu olunca ilk akla gelen isimler; atın sahibi Ergin Talay ile jokey Ertül Cankılıç… Ergin Talay adı, yarışseverin hafızasında bu safkanla yer etti. Daha önce de iyi koşan atları vardı. Örneğin; Gold Guard’ın anne kardeşi Erkek Tay Deneme Koşusu 2.’si Hanedan, Kısrak Koşusu galibi, Gazi 3.’sü Night Fever ama onun yeri başkaydı… Gold Guard 1986 yılında yarış hayatına başlayıp, son startını 1988 yılı Ağustos ayında aldı. Ergin Talay da bundan çok kısa bir süre sonra, trafik kazasında hayatını kaybetti. Sanki sözleşmiş gibi, ikisi birden aramızdan ayrıldı…

Ergin Talay’ın 1939 yılında İstanbul’da doğduğunu, 1962’de de Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun olduğunu özgeçmişinden öğreniyoruz. Bazı özelliklerini sahadaki en yakın arkadaşı Semiral Bilbaşar anlatıyor: “Atları belki de bizlerden daha çok severdi. Çok hareketli ve heyecanlı bir yapıya sahipti. Bu yüzden olacak, ona ismiyle değil de lakabıyla hitap ederdik. “Telaşe” onun için bulunacak en güzel isimdi. İç mimardı, işleri yolundaydı.”

Veliefendi’den çıkmamağa başladığımız günlerde, Türkiye Yarış Atı Yetiştiricileri ve Sahipleri Derneği’nin (TYAYSD) ahırlar bölgesinde ahşap ağırlıklı şık bir lokali vardı. Şimdiki ile aynı yerdeydi. Yine Semiral Bilbaşar’ın anılarından öğreniyoruz ki, bu lokal 1969 yılında onun başı çektiği bir grup genç atçının girişimiyle ortaya çıkmış ve lokali Ergin Talay projelendirmişti. Ahırlara paralel olan ön yüzünde, sürmeli sistemle açılıp kapanabilen, yekpare büyük camları, masaların konulabildiği, zeminden oldukça yüksek bir sundurması vardı. Akşam gezintisindeki atları, ahırlardaki hareketliliği orada oturup izlemenin keyfine doyum olmazdı. Hemen yan tarafındaki TJK Lokali ile hipodromdaki protokol tribünün iç düzenlemesi ve Amerikan barları da onun projeleriydi.

Ergin Talay 1969 yılında at sahipliğine, 1973 yılında da yetiştiriciliğe başlıyor. İyi bir müşterek bahis oyuncusu olduğu söylendiğine göre, sahaya gelişi daha eski tarihlerde olmalı. 1973 yılında, Şükrü Dinçel’in TYAYSD Başkanı olduğu yönetim kurulunda yer aldı. 1982 yılında derneğin başkanlığına, 1984’te de TJK asli üyeliğine seçildi. Gold Guard’ın öyküsü de işte tam burada başlıyor…

Söz ettiğimiz at, at sahibi ve jokey üçlüsünden hayatta kalan tek isim Ertül Cankılıç’a sağlıklı, uzun ömürler dileriz. Fakat onun niteliklerine sahip bir jokeyin sahadan 40 yaşında ayrılmasını da garipseriz… Cankılıç’la Gold Guard’ı konuşmak için buluştuğumuzda ilk sözü ne oldu biliyor musunuz? “Ergin Talay ölmese ben çok daha farklı yerlerde olurdum… Onun ölümünden sonra kendimi dağıttım. Beni ilk dizginleyen, frenleyen Ergin Abi olurdu. Onun ölümü benim sonum oldu diyebilirim…”

1988 yılında Golden Prince ile kazandığı Gazi Koşusu’nda Devir’i, bir yıl sonra George Thomas ile Gapano ve Cartekitt’i, 1993’te The Best ile koşunun büyük favorisi olan ekürisi Thunder Bolt I’i, 1999’da Bartrobel ile Talaria’yı geçmişti. Cankılıç’ın kısa süren jokeylik hayatı boyunca kazanıp, kazanamadığını Gazi koşularına bakacak olursak, bu koşu ile yolu hayli kesişmiş… Bir ilginç rastlantı da, 2005 Gazi Koşusu Galibi Popular Demand, bir yıl önce onunla maiden’dan çıkmış. Onunla da bir ara buluşmuşlar ama sonrasında yollar ayrılmış.

Ertül Cankılıç sahaya gelişini ve hızla yükselişini de şöyle anlatıyor; “1967 yılında doğdum, 1980’de sahaya geldim. Biz Gebze’de oturuyorduk. Servet Kaya eniştemdi. Bayramlarda, özel günlerde bizi ziyarete gelirlerdi. Bu eniştem ne iş yapar diye sordum, jokey dediler. Jokey ne iş yapar? Atlara biner denince içimden bir şey koptu… O zamanlarda buradan hipodroma gidip, gelmek tam 2,5 liraydı. Sık, sık hipodroma kaçmaya başladım. Ben jokey olacağım diye kafama koymuştum… Ablamla eniştemin yanına geldim. Bakın o zaman sahada kimler vardı? Ekrem Kurt, Kazım Yıldız, Süleyman Akdı, Mümin Çılgın, Sedat Okumuş, Tınay Adışen, Akın Özdeniz ve daha niceleri… Onların arasında ve İstanbul yarışlarında, bir yılda jokey oldum. Allah vergisi bir kabiliyetim vardı ama çok erken gittik…” Sahaya geldiği zaman ona yardımcı olan isim, Zekeriya Aydın.

Pekiyi… Ergin Talay ile Ertül Cankılıç nasıl buluşuyorlar?

“Ergin Abi bana güveniyor ve onun atlarına binmemi istiyordu. Mesela Hafız’ın kazandığı 1986 yılı Gazi Koşusu’nda beni Hanedan’a bindirip 4. olduğum zaman 19 yaşındaydım… Hanedan Erkek Tay Deneme Koşusu’nda 2. kalmıştı. Bana güveni tamdı. Hangi koşuda olursa olsun, beni her atına bindirirdi.”

Ergin Talay’ın sahibi olduğu 1983 doğumlu Hanedan, yurt dışından annesiyle birlikte ülkemize ithal edilen ilk taylar arasındaydı. Ergin Talay, Rohtschild Ailesinin yetiştirdiği Smaranda’yı Rex Magna’dan gebe iken Fransa’dan satın aldı ve orada doğan taydan (Hanedan) sonra Home Guard’a çekerek ülkemize getirdi. Derbi’de yayımlanan habere göre, 1983 yılında Home Guard’ın aşım bedeli 60 bin frank, bizim paramızla 2 milyon lira.

Aynı yıl, Mealstorm Lake’ten gebe Runwell isimli kısrağı da Fransa’dan ithal etti ve doğan tayına da Night Fever adını verdi. Bu tay 2 yaşlı döneminin sonunda toparlanıp, iki koşu kazandı ve en önemli çıkışını da Kısrak Koşusu birinciliği ve Gazi Koşusu 3.’lüğü ile yaptı.

Gold Guard

Ve Sahne GOLD GUARD’ın…  

Smaranda (Viceregal-Danioca/Dapper Dan) 3 yaşında 9 yarış koşup, bunlardan 3’ünü kazanmış ve bir yıl sonra da haraya alınmış. Fransa’da uzun bir yarış hayatı olan ilk yavrusu Oranda, listed koşu kazanmayı başarmış bir isim. İkinci yavrusu Hanedan 4 koşu kazanan, en büyük başarısı Hafız’a geçildiği Erkek Tay Deneme Koşusu’ndaki 2.’liği ve Gazi Koşusu 4.’lüğü olan, vasatın üzerinde bir safkandı.

Smaranda’nın Hanedan’dan sonraki yavrusunun da erkek olması Ergin Talay’ı mutlu etmişti. Bu tayın babası Home Guard, 1974 yılında İrlanda’da aygırlığa başlayıp, 1981 yılında da Fransa’ya transfer oldu. 1000-1600 metre aralığında İngiltere’de G2 koşular kazanıp, Fransa’da G1 Prix de l’Abbaye ve İngiltere’de G1 St. James Palace Stakes’te ikinci olan Home Guard, mesafe limiti özelliğini Gold Guard’a da aktarmıştı. Bu aygır,G1 ve klasik koşu kazanan mesafeye yatkın yavrular verdi ama Gold Guard’ın ve onun önemli yavrularından İslambol’un mesafe tuttuğu söylenemez. Aslında Gold Guard yavrusu Johny Guitar da orta mesafe atıydı ama bu eksiğini niteliğiyle kapatarak 2400 metrelik G1 TJK ve G1 Cumhurbaşkanlığı koşularını 5 yaşında iken kazanmayı başardı.

Ertül Cankılıç Gold Guard ile ilk buluşmasını; “Gold Guard’ın idmanlarını kimseye bırakmaz, hep ben yapardım. O zamanlar pist deniz kumuydu. Daha ilk işinde 600’ünü 35 yaptı… Böyle bir şey olur mu? Çok özel bir attı.” diyerek anlatıyor.

Gold Guard (Ertül Cankılıç)

Gold Guard yarış hayatına 1986 yılı ortası, Haziran ayında, 1o00 metrelik maiden koşu ile başladı ve 5 boy önde kazandı. Koşunun ilk 400 metresinde liderliği İnat’a vermişti. 3 hafta sonra TYAYSD Koşusu’nda rakipler; Atman Ekürisi’nin tayları Vivara ve Fugace ile 3’te 3 yaparak gelen Kadriş… Rakipler sert ama 1200 metrelik koşuyu bu kez çıktığı gibi 1:11.92 ile ve çok uzak farkla kazanırken alkışlanıyordu. Koşu sonrası yorumlarda, Kadriş’in jokeyi düştüğü için Gold Guard hakkında kesin hüküm vermenin erken ama o güne kadar piste çıkan taylar arasında da “en iyi” olduğunu söyleniyor.

Erkek tayların katıldığı I. İnönü Koşusu’nu da kazanan değişmiyor, bu kez ikinci Şehreminli. Sıra mesafenin 1400 metreye çıktığı Tay Deneme Koşusu’na gelmişti. Gold Guard startla aldığı liderliği Golden Apple’ın yarım boy önünde sürdürüyordu. Golden Apple, Atman Ekürisi’nin o sezon en iyi tayı. Dişi ama bu koşuya 3’te 3 yaparak iddialı gelmişti. Son 200’de Gold Guard koşuyu kolaylamış gibi görünüyordu deyip, bir ara verelim…

Süleyman Akdı ile gelecek ay öyküsünü yazacağım atı konuşmak için tarih belirlemeye çalışırken söz Gold Guard’a geldi; “Ben Golden Apple’a biniyordum. Onu bir kez çok sıkıştırdım ama yine de geçemedim.” dedi. Söz ettiği bu yarış, Tay Deneme Koşusu idi… Gold Guard, o gün Golden Apple’ı burun ucuyla geçebildi. Koşuyu Ertül Cankılıç da unutmuyor; “Kaybetsek benim hatamdı… Arkama baktım, nasıl olsa kurtardık diye tayı ele alıp, tempoyu düşürdüm. Golden Apple bir hışımla geldi, onun vitesine yükselmemize artık imkan yok. Yakalandık ama neyse ki at son bir gayretle geçilmedi.” Ertül Cankılıç, gerçekten de kolay koşuyu zora sokmuştu… Bir sonraki Kraliçe II. Elizabeth Koşusu’nda ayni hataya düşmeyince, Gold Guard “ezeli rakibi” diyebileceğimiz Golden Apple’ı, 1,5 boy farkla geride bırakarak kazanırken 1400 metrelik koşunun derecesi 1:22.58 olmuştu. Bu süre, Kraliçe Koşusu’nun günümüze kadar kırılamayan rekoru…

Bu arada bir sonraki ay yazmayı planladığımız at için de tüyoyu vermiş olduk… Süleyman Akdı ile büyük başarılara imza atıp, yavrularıyla da unutulmaz Arap atlarımız arasına giren bir safkan…

Biz bu gün anlattığımız şampiyonumuza dönecek olursak, Çaldıran Koşusu, Gold Guard’ın sezon finali oldu. Mesafe 1600 metreye çıksa da koşunun favorisi de, kazananı da değişmemişti… Hayli yavaş giden yarışın ilk 1000 metresini Cennet lider geçti. Düzlükte öne çıkan Gold Guard, sonlarda atak yapan Şehreminli’yi ikincilikte bırakarak kazandı.

Gerçekten de müthiş bir safkandan söz ediyoruz… Performansı, hiç geçilmemesi bunun göstergelerinden ama onun farklılığı başkaydı. Sanki kazanırken, “Beni geçemezsiniz” dercesine rakiplerine meydan okuyordu… Ya da bize öyle geldiği için onu seviyorduk…

Yeni sezona Preveze ve Erkek Tay Deneme Koşusu birincilikleri ile başlayan şampiyon, geçilmezliğini böylece 8 koşuya çıkarıyordu. İzmir kum pistinde 3 açık koşu kazanarak İstanbul’a gelen Dineyland’i Preveze Koşusu’nda kolayca geride bıraktı. Maserati’nin liderlik yaptığı Erkek Tay Deneme Koşusu’nu 4. durumda takip etti. Koşu hızlanınca, Ertul Cankılıç da atının temposunu yükseltip, ikincilikteki Chico’nun yanına geldi. Disneyland bu iki atın arasına girince, Gold Guard savruldu ama hemen toparlanıp “hiçbir şey olmamış gibi” devam ederek koşuyu kazandı. Böylece bekleme yarışında da iyi bir sınav vermişti…

Banko Dergisi 1987

Evdeki Hesap…Sırada “işlerin ters gitmeye başladığı” Sait Akson ve sonrasında Gazi Koşusu vardı. Hani sıkça söylediğimiz gibi, “telafisi olmayan maçlar”… Gold Guard 2200 metrelik Sait Akson Koşusu’nda tam bir hayal kırıklığı yaşattı. Ertül Cankılıç mücadeleyi son 1000 metrede kabul edip, koşuyu kısalttı ve düzlüğe Chico ile birlikte “ortak” lider olarak çıktılar. Onlara Masserati, Nurbey ve Disneyland da katılınca yarış renklendi diyebiliriz. Son 400’ü Masserati, Chico ve Gold Guard arasında “kıran kırana” geçen yarışın sonunda, tribünler  şampiyonu alkışlamaya hazırlanırken, o mücadeleden düşerek gerilemeğe başladı. Koşuyu kazanan Masserati’den tam 2 saniye sonra potoyu geçebilmişti. İlk bakışta “sorun mesafedir, Cankılıç baktı olmayacak, atı üzmek istemedi” dedik ama sorun daha büyüktü.

Ekürinin dişi tayı Night Fever aynı yıl Kısrak Koşusu’nu Golden Apple’ı burun farkıyla geçerek kazanmıştı. Bu tayı da adeta “ezbere” bilen Ertül Cankılıç; “Night Fever’la Kısrak Koşusu’nu kazandım. Bu arada Gold Guard’a biniyorum. Taylığında fırtına gibiydi, kazanmadık yarış bırakmadı. Burada bir hata yaptım. Gold Guard’ın kornej gibi boğazı ötmeye başlamıştı. İki ata da bindim ve 21 gün sonra Gazi Koşusu var. Gold Guard’ın gelmeyeceğini adım gibi biliyordum ama o güne kadar hep ben bindim… Night Fever’i tercih edebilirdim. Kadir Abi ona ilk defa Gazi’de bindi, burunla kaybetti. Ben Night Fever’ı çok iyi tanıyordum. Gold Guard’ı koşmasak, Gazi Koşusu’nu kazanabilirdik.”

Gazi Koşusu’nun startı verilince, taktiğin Night Fever üzerine kurulduğu anlaşıldı. Her tempoda başarılı olan Gold Guard, Gazi Koşusu’nda ekürisine tavşanlık yapıyordu. Benim düşüncem, böyle bir şampiyon, bu amaçla kullanılmamalıydı. Ertül Cankılıç’ın da dediği gibi Night Fever ekürisiz koşarak yarışı kazanabilirdi. Zaten Gold Guard’ın ona ne faydası oldu ki? Her geçen metrede tempoyu biraz daha yükseltince, son virajı zor buldu… Gold Guard’ın düzlükte ekürisine bariyer dibinden yol vererek avantaj sağlaması planlanmış ama Night Fever dışa açılınca planlar çöpe… Gold Guard’ın verdiği yoldan Mehter I jokeyi Nedim Kandur ile yararlanınca, 1987 yılı Gazi Koşusu’nu 80 lira 55 kuruş ganyanla kazandı… İşin ilginç yanı, Basri Karabucak da Nedim Kandur’a yarış pistinin planını çizip, son düzlükte mutlaka dışa çıkmasını tembihlemiş. Bu gerçekleşmeyince de eşine; “Ganime ben göremiyorum, bizim at nerde?” diye sormuş… Hani “evdeki hesap, çarşıya uymaz” özdeyişi var ya, bunu kesin atçılarımızdan biri söylemiştir…

Sonun Başlangıcı…

Gold Guard bu iki kötü yarışı sonrası eski günlerine dönmüş görünerek 1600 metre mesafeli Kocatepe ve Fatih Sultan Mehmet koşularını kazandı. Disneyland’in çok ciddi tempo verdiği Kocatepe Koşu’nu 3 boy geride takip edip, düzlükteki “yarışa yeni başlamış gibi” sprinti ile 5 boy önde bitirdi. Koşunun 1:35.24’lük derecesi o günlerin yayınlarında “süper” olarak değerlendiriliyor. Fatih Sultan Mehmet Koşusu’nda da Gold Guard, Chico ile girdiği mücadeleden bu kez de galip ayrılıyordu. Demek ki Sait Akson ve Gazi sonrası, Kocatepe ve Fatih Sultan Mehmet koşularını sadece mesafe 1600 metre olduğu için değil, Cankılıç’ın deyimiyle hırlayan boğazına rağmen, “niteliğini de ortaya koyarak” kazanmış. Şampiyonlar işte bu farklarıyla, diğer rakiplerinden ayrılıyorlar…

Gold Guard için Gazi Koşusu’nu koşmak bir hata ise, devamındaki Cumhurbaşkanlığı, TJK ve Başbakanlık koşuları katılması bence iki hata… Daha önce de konuştuk sanıyorum. Kısa ve orta mesafelerde başarılı olan taylarımızı “hak etti” diyerek Gazi’de koşuyoruz. Mesafeye yatkın mı, nefesi, gücü yeter mi? Bunlara da bakmak gerek. İki yaşında çok başarılıydı ya da “Erkek Tay Deneme Koşusu’nu kazandı, Gazi’de koşmayı hak etti” söylemleri yanlış.

Gold Guard 8,5 ay sonra, 1988 yılında KV-8 Şadi Eliyeşil Koşusu ikinciliği ile pistlere döndü. Böyle demeyelim de, dönmeyi denedi ama olmadı. Atların korkulu rüyası diyebileceğimiz solunum yolu rahatsızlığı, bir çok safkan gibi, onun da yarış hayatının sonu olmuştu…

News Reporter

1 thought on “RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-23 / Geçmiş Zaman Olur ki Hayali Cihan Değer; GOLD GUARD

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir