Rüzgar gibi geçenler 4 – SATVET
Reşat Yurday Köstem

Rüzgar Gibi Geçenler

SATVET

İkinci Darley Arabian…

Bu kez sizleri biraz daha eskilere, yaklaşık elli yıl önceye götüreceğiz. Satvet’i Veliefendi’de “atçı gözüyle” ya da yarış sever olarak izleyenler şimdi yetmiş ve üzeri yaşlarda olduğuna göre… O kadar olduk mu?

Önce, onu izleyen akranlarımla bir görüşümü paylaşacağım. Katılır ya da katılmazsınız, bilemem. Satvet benim bugüne kadar izlediğim “en müthiş” Arap atı. Bu safkanın Arap atçılığımızdaki ayrıcalıklı yeri yadsınamaz.

Satvet

Sahaya “meraklı olarak” geldiğimiz yıllarda; Çeliker, Ekiz, Göztepeli, Atahan, Doruhan gibi Arap atlarının üstünlüğü vardı. Bizler bu safkanları övdükçe, büyüklerimiz ; “sizler bir de Sezgin’i görecektiniz…” derlerdi. Bir kaç yıl sonra sahaya Satvet geldi. Bu kez hem Sezgin ve hem de Satvet’i izleyenler “en büyük kim?” diye aralarında tatlı, tatlı tartışırlarken, biz yeni yetmeler de onları zevkle dinlerdik. Atçılık konusundaki bilgi ve değerlendirmelerine saygı duyduğum bazı büyüklerim, bu iki safkanı kıyaslayıp; “Sezgin başkaydı” diyorlar… Elbette ki Sezgin de sizlere öyküsünü aktaracağımız isimlerden biri olacak.

Arap atı yetiştiriciliğimizin kan hatlarını güçlendirmek amacıyla, Sa’d 1928 (Veliaht), 1934 yılında Bağdat’tan satın alınıp, Karacabey Harası damızlık kadrosuna katıldı. Veliaht 15 yıllık süreçte, 75 erkek, 72 dişi tay verdi. O dönem Karacabey’de İngiliz atı yetiştiriciliğine ağırlık verilip, Arap kısrağı sayısı azaltıldığı için bu aygırdan gereği biçimde yararlanılamamıştır. Sa’d 928’in yavrularından I. Sa’d 5/42’nin yanı sıra doğrudan damızlığa ayrılan III. Sa’d 72/51 de çok ünlüdür. III. Sa’d 72/51’in yavrularından: II. Servet, Safder, Akbatur, Ekiz, Göztepeli ve I. Uludağ hem yarış pistleri hem de hara yaşamlarında büyük performans göstermişlerdir. Örneğin Ersoylu, II. Servet’in; Satvet, Akbatur’un şampiyon yavrularıdır.

Satvet’ ten Öncesi…  

Satvet bizce Mehmet Ali Kiper’le birlikte anılmalıdır. Çünkü Mehmet Ali Kiper, Arap atçılığımızın bugünkü düzeye ulaşmasında, Satvet’in ortaya çıkmasında büyük paya sahip bir isim. Kiper; Arap atının genetik yapısı, eşkâli ve estetiğini korumaya özen göstererek birçok ana-baba eşleşmesinin yaratıcılığını yaptı. Satvet’i anlattığı yazısında; Veliaht – 4. Kemiyetülırak eşleşmesinden Ajax ortaya çıkınca, inancının pekiştiğini ve bu kısrağı daha sonraki yıllarda Sezgin, Akbatur, Ekiz gibi Sa’d kanı taşıyan aygırlara çekmeyi sürdürdüğünü belirtiyor.

Bizim öykümüz şöyle gelişiyor…

Atilla Özsoy, Akbatur’un ilk taylarından 4. Kemiyetülırak yavrusu Padişah’ı yani Satvet’in bir yaş büyük ağabeyini 1969 yılında alan at sahibi olarak anılır. Özsoy; “Akbatur çok beğendiğim bir Arap atıydı. Yağışlı bir havada, 1800 metrelik koşuyu, İstanbul kum pistinde 2.09 ile kazandığı yarışını hiç unutamam. Aynı gün, İngiliz atlarının aynı mesafeli koşusu da 2.09 ile bitmişti. Padişah’ın anası 4. Kemiyetülırak da iyi bir kısraktı. Padişah’ı bu nedenle satın aldım” diyor.

Satış Değil, Rastlantılar Zinciri…

4.Kemiyetülırak’ın Akbatur’dan olan ikinci yavrusu (Satvet); 1970 yılının 7 Eylül Pazartesi günü Sultanahmet’teki Veteriner Başmüdürlüğünde yapılan açık arttırmada satıldı. O yıllarda, devlet haraları ve bazı özel haralardan getirilen tayların tümü, Sultanahmet’teki başmüdürlük bahçesinde aynı gün satılırdı. 1970 yılında Çifteler Harasından gelen 16 taydan birisi Satvet’ti. Tay satışları, bir sonraki yıldan itibaren Veliefendi Hipodromu’nda yapılmaya başlandı.

Satvet’in satıldığı tarihe kadar, ağabeyi Padişah sıradan diyebileceğimiz dört koşu kazanmıştı. Bu nedenle kardeşi, satışın yıldızlarından biri olacak gibi görünmüyordu ve çok da fazla ilgi çekmedi…

Bir yıl önce, Ömer Caf’la girdiği arttırma sonucu Padişah’ı satın alan Atilla Özsoy’un,  Satvet’e neden talip olmadığı sonraki yıllarda çok konuşuldu. Gelin, bunun öyküsünü de Atilla Özsoy’dan dinleyelim:

  • Tay satışlarının olduğu tarihte, çalıştığım şirket beni yurt dışına yolladı. Seyahate çıkmadan oğluma (Levent Özsoy) yirmi beş bin lira bıraktım. “Bunu Cemal (Kura) Amca’na ver, Padişah’ın kardeşi tayı bana alsın. Para yetmezse, eklesin. Ben dönünce ona öderim” dedim. Cemal Ağabey tayı, o dönem sahadaki tek veteriner olan Şevket (Saatçioğlu) Paşa’ya gösterdiğini söyleyip, oğluma; “Aman, aman, aman… Sakın, sakın, sakın… Şevket Paşa tayı beğenmedi, almayacağız” diyerek konuyu kapatmış. O almadığımız tay kimdi biliyor musunuz? ”

Elbette biliyoruz. O tay, Akbatur- 4. Kemiyetülırak orijinli ve Ömer Caf’ın 21 bin 600 liraya satın aldığı Satvet’ti…

Define Haritasını Kaybetmek…

Ömer Caf

Atilla Özsoy’un bu tayı neden alamadığını, daha doğrusu neden alıcı olmadığını öğrendik. Pekiyi… Ömer Caf Satvet’i nasıl satın aldı?

Onun öyküsü de 1970 yılı İstanbul yarış sezonu, atların gezinti yaptığı bir akşamüstü başlıyor. Olayın tanıklarından bugün hayattaki tek kişi, Rasim Tetik:

  • 15-16 yaşlarındaydım, ağabeyim (Şaban Tetik) de Ömer Caf’ın atlarına bakıyordu. O yıllarda idman jokeyliği yapıyor ve Caf Ekürisinde çalışıyordum. Ahırların üstündeki odalardan birisi, Ömer Amca’nın İstanbul’a geldiği zamanlar kalması için ayrılmıştı. Bir gün beni odasına çağırdı:
  • Evlat, Mehmet Ali Kiper’i tanıyor musun?
  • Yok amca, nerden tanıyım.
  • Uzun saçlı bir adam… Gidip onu bul ve bir zahmet buraya getiriver.
  • Olur Amca.

Rasim Tetik, Mehmet Ali Kiper’i protokol tribününde bulur ve Ömer Caf’ın yanına getirir. Hal, hatır sorulup, Rasim’in demlediği çaylar içildikten sonra, söz bu yıl satılacak Arap taylara gelir. Rasim Tetik:

  • Mehmet Ali Kiper, satılacak tayların yazılı olduğu kâğıdı cebinden çıkarıp “Amca servetini sat, bu tayı al” dedi. Söylediği tayı da işaretleyip, “Al bu sende kalsın” diyerek kâğıdı verdi.

Ömer Caf kâğıdı önce cüzdanın içine, cüzdanını da belinden hiç çıkarmadığı kuşağına “güzelce” yerleştirir. Artık “müstakbel” şampiyonun adresi avucunun içindeydi…

Satışa üç gün kala beklenmedik bir gelişme oldu. Ömer Caf, Rasim Tetik’i yanına çağırıp:

  • Evlat gel bakalım… Satın alacağımız tayın yazılı olduğu o kâğıdı bulamıyorum.
  • Amca cüzdanına, sonra da cüzdanı, kuşağının içine koydun. “Yok oğlum, bulamıyorum” deyince, ağabeyimi de çağırıp, her yeri yeniden aradık. Kâğıt kaybolmuştu…

Bu durumda iş şansa kalacaktı. Devlet haralarından gelen 29 tayı ya da Çiftelerin 16 tayını birden almanıza olanak yok ki… Ömer Caf, Mehmet Ali Kiper’in o gün söylediklerinin aklında kaldığı kadarıyla şöyle bir çözüm buldu :

  • Oğul hiç uğraşmayalım. Çiftelerden gelen dört beyaz at var, biz dördünü de alalım…

Ömer Caf aynen söylediği gibi, Çifteler Harasında yetişen kır taylardan 8. Kemiyetülırak yavrusunu (Şahsuvar) 15.000, 11. Kemiyetülırak yavrusunu (IV. Ünal) 15.001, 4. Kemiyetülırak yavrusunu (Satvet) 21.600, Canberk yavrusu tayı da 35.000 liraya satın aldı. Caf “dört beyaz at” aldı ama yanıldığı bir nokta vardı.  Onun hesaba katmadığı beşinci kır taya (Kurtcebe) Selçuk Kaplangı 40.500 lira ödeyerek sahip olabildi. Belki de, “Servetini sat, bu tayı al” diye önerilen Kurtcebe idi…

Kurtlar Sofrasında Bir Şampiyon…

Ömer Caf, 4.Kemiyetülırak yavrusu tayı antrenörü Tünkut Aksungur, diğer üç tayı da kendi adına satın almıştı. Satvet’i eşi Nafiye Caf adına koştu.

Yetmişli yıllar, safkan Arap atı oldukları iddia edilerek özel haralarda yetiştirilen atların sahaya hâkim olduğu dönemdi. İlginçtir, birkaç yıl sonra aynı atlar, safkan Arap atı özellikleri taşımadıkları gerekçesiyle pedigrileri iptal edilerek, sahadan tamamen uzaklaştırıldılar. İşte Satvet, “Kurtlar Sofrası” diyebileceğimiz bu ortamda Veliefendi’ye geldi…

1971 yılında, Servet Kaya ile başladığı yarış yaşamını aynı yıl Ekrem Kurt’la sürdürdü. Üç yaşlı döneminde katıldığı 15 koşunun 6’sını birinci, 4’ünü ikinci tamamladı. İkinci kaldığı koşuların üçünde, üstte söz ettiğimiz özel hara taylarına geçilmişti.

Bir yıl sonra, A grubuna Süleyman Akdı ile parlak bir başlangıç yapan Satvet;  gösterişli, özellikle güçlü göğüs yapısıyla dikkati çeken bir safkan olmuştu ama idmanlarda ele tabi olmayıp, çalıştıranlara zorluk çıkarıyordu. Ömer Caf ve antrenörü Tünkut Aksungur da şikâyetçi oldukları bu duruma bir çözüm arıyorlardı. Yine bir idman sabahı Ömer Caf, yanlarında Rasim Tetik’i görünce:

  • Tünkut, bir de bu çocuk binsin…

Bu öneriyi hiç beğenmeyen Tünkut Aksungur:

  • Amca ne yapıyorsun, bu çocuk, bu atı tutabilir mi?
  • Oğul, diğerleri de kaçırıp gidiyor. Bir günde bu kaçırsın…

Rasim Tetik böylece Satvet’e ilk kez biner.

  • Allah bu atı bana nasip edecek ya, bindim. Bir kenter yaptık, sertlikten eser yok, kuzu gibi. Kantarmalar bomboş… İşi bitirip, geldik, Tünkut nerdeyse sevinçten uçacak. Hemen Ömer Caf’ın yanına gidip; “Amca tamam, jokeyimizi bulduk” dedi.

Rasim Tetik, Satvet ikilisinin 1972 yılı eylül ayında başlayan “ortaklığı” Satvet’in son yarışını koştuğu 8 Aralık 1974 tarihine kadar sürdü. Sadece bir kez, Rasim Tetik cezalı olduğu için, Kadir Altınöz bindi. Kadir Altınöz’ün kazandığı bu yarış sonrası söylediklerini Rasim Tetik unutamıyor:

  • Rasim sen at mı bindiğini zannediyorsun, bu motor ya…
Satvet (Süleyman Akdı) 1972

Atı Kaybetmektense…

Rasim Tetik’in Satvet’le ilgili unutamadığı bir anısı daha var:

  • TBMM Koşusuna hazırlanıyoruz. Rahmetli Caf “Ben de idmana geleceğim” deyince, Tünkut; “Yok Amca sen gelme, gerek yok” dedi. Benden de, on beş, on beş tempolarla 1600 metre galop yapmamı istedi. Satvet’e bu tempolarla galop yaptırmak kolay değil ama “yapacaksın kardeşim” diye ısrar edince peki dedim.

Satvet’e bakan Rasim Tetik’in ağabeyi ise, atın idmanlarda tatlı tutulmasından hoşnut değildi. Aksungur’un söylediklerini duyunca, iki kardeş arasında şu konuşma geçer:

  • Rasim, biz ata çok iyi bakıyoruz ama bu adam atı tatlı tutuyor. Onu dinleme, bırak at istediği gibi gitsin.
  • Abi beni döver…
  • Dövsün, ölecek misin?
  • ……
  • Kardeşim anlaşıldı mı?
  • Anlaşıldı.

Tünküt Aksungur’dan dayak yemeyi göze alan Rasim Tetik:

  • Piste çıktık, 1600’den bir başladım; eski kumda 1.51,5 oldu. Döndüm, hiç unutmuyorum, Ekrem (Kurt) Abi seslendi.
  • Rasim… Sen ne yaptın?
  • Galop yaptım, abi…
  • Biliyorum, ne yaptığını bana söyle.
  • Abi hiç sorma. Tünkut şimdi beni dövecek…

Bu arada Tünkut Aksungur da Rasim’in yanında bitiverir:

  • Ne yaptın oğlum?
  • Abi çok gidiyor.
  • Abine de şimdi başlatma, in attan…

Çok sinirlenen Aksungur, o hırsla Rasim Tetik’in kulağını kuvvetlice çekip, bir de tokat patlatır.

  • Seni bir daha bu ata bindirmiyorum…

Ata bindirmeme cezası, Rasim Tetik için dayaktan da ötedir. Böyle bir atı kim kaybetmek ister? Kendi deyimiyle “ağlana, ağlana” ahırın yolunu tutar…

  • Onlar da atı getirdiler; ahırın önünde gezinti yapıyor. Satvet’i seyrederken, kulağımda bir sıcaklık hissettim. Şöyle elimle bir baktım, kan kanıyor. Tünkut, o sinirle asılınca, kulağımı koparmış…

Tünkut Aksungur da bu durumu görünce, aşırı tepkisi için Rasim’den özür dileyip, onu hastaneye götürür. Rasim Tetik’in kulağına bir kaç dikiş atarlar ama vardıkları sonuçtan o gayet memnundu. Çünkü Aksungur: “Tamam, tamam. Ata sen biniyorsun…” demişti.

1972-74 yılları arasında da 43 koşuya katılan Şampiyon; 35 birincilik, 5 ikincilik, 1 üçüncülük, 2 dördüncülük elde etti. O günün koşullarında, devlet harasında yetişen bir tay için bu performans olağanüstüydü. Üç sezon boyunca, devlet haralarında yetişip, Satvet’i ikincilikte bırakarak, iki kez koşu kazanmayı başaran tek isim I. Yozgatlı olmuştu. Satvet aynı süreçte TBMM Koşusunu, özel hara yetiştirmesi rakipler arasında üç kez kazandı.

Bu performansı sonrası, Satvet’in safkan Arap atı olup olmadığı da, yarış yerinin o hiç bitmeyen dedikoduları arasında yer almıştı. Burada dikkati çeken, söylentilerin, Satvet’in satıldığı, idmanlara başladığı, hatta üç yaşlı döneminde değil de, sonraki yıllarda, ortaya çıkmasıdır…

Söz ettiğimiz özel hara yetiştirmesi rakiplerle mücadele etmek, birçok safkan Arap atına olduğu gibi, Satvet’in de yarış hayatını çabuk sonlandırmıştı. Çünkü safkan Arap atlarından farklı aksiyon yapan bu atlara ayak uydurmaya çalışmak, ciddi sakatlıkları da beraberinde getiriyordu. Satvet’in ayağındaki sorun, 1974 yılı Seklavi Koşusunda baş gösterdi, iki buçuk ay sonraki Tarım Bakanlığı Koşusunda da yarış yaşamı noktalandı. Tedavi edilerek, yeniden sahalara dönebileceği söylense de, Ömer Caf; “Bu at bana çok keyif yaptırdı, onu daha fazla üzmek istemem” diyerek, Satvet’in hara yolculuğuna adeta yeşil ışık yaktı.

Satvet

İkinci Darley Arabian…

Satvet’in haraya alınış öyküsünü ve oradaki performansını da Mehmet Ali Kiper anlatıyor:

“ Yarış camiasında onun büyük değerini, kıymetini, sürat ve mukavemetini, koşu stili ve liderlik vasfını bilmeyen yok gibidir.

Büyük sınavlarda başarı sağlayan bu at için en büyük dilek ve hevesimiz, yarış kariyerini doldurduktan sonra Sa’d kan hattını daha yüksek düzeylere ulaştırmasını sağlamak bakımından haşmetiyle, satvetiyle O’nu bekleyen şerefli köşesini almasıydı.

Yarış sahasında herkes tarafından sevilen ve “Ömer Amca” diye anılan atın sahibi Ömer Caf, bu görüş ve düşüncemizi kabul ederek, hiçbir pazarlık dahi yapmadan (Sayın Basri Karabucak’ın da yardımlarıyla) 1975 yılında SATVET, 150.000 liraya satın alınarak, Çifteler Harasına 1.1.1975 tarihinde teslim edildi. Çok sevinçliyiz.

SATVET damızlığa ayrıldıktan sonra ona ikinci (DARLEY ARABIAN) demiştim. Yarış sahalarında yavrularının kudret ve kabiliyetlerini gördükten sonra, verilen bu ismin isabetli olduğunu bir kez daha anlamış oldum.”

Satvet (harada)

Satvet’in yavruları deyince; Tulpar, Umut 2, Tulgad, Uğurtan, Özüşan, Albatur, Tulhak, Turbatur ve daha niceleri… Bunlar yarış pistlerinde birer şampiyon, sonrasında da başarılı aygır olan isimler.

Saydığımız örneklere bakarak Satvet’i, thoroughbred soyunun (İngiliz Atı) kurucu aygırlardan Darley Arabian’a benzetmek yanlış mı?

News Reporter

6 thoughts on “Rüzgar gibi geçenler 4 – SATVET

  1. Reşat bey, kalemine sağlık çok güzel bir yazı olmuş. okurken büyük keyif aldım… teşekkürler

    1. Bu hikayelerin bi çoğunu babam muzaffer çavuştan dinlemiştim ..o yıllarda onunla tay satışlarına sultanahmete gitmişliğim vardır..kalemine sağlık üstad

  2. Yaşım 31 olmasına rağmen o günleri yasamamis olmama ragmen kaleminize saglik yasamis kadar oldum muthis bir yazi emeginize saglik

  3. 1983 yılında şirinyer hipodromunda aknasip in koştuğu yarışta yaşlı bir beyefendinin ”haydi SATVET diye seslenişinden çok etkilenmiştim.Aknasip in babasıda Satvet idi.

  4. 1955 Fatih-İstanbul doğumluyum,Satvet”i seyretme şansına erişen bir yarışsever olarak onu unutmam mümkün değil.Onu bence en güzel Abdulkadir Altunöz anlatmış Rasim Tetik”e yarış sonrası söylediği cümlede.Reşat ağabey kalemine sağlık iki kez üst üste okudum büyük bir keyifle.

  5. Reşat bey çok güzel bir yazı olmuş keyifle okudum
    Yeni bir kan hattı açan bu nadide safkanı çok güzel kaleme almışsınız.
    Kalbinin büyüklüğü ile ilgili bir yazı okumuştum merak ediyorum ne kadar olduğunu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir