Rüzgar Gibi Geçenler 3 – TRAPPER

Rüzgar Gibi Geçenler

TRAPPER

Trapper, yirminci yüzyıldaki son şampiyon İngiliz atımız…

Her safkanın doğumunda umutlar… Umutlar demek ne kadar doğru, belki de hayaller demeliyiz. Üst düzeydedir ama gerçekçi olmak gerek, doğan tayların binde biri bile bu beklentiyi karşılayamaz.

Trapper’ın öyküsünü ben şuna benzetiyorum. Çok parçalı zor bir yapboz düşünün. Doğru parçayı, doğru zamanda, doğru yere koyarak ilerleyebiliyorsunuz. Bunda sınama, yanılma şansınız da yok. Hata yaptığınız anda oyun biter. Hayaller, umutlar tuz, buz olur…

Bir at sahibi ve yetiştirici (Tarık Aydın), çıktığı yolda, bir kısrak (Elemis), bir aygır (Knight Line Dancer) ve bir jokeyle (Süleyman Akdı) buluşarak, yapbozu tamamlıyorlar. Elbette ki parçalar bu kadar da değil. Atın bakıcısı (Hayrettin Gökçe), antrenörü (Mehmet Tansı) da bu listeye eklenmeli.  “Söylediklerin her at için geçerli” diyebilirsiniz ama inanın, bu kez çok farklı.

Tarık Aydın

Şampiyonun yetiştiricisi ve sahibi Tarık Aydın… Atları seven, onların bazen yanında, bazen üstünde zaman geçiren bir köy çocuğu. Sonraki yıllarda; “aman atlar benden uzak dursun” dedirtebilecek gibi bir de anısı var:

  • Beş, altı yaşlarındaydım. Nahiyemizdeki askeriyenin atlarından birini “senin çocuklar buna birkaç gün baksın” diyerek babama göndermişler. Ben de atı aldım, tarlalara indirip, gezdiriyorum, biniyorum. At çıplak, eyeri, dizginleri falan yok. Bir gün düşüp, kolumu kırdım. Köyde doktor, çıkıkçı da yok. Birileri sarıp, bağladı. Kolum kaynayınca sevindik ama öyle biçimsiz olmuş ki, sanki elim ters duruyor. Bunun üzerine beni başka bir kırık çıkıkçıya götürdüler. Kolumun kaynayan yerini yeniden kırıp, düzeltti. Atlarla ilgili bir de böyle anım var…

HER ŞEY BİR SELAMLA BAŞLADI…

Elazığ’daki ortaokul eğitimi sonrası lise ve yükseköğrenim için ver elini İstanbul… Tarık Aydın, İstanbul Devlet Mimarlık-Mühendislik Akademisi’nde okuyup, inşaat mühendisi oldu. Bu arada babası:

  • Benim İstanbul’da bir arkadaşım var, adı Abdullah Şahin. Atlarla uğraşıyor, onu Veliefendi’de bulabilirsin. Bir gün yolun düşerse mutlaka git, hatırını sor, selamımı söyle.

Tarık Aydın, babasının selamını götürmek için gittiği Veliefendi’de at yarışlarıyla tanıştı ama yarış tutkusu ya da atçılık hemen başlamadı.

  • Okulu bitirdikten sonra iş hayatına atıldım. Zamanım ev ve şantiye arasında geçiyordu. Kahve, gece gezmeleri, sigara, içki gibi alışkanlıklarım yok. Şantiye dışında bir meşguliyet arıyorum. “Ne yapmalıyım, ne yapmalıyım” derken, “ hadi bir at alayım” dedim. Böylece atçılığa başladık…

Tarık Aydın’ın koşan ilk safkanı, Fethi Atan’dan satın aldığı Özlem II… Bu tay, 1990 yılında İstanbul’da yapılan, 21. Asya Yarışçılık Konferansı günlerinde koşmaya başladı. İlk yarışında Ekrem Kurt bindi, koşuyu ve Japon delegasyonunun koyduğu kupayı kazanarak eküriye parlak bir başlangıç yaptırdı.

  • Bu yarış, bizi daha da heveslendirdi… Sonra Özdemir (Atman) Abi ile İngiltere’deki satışlara gitmeye başladım ve oradan kısrak aldım. Kısrağı nereye koyacaksın? “Hara yapman lazım” dediler. Bizim de mesleğimiz inşaatçılık. Çatalca’daki harayı kurup, yetiştiriciliğe de başladık.

1991 yılında, yine İngiltere’ye gittik. Özdemir Abi, bu işi büyütmemi pek istemiyor, beni frenliyor.

Sahip olduğum yüzeysel bilgilerle, Sir Ivor’ın iyi bir kısrak babası olduğunu öğrendim. Son gün onun yavrusu bir kısrağın satılacağını katalogda görünce merak ettim ve atı görmeye gittim. Gittim, gördüm, kısrağa âşık oldum… Karşısında on dakika oturup seyrettim ve “ben bu kısrağı alacağım” dedim. Fakat Özdemir Abi niyetimin farkında. “Sen etrafı pek dolaşıyorsun. Sakın at almaya kalkma, uçakta yer yok” dedi.

Tarık Aydın bu uyarı üzerine, kısrağı görmeye bir daha gider. Son kararını verince de, doğru Özdemir Atman’ın yanına:

  • Ağabey, ben bu kısrağı alıyorum. Gerekiyorsa bir uçak daha tut, onu tek başına Türkiye’ye getirelim…

İşte Trapper’ın annesinin alınış öyküsü.

Elemis, koşu kazanmayı başaran yavrularıyla iyi bir istatistiğe sahip. Asıl başarısı ise; son 56 yılda, iki farklı yavrusuyla (Trapper ve Kalamalka) Cumhurbaşkanlığı Koşusu galibi veren tek kısrak olması.

ÜÇ NAL, BİR AT GEREK…     

Elemis’in, burada koşan ilk yavrusu 1992 doğumlu Never Elemis. Daha sonra Golden Hairy ve üçüncü yavrusu da Trapper. Yapbozun Trapper’a giden “can alıcı” diğer parçasının bulunup, yerine konmasının da ilginç bir öyküsü var.

Tarık Aydın bu aşamada yaşananları söyle anlatıyor:

  • Elemis’i hangi aygıra çekeceğimizi araştırırken, Özdemir Abi bir teklifte bulundu.
  • Bu yıl karar verdim, Castle Rising’e dışarıdan da kısrak çekeceğim. İngiltere’den aldığın Sir Ivor yavrusu, bu aygıra çekeceğimiz ilk yabancı kısrak olsun.

Castle Rising o tarihe kadar, başta Abbas olmak üzere, Calandra, Karapolat ve daha niceleri gibi çok iyi yavrular veren bir aygır. Pek “hayır” denilemeyecek bir teklif ama…

  • Özdemir Abi… Senin Knight Line Dancer, Caerleon’un yavrusu değil mi?
  • O dururken, kısrağı neden Blakeney yavrusu Castle Rising’e çekeyim?
  • Bak evladım, Castle Rising çok başarılı bir aygır. Görüyorsun, yıllardır onun yavruları şampiyon oluyor. Madem bu işe hevesle başladın, kısrağını Castle Rising’e çekersen, iyi bir yavru alırsın.

Tarık Aydın bu kararları, aygır – kısrak eşleşmelerini çok iyi bildiğinden değil, o günlerde sahip olduğu “yüzeysel” bilgilerle verdiğini vurguluyor.

BİR NAL DAHA BULUNDU    

Tarık Aydın Elemis’i, aşım için Özdemir Atman’ın çiftliğine götürdü ama aşılması gereken bir sorun vardı. Kâhya Abbas Çavuş:

  • Merak etmeyin, haberimiz var. Sizin kısrağı Castle Rising’e çekeceğiz.
  • Hayır, Knight Line Dancer’a çekilecek…
  • Bey’im Castle Rising dedi.
  • Kardeşim… Kısrağın sahibi ben miyim, yoksa Bey’in mi? Siz benim söylediğimi yapın.

Trapper’a giden eşleşme böylece tamamlanmıştı…

  • Biblo gibi bir tay doğdu ama oyuncak biblolar olur ya, onun gibi… Çok ufak bir şey… Özdemir Abiyi “gel bir bak” diyerek Çatalca’daki haraya götürdüm. Tayı kum padoğa çıkardık. O da:
  • Güzel ama niye bu kadar ufak?
  • Bilemiyorum, iyi de bakıyoruz…

Özdemir Atman da “çok ufak” deyince, Tarık Aydın’ın morali hayli bozulur. Zamanla tay büyür ama onun hayal ettiği kadar değil. Aradan yaklaşık bir yıl geçer.

  • Özdemir Abi, ben sana bu erkek tayı vereyim, sen bana onun yerine, Castle Rising’in bir kısrağını ver.

Özdemir Atman bu teklifi kabul etmeyince, Trapper “adeta” elde kalır…

İYİ BİR TAY AMA…    

Trapper sahaya getirilip, hazırlanır ve koşmaya başlar. İlk koşusunu kazandıktan sonrası umut veren yarışlar yapmaya devam etti. Ta ki Yavuz Sultan Selim Koşusu’na kadar…

  • Bu yarıştan çok ümitliydim, kazanırız diyordum. Tribünde arkadaşlarla seyrediyoruz. Yanımızda da Rahmetli Hasan Adalı. Merhabamız var ama samimiyetimiz yoktu. Trapper koşuyu kaybedince adeta yıkıldım. Hasan Abi benim o halimi görünce;
  • Delikanlı ne oldu, ne üzülüyorsun? Dedi.
  • Ağabey, bugün iyi koşması lazımdı ama koşmadı. Ona üzüldüm. Ben bu taydan çok şey bekliyorum.
  • Bak evladım, sana bir şey söyleyeyim. Bu at şampiyon olacak…
  • Hasan Abi ne diyorsun… Kısa vadeli koşuyu kazanamayan attan şampiyon mu olur?
  • Göreceksin. Yalnız sen bu ata iyi bak…

Tarık Aydın, Rahmetli Hasan Adalı’nın öngörüsünün birkaç ay sonra gerçekleştiğini söylüyor.

  • İkiliden, üçlüye dönerken tay serpildi, büyüdü ve bu bize moral verdi. Gazi Koşusu’ndan sonra da Trapper, “Trapper” oldu… Kazandığı Büyük Taarruz Koşusu’nu unutamam.

İMPARATOR VE TRAPPER

Büyük Taarruz Koşusu’na geçmeden bir parantez açalım. Tarık Aydın’dan Trapper’in öyküsünü anlatmasını istediğimizde söze; “Onun başarısında en büyük pay Süleyman Akdı’nındır” diyerek başlıyor.

Bu söylem bir gerçek ve bir hakkın sahibine teslimi…

Tapper; 1996-2001 yılları arasındaki yarış yaşamında 38 kez start aldı ve bunlardan on dokuzunu Süleyman Akdı ile koştu. Kazandığı 20 koşunun, yedisi grup 1 olmak üzere,  on üçünde de üzerinde Süleyman Akdı vardı. Ankara Koşusu… 2 Cumhurbaşkanlığı… 3 Başbakanlık… 1 Türkiye Jokey Kulübü Koşusu…

Şampiyonu İmparator’dan (Süleyman Akdı) dinleyelim:

  • Trapper’ı iki yaşlılığında, ilk koşusunu kazandığı günden beri sahada takip ediyordum. Yanık al, harika bir tay… Ertesi yıl üçlüye döndü. Ben Van Damme’a biniyorum. Gazi Koşusu sonrası yumuşak pistte birlikte koştuk, Van Damme’la onu geçtim. Trapper için “Bizim at çamurda gitmiyor” diyorlardı. Büyük Taarruz Koşusu daha çamur pistteydi ve yine birlikte koşuyorduk. Trapper’da Halis Karataş vardı. Ben her zaman olduğu gibi, startla birlikte numarayı aldım. Düzlükte ikimiz birleştik. Bir o, bir ben öndeyiz. Fotoya girdik; çok az farkla o kazandı. Yarış sabahı; “Pist çok ağır, bizim at yine kötü koşacak” diye konuşuyorlardı. Ben de nasıl olsa pist çamur diye koşuyu kazanacağımı düşünüyordum ama hiç de öyle olmadı, benim atı geçti…
Trapper

Özdemir Bey’in atlarının olduğu koşularda,  Halis Karataş Trapper’a binemiyordu. Yaklaşık bir buçuk ay sonra Ankara Koşusu zamanı geldi. Bana “Trapper’a biner misin?” dediler. Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nda da bineceksem, olur dedim. Cumhurbaşkanlığı Koşusu iki hafta sonra İstanbul’da koşulacak ve biliyorum ki pist yine çamur olacak. Böyle bir pistte beni geçmişti. Atın çamurda çok koşacağına inanıyorum.

Ankara Koşusu’nu kazandık. Sıra Cumhurbaşkanlığı Koşusu’na geldi ama Trapper’ın kazanacağına pek inanamıyorlar. Hem pist çamur, hem de Bold Pilot gibi bir rakip var… Ben böyle bir pistte, Van Damme’ı geçen Trapper’ın şanslı olacağına inanıyorum. Koşu günü pist nasıl çamur, anlatamam. 1000’e doğru, bütün atlar pistin en dışındaki ligustrumlara neredeyse yapışık gidiyoruz. Bold Pilot öndeydi, ben oralarda gaza bastım ve koşuyu çok kolay kazandık.

Süleyman Akdı’nın anlattığı 1997 yılı Cumhurbaşkanlığı Koşusu, Veliefendi Hipodromu’nda idi ve 2400 metrelik yarış 2.43.87 ile bitti. Cumhurbaşkanlığı koşularının 80 yıllık tarihinde, böyle bir derece daha yok. Pistin ne kadar ağır olduğunu, jokeylerin, atlar çamura saplanmasın diye pistin nerelerinden dolaştıklarını varın siz hesap edin…

Böyle başlayan Süleyman Akdı – Trapper ortaklığı, arada kısa süreli ayrılıklar olsa da Şampiyonun son yarışına kadar sürdü.

  • Koşabileceği en büyük koşuları kazandık. Sabahları çalıştırmayı da, yarışta binmeyi de çok sevdiğim safkanlardandı. Farklı huyları olan ama uysal bir attı. İyi olduğu zaman, düzlüğe çıkarken kıç atardı. Bunu yaptığı zaman korkma, çok koşardı.

TRAPPER GERÇEKLERİ…     

1999 Boğaziçi Koşusu – Trapper ve Kavranhan

Koştuğu mesafelere bakarak, Türkçeleştirdiğimiz şekliyle, Trapper’a “uzuncu” (stayer) diyebiliriz. Gerçekten de öyle miydi?

Süleyman Akdı’dan bunu daha önce de duymuştum:

  • Tipik 2000 metre atıydı, 2400 metre değil. Rakiplere koz vermemek için, koşarken bunu dillendirmedik. Yarış isterse kenter, isterse çok hızlı gitsin, ben ona göre koşuyordum. Bir keresinde 2400 metrelik yarışı, uzun mesafe atları gibi yanlış koştuk ve geçildik. Ben zaten o gün atın 2400’cü olmadığı anladım. Bir daha hiçbir zaman kötü koşmadı. Tarık Bey yavaş gideceğinden şüphelendiği koşularda, “eküri koşalım” dedikçe, “gerek yok” diyerek onu vaz geçirmeye çalışırdım.

Trapper’in içindeki cevheri bulup çıkartan ve onu böylesine başarılı yapan ekibin diğer parçalarını da göz ardı etmemek gerek…

  • Mesela idman sonrası; “mayaları yumuşamış galiba, bugün iyi aksiyon yapmadı” derdim. Hemen ilgilenip, bakarlar ve birkaç gün sonra, sahaya “saat gibi” getirirlerdi. Sahibi, antrenörü, jokeyi bir yana, çok iyi de bir seyisi vardı. Daha sonra Astrakhan, Cool Girl gibi atlara baktı. İmparator’un söyledikleri, “at ahırda koşar” özdeyişini doğruluyor. Pekiyi, atın sahibi Tarık Aydın için ne düşünüyor:
  • Çok kişinin, çok ekürinin atlarına bindim. Tarık Bey gibi atını seven, incitmeyen at sahibi azdır… Bunu sadece Trapper’a bakarak söylemiyorum, Karelin’e de, diğer atlarına da böyle davranırdı. Bir atını, bir hafta arayla koştuğunu hiç görmedim. Bu takdire şayan bir durumdu.

Yaz bunu… Deli, dolu bir insandı ama atlarını çok severdi. Bazı konularda çelişir, adeta kavga ederdik. Fakat at hususuna gelince, Tarık Bey gibi, atını seven az kişi gördüm.

Trapper, beş yılı aşkın yarış yaşamında, otuz sekiz kez start almış ve Ankara’daki iki Cumhurbaşkanlığı Koşusu dışında, yarışlarının tümünü İstanbul’da koşmuş. Karar sizin…

Dört farklı jenerasyonun Gazi Koşusu birincileri: 1996 Bold Pilot, 1997 Fair Tail, 1998 Kavranhan ve 1999 Bartrobel… Bu dört ismi de geçmeyi başaran bir safkanı anlattık sizlere. Bunun başka bir örneği var mıdır bilmiyorum.

Hara performansı beklenenin altında kalsa da, yarışçılığımıza ender gelen şampiyonlardan biriydi Trapper…

Trapper
News Reporter

6 thoughts on “Rüzgar Gibi Geçenler 3 – TRAPPER

  1. benim at yarışını sevmemde en büyük sebeptir. herkes bold pilot şampiyonudur ama benim şampiyonum trapperdir.
    sorgunbeyine geçilince çok üzülmüştüm ama çok sevindirmiştir.
    gerçek bir şampiyondur!

  2. 2000 gazi şampiyonu caprice’ide defalarca geçmiştir.Yani 5 jenerasyon gazi şampiyonuyla yarışıp,bu şampiyonları geçmiştir.

  3. Çok sevdiğim bültenlerde adını görünce çok heyecanlandığım atlardan biriydi. Gerçek bir şampiyondu. Bu arada yazılarınızı zevk ile okuyoruz. Lütfen devamı diğer şampiyonlar için d gelsin.

  4. Bir trapper birde kumda veliciraptor ve elegance bu atlar muhtesemdi benim muhakkak kuponumda vardı yazıda çok güzel olmuş eline sağlık

  5. “Dış kulvardan trapper koptu geliyor gelmekle kalmıyor iki hatta üç boy farkla birinciliği kazanıyor”
    Şiir gibi gunleedi.
    trapper torogrem ırkı iki attan biriydi.
    Diğeri bold pilot.
    Torogrem ırkı ingiliz at ırkının en güçlü at ırkıdır. Kolay kolay yurtdışına vermezler. Uyuzunu bile vermek istemezler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir