RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-19 / At yarışlarının iyi niyet elçisi; BOLD PILOT

RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-19

At Yarışlarının İyi Niyet Elçisi; BOLD PILOT

Reşat Yurday Köstem

95.Gazi Koşusu “sathi mailine” girdiğimiz şu günlerde, bir ailenin 90 yılı aşkın atçılık sevdası ve sahip oldukları onlarca safkan arasında parlayan bir yıldız, Bold Pilot…

Ahmet Atman’la başlayıp, eşi Necmiye, oğlu Özdemir ve sonrasında Özdemir Atman’ın eşi Meral, kardeşi Esin, çocukları Zeynep, Lale, Begüm, Esra ve damadı Halis Karataş ile süregelen yarış ve yetiştiricilik serüveninden söz ediyoruz. Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yer alan habere göre Ahmet Atman, 1929 yılı Gazi Koşusu’nu dördüncü tamamlayan Inorest’ın sahibi. Özdemir Atman, ilk yarış atları olarak, 1930 yılı Gazi Koşusuna katılan ve bir yıl sonra bu koşuyu Young Turk ile Frig’in arkasında üçüncü tamamlayan Drocourt’u anımsıyor. Demek ki Atman Ekürisi, 2029 ya da 2030’da 100. kuruluş yıldönümünü kutlayacak.

Özdemir Atman’dan 50 yılı aşan atçılık serüveninde, yetiştirdiği ve koştuğu atlar için bir sıralama yapmasını isteyince; “Virago ile Bold Pilot arasında size yirmi atımı sayabilirim ama o ikisi benim için farklıydı.” yanıtını vermişti. Lyra’nın da onun için çok değerli olduğunu biliyoruz. Virago, Özdemir Atman’ın vurguladığına göre kahraman bir at ama Bold Pilot bambaşka…

Adına fan kulüpler oluşturduğumuz, onu bir kez daha “görebilmek amacıyla” hipodroma geldiğimiz, başarılarından kendimize pay çıkardığımız gerçek bir kahraman… Bold Pilot hepimizin atıydı. Atman Ailesi için böyle bir ata sahip olabilmek büyük bir şanstı ama ondaki potansiyel anlaşıldıktan sonra, her atçının altından kalkamayacağı bir sorumluluk da üstlendiler.

Kahramanımıza zarar gelmesi halinde sadece Özdemir Atman’dan değil, jokeyi Halis Karataş, antrenörü Yaşar Kara, seyisi Refik Aşçı, hatta atlarıyla ilgili kararları aile meclisinde aldıklarını bildiğimiz için, Atman Ailesi’nin diğer bireylerinden bile şikâyetçi olurduk. Bold Pilot’ı hep zirvede tutabilmek bir sosyal sorumluluk projesi gibiydi, başardılar.

Gelelim öykümüze… Bazen zor işlere girişiyoruz, aynen şimdi yaptığımız gibi… Bold Pilot, Türk yarışçılığının en ünlü atı, Bizim İçin Şampiyon filmi aracılığı ile milyonların tanıdığı bir isim ve ben size onu anlatmağa çalışacağım. Sorumluluğu tek başıma alamam, onun için farklı bir şey yapalım. Bu öyküyü kahramanları, olayları yaşayanlar anlatsın. Bold Pilot’ı da Halis Karataş ve Özdemir Atman…

Özdemir Atman Bir Yarış Öncesi Padokta…

Özdemir Atman…

Özdemir Atman “nevi şahsına münhasır” bir kişilikti… Onunla tanıştığınız anda, farklı biriyle karşı karşıya olduğunuzu hissederdiniz. Öğretici, samimi, kolay sinirlenmeyen, daha doğrusu sinirlendiğini belli etmeyen, cana yakın ama saygısızlığa ödün vermeyeceği belli ve karşısındakine de öyle davranan biri. Sorularınızı yanıtlarken ya da sorunlara çözüm üretirken hep analitik düşünürdü.

Meral ve Özdemir Atman

Değerlendirmelerine Özdemir Atman söylüyor diye değil; sağlam gerekçeleri olduğu için, yılların deneyim ve bilgi birikimine sahip olduğunu bildiğiniz için inanırdınız. Çevresindekilere her hangi bir konuda ilk akla gelenin en iyi fikir olmayacağını, başka çözüm yollarının olabileceğini hatırlatıp; “Bir düşünelim.” derdi. Görüşleri ve gerçekleştirdiklerine bakınca, hayalperest değil, ileri görüşlü olduğunu anlıyorsunuz. Örneğin; 1962 yılında Türkiye’yi Avrupa’nın starting-box kullanan öncü ülkesi yapması, aynı yıl “Atman Yarış Atları Nakliyatı” kurarak, Newmarket’ten İzmit’e, 3200 kilometreyi aşan bir yolculukla, o güne kadar kara yolu ile yapılan en uzun mesafeli at taşımacılığını gerçekleştirmesi, Jules Verne kitaplarında okuduklarımız gibi.

Atların içinde büyüyen bu çocuğu atçılığa yönlendiren babası mı oldu?

  • Hayır babam hiç teşvik etmedi. O dönem tenis oynuyordum. Babam; “Bunların ikisini birden götürecek gibi görünmüyorsun, dayanamazsın. Birini tercih et” Tenisi bırakıp, atlara yöneldim ama bu centilmen koşuları dolayısıyla oldu. At binmeyi çok seviyordum ve 1941 yılından itibaren centilmen koşularında at binmeye başladım.

İşte tam da bu noktada ders niteliğinde bir anı…

1941 yılının 19 Ekim Pazar günü… Ankara Hipodromundaki centilmen koşusunun heyecanı, amatör jokeyleri günler öncesinden sarmıştı. Centilmenler en iyi ata binip, koşuyu kazanmayı amaçlıyorlardı. 1928 yılından beri centilmen koşularında at binen, ilk Gazi Koşusunu kazanan jokey İhsan (Atçı) Bey’in oğlu Abdurrahman Atçı da aralarında yer alıyor ve iyi at bindiği için, Karanfil’in idman jokeyliğini de yapıyordu. Abdurrahman Atçı Karanfil’in koşuya kayıtlı olduğunu görünce, Ahmet Atman’ın yanına gider;

  • Ahmet Amca, centilmen koşusunda Karanfil’e binebilir miyim?

–     Hay, hay…

–     Merak ettiğim için soruyorum; Özdemir’i de bu koşuya neden yazdınız? Karanfil yeterliydi…

  • Bizim Özdemir de İstanbul’dan gelip, bu koşuda at binecek. Onun için yazdım.
  • Ahmet Amca, Karanfil çok iyi durumda ve koşuyu kazanır. Özdemir de ilk defa centilmen koşusuna girecek. Karanfile o binsin ve böylece ilk koşusunu kazansın. Ben Özdemir’e bineyim.
  • Ziyanı yok. Özdemir kendi ismini taşıyan ata binsin ve geçilsin. Sporda kazanmak şart değildir. Sen uzun zamandır Karanfil’i çalıştırıyorsun. Koşuyu kazanmak da senin hakkındır.
Özdemir, Esin ve Ahmet Atman

Koşuyu Karanfil kazanır… Dandy ikinci, Özdemir Atman’ın bindiği Özdemir  üçüncü olur. Ahmet Bey’in ders niteliğindeki bu davranışı bizlere, bu olaydan yıllar sonra tanıdığımız oğlu Özdemir Atman’ı anımsatıyor… O da geçildikleri koşulardan sonra, kazanmak ile kaybetmenin kardeş olduklarını söyleyerek ailesini teselli ediyordu. Sonraki yıllarda birçok kez centilmen koşusu kazandı. O yılların centilmen koşuları da bir başkaydı…

Özdemir Atman, ortak hobileri at binmek, atçılık olan bir ailenin ilk çocuğu. 1924 yılında Ayvalık’ta dünyaya gelir ve o da seçimini bu yönde kullanır. Özdemir Beyin annesinin (Necmiye Atman) de at bindiğini ve eşinin ona doğum hediyesi olarak, Karacabey Harası yetiştirmesi, Zehra adında safkan bir Arap kısrağı aldığını biliyoruz. Özdemir Atman’ın at binmekten, onları hazırlayıp at koşmaya geçişi nasıl olmuş?  “Ben kendimi bildim bileli atların içindeydim. Atları idman edip, yarışlara hazırlamaya1940 yılında, on altı yaşımda başladım. İlk hazırladığım at olarak 1942 yılı Boğaziçi Koşusunu kazanan Özdemir’i söyleyebilirim. 1943 yılında Haspa ile Cumhurbaşkanlığı Koşusunu kazandığımız zaman da, bütün atları ben idman ediyordum. Çünkü Haspa bir yarışta startta kalınca, babamın canı çok sıkıldı ve “Al bunları, ne yaparsan, yap” diye bana verdi. Yaz tatili için okuldan Ankara’ya gelmiştim. Kimi bindireceğim, nasıl koşacağım, her kararı ben veriyordum.” Atları yarışlara hazırlıyor, Prof. Dr. Tevfik Başer’den gözlemle öğrendiği cerrahi operasyonları, kısıtlı olanaklar ve elbette ki gizlilikle gerçekleştiriyordu… Bu yöntemle birçok başarıya imza attı.

Gazi Koşusu kazanıp, eve yaya dönmek…

Özdemir Atman, “ahırdaki ilk zaferim” dediği 1940 yılı Gazi Koşusu’nu günlüğünde şöyle anlatıyor; “Mektepten döndüğüm zaman koşuya on gün kadar vardı. Ata Niyazi bakıyordu. Sarılıktan yeni kurtulmuş ve süt ile beslenmekte olan Konca bu koşuda hakikaten (sayıya) sayılmıyordu.  Yem yemesi de çok fena idi. Niyazi ile bir olduk, aklım erdiği kadar atın psikolojisine uyarak yem yedirmeye çalıştık. Bazen havuç rendeliyor, bazen şeker dövüyor ekseriyetle yoncayı gayet ince (doğrayıp) yeme koyarak, didinip duruyorduk. Öğlenleri eve ancak yemeğe gidiyordum. Diğer zamanlarım hep kısrağın başında geçiyordu. Yarış günü geldiği zaman içimde garip bir heyecan vardı. Anneme “Ben koşuya gelemiyorum sen hiç merak etme Konca kazanacak. Ben gelemiyorum çünkü bu heyecana dayanabileceğimi zannetmiyorum. “ dedim.  Ve kuzenim İbrahim’e bana bir ganyan ve bir de çifte almasını söyledim. Telefonun başında saatlerce kıvrandım ve tam Gazi Koşusu’nun bittiğini zannettiğim saatte telefon çaldı. Deli gibi saldırdım. Annemin sevinç dolu sesi kulağımı “kazandı, kazandı” diye çınlattığında bir hamlede evden fırladım. Bir de baktım ancak cebimde gidiş için otobüs parası var. Bir solukta ahıra vardım. Ring’de daha teri kurumamış olan kısrağın boynuna atıldım. Bu benim ahırda ilk hissem olan zaferimdi. Sadece ata yem yedirmiş, Filibin (Jokey Philips) maneviyatını yükseltmiştim. Ben annemin, babamın beni ahırda bulacaklarını ümit ederken meğerse onlar beni evde arıyorlarmış. Birçok zaman bekledim kimse görünmeyince Heylifer (Nilüfer Luy) teyzeden dahi otobüs parası isteyemeyerek yaya eve döndüm. Bu bana hakikaten güç geldi. Atımız Gazi koşusunu kazanmıştı ve ben eve yaya dönmek zorunda idim.”

Anlattığımız olaylar, Özdemir Atman’ın öğrencilik yılları… İlkokul sonrası, orta öğrenime Cebeci Lisesi’nde başlayıp, birinci sınıfı orada okudu ve ikinci sınıftan itibaren yeni açılan Ankara Gazi Lisesi’ne geçti. Okulu ve atları birlikte götürebilmek hiç de kolay değildi ama sabahın “kör karanlığı” diyebileceğimiz saatlerde babasıyla birlikte kalkıp, atların idmanına gidiyordu. Hipodromdaki işler tamamlanınca da eve dönüp hazırlanarak okulun yolunu tutuyordu. Genç Özdemir, günün diğer saatlerinde nasıl oluyor da boş vakit bulabiliyorsa, aile dostları Prof. Dr. Tevfik Başer’in Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ndeki derslerini ve girdiği ameliyatları izliyordu. Başer, Veteriner Fakültesindeki ilk Türk cerrahlardandı. Özdemir Atman, atların sakatlık ve tedavileri, hatta daha da ileri giderek (!) yaptığı cerrahi müdahaleler için ona çok şey borçlu olduğunu her zaman vurgulardı. Bu tempo ayda bir, haftada bir yaşanabilirdi ama Genç Özdemir bunu her gün yapıyordu… Atçılık konusunda temel eğitim ve bilgiyi Ankara’daki öğrencilik yıllarında aldı. Gazi Lisesini bitirdikten sonra,1939 yılı eylül ayında, İstanbul Robert Kolej’e geldi. Burada inşaat mühendisliği eğitimi alacaktı. Zor ama iyi bir eğitim onu bekliyordu. Ayrıca, ailesi, çok sevdiği atları ve at yarışlarından da bir süre uzak kalacaktı…

Kolejde yatılı okuduğu için, hafta sonları aile dostları Fikret Yüzatlı’lara gidiyor, böylece hem özlediği aile hayatına, hem de atlara kavuşuyordu.  Yüzatlı Ailesi o yıllarda, Bakırköy Kartaltepe’deki yalıda oturuyordu. Suat Hayri Ürgüplü ve dönemin tanınmış birçok ailesinin konutları da bu sahildeydi. Söz ettiğimiz o yalıları, o güzelim konakları sakın şimdi aramayın. Denizin metrelerce uzağında çok katlı birer apartman oldular…

Robert Koleji bitiren Özdemir Atman, eğitimini sürdürmek için 1945 yılı Şubat ayında Amerika’ya gitti… Eğitimi sırasında ABD’de çalışmaya başlayarak geçimini sağlayan ve orada kendine bir düzen kuran Özdemir Atman, atçılıktan da vazgeçmemiş. “1947 yılında, Kentucky, Keenland’da bir tay satın aldım. 1948’de tam koşacağım zaman babam ölünce Türkiye’ye döndüm. Yani Amerika’da at sahibi oldum ama koşmak nasip olmadı… Takip ettiğim kadarıyla, orada kendi de, yavruları da koşular kazandı.”

Kesin dönüş ve Atçılık…

Özdemir Atman, babasının ölümü üzerine 1948 yılında yurda döndü. Atman İnşaat’ın başına geçerek bir yandan yüklendikleri projeleri tamamladı, bir yandan da atlar, askerlik, jokey kulüp kurmak gibi konularla uğraşmaya başladı. Sanki 10 yıl öncesine, Ankara’daki lise yıllarına dönmüştü. Atman, o günlerini; “Sabah erken kalktım, gece geç yattım ama hiçbir işi, özellikle de atları hiç aksatmadım.”  diye anlatırdı. Kendi adına koşan ilk safkan yurda döndüğü yıl, 2 yaşlı İngiliz tayı Cariye oldu. Sonrasında nice atlar, nice şampiyonlar o ünlü formayla başarıdan başarıya koştular. Sahibi ve yetiştiricisi olduğu 1952 Virago, 1963 Golden Rock, 1991 Abbas, 1994 Lyra, 1996 Bold Pilot ve daha niceleri Türk yarışçılığına damga vuran safkanlarından bazıları…

Özdemir Atman ve Zekeriya Aydın

Yıllar sonra bile, alacakaranlıkta Kanlıca’daki evinden çıkıp, atlarını çalıştırmak için bir sabah iki sabah değil, her sabah Veliefendi’ye gelirdi… Özdemir Atman’ın atlarının geç çalışmasının nedenlerinden birisi buydu. Çünkü ahırların kapısını ilk açan kendisi olmalıydı… Atların yemliklerine, durumuna bakar ve onları tek tek muayene ederdi. Daha sonra, ahırların önünde gezinti yaptırarak o günkü programlarını belirlerdi. Çalışacak durumda gördüklerini sahaya, beğenmediklerini ahırlarına geri gönderirdi.

Özdemir Atman’la çalışan kime sorsanız “tempo ve nefes” diyor… Atlarının idmanlarını sahanın ortasında, oturarak izlerdi.  Onun dikkat ettiği, atın nefesiydi. İdmanını ya da yarışı tamamlayan her atının durumuna bakardı. At idmandan sonra mutlaka binicili olarak yanına gelir; bir süre onun nefes alıp verişini, genel durumunu kontrol ederdi. Üzerinde blanketi varsa bastonuyla ucunu kaldırır, ciğerlerinin nasıl körüklediğini izlerdi. Süleyman Akdı; “At geldikten sonra, devamlı nefesine bakardı. Önceleri, acaba neye bakıyor diye merak ederdik. Soramıyoruz ama zamanla görerek öğrendik. Atın nefes alıp verişi onun istediği gibi değilse; biraz daha gezdirip, yeniden çalıştırıyordu. Bazen at yorgun olduğu için nefes alışını beğenmiyor, dinlendiriyordu. At hazırsa; “nefesi açık” derdik. Bunların hepsini, Özdemir Bey’den öğrendim… Allah razı olsun, bize çok şey öğretti. Önden öğrendiklerimle, çalıştırdığım atlar hakkında doğru raporlar verebiliyordum. Burada onun gibi antrenörlük yapamadık, bu benim içimde ukde kaldı.”

Halis Karataş’ta ondan öğrendiklerini şöyle vurguluyor; “Bir ata profesyonel gözle bakmayı, form ve sağlık durumunu anlamayı Özdemir Bey’den öğrendim. Atlarını iyi tanımaya çalışır, ona göre idman tarzı uygulardı. Her idmandan ya da yarıştan sonra, atın nefesine bakardı. Onun idman sistemini uygulayan bir başka eküri görmedim. Temel prensibi; atın istediklerini ona vermek ve sonra da karşılığını ondan beklemekti. Atların koşu stillerini değiştirmekten yana değildi. Bir kez Lyra ile bunu yapmaya, yani bekleme yarışı koşmaya karar verdik. Sonucun ne olacağını bilemediğimiz için yarışseverlere de duyurduk. Sonuç düşündüğümüz gibi olmaz, at çok kötü koşabilirdi. Yarışseverleri yanıltmamak konusunda da çok hassastı.”

Saygın ve bilgili…

Özdemir Atman, kıyasıya rekabetin yaşandığı yarış sahasında isteyen herkese yardımcı olur, hatta bunu yapmayı da severdi. Birlikte koşacakları atların tedavilerini yapar ve bazen iyileştirdiği atlara da koşuyu kaybederdi… Süleyman Akdı;Tam da atları çalıştırdığımız en curcunalı zamanda, bakarsınız birisi atını yularından tutmuş; “Beyim, şuna bir bakıverin” diye getirirdi. Onu tanıdığımız için biz sinirlendiğini anlardık ama hiç belli etmeden muayene eder ve yapılması gerekenleri söyler, hatta bununla da kalmazdı. Mesela tendon uzaması olan taylara alçılı bandaj önenirdi ama bu bandajı kim yapacak? Gidip, kendisi yapıyordu…”

1995 yılı Başbakanlık Koşusu öncesi “Bu yarışı koşamaz” denilen Johny Guitar’ı tedavi edip, “Koşuyu o kazanır” diyerek Halis Karataş’ın binmesine izin veren, 1986 Başbakanlık Koşusu birinciliği sonrası rahatsızlanan ve teşhis konulamayan Seren I’i muayene edip; “Süleyman (Akdı) bunun barsağı düğümlenmiş, ne yazık ki ölecek, iyi bir at kaybedeceğiz” teşhisini koyan Özdemir Atman’dan başkası değildi…

Süleyman Akdı ve Özdemir Atman

Zirvedeki Buluşma…

Yıllardır zirvede yer alan Atman Ekürisi ile kısa sürede büyük çıkış yapan jokey Halis Karataş’ın yolları mutlaka bir gün kesişecekti. Bu uzun zaman almadı ve yarış yerinde başlayan ortak çalışma, Halis Karataş ile Özdemir Atman’ın kızı Begüm’ün evlilikleri ve doğan çocuklarıyla hiç bitmeyecek bir kan bağına dönüştü.

Halis Karataş 20 Haziran 1987 Cumartesi günü ilk kez at bindiği yarışı, Bon Heur ile kazandı. Bir yıl sonra 31, 1989’da da 55 koşu kazanarak, o yıl jokey oldu. 1990 yılı jokey istatistiklerinde de ikinci sıraya yükseldi. Onun yükselişinde Antrenör Sebati Duman ve Umur Tamer Ekürisi’nin payları da yadsınamaz. Karataş’ı 1 Şubat 1990 tarihinde, Perfidia ile ilk kez Atman Ekürisi’ne ait bir safkanın üzerinde görüyoruz. Bu işbirliği aynı yıl içinde Charita ve Al-Işık’la devam etti.

“1990 ve 91 yıllarında Özdemir Bey’in atlarına bindim ama karşılaşıp, sohbet etmemiştik. Özdemir Bey ve ekürisi benim için ulaşılmazdı. Süleyman (Akdı) Abi, Mümin (Çılgın) Abi, çok iyi jokeyler vardı. Açıkçası,  “Özdemir Atman bana jokeylik teklif edecek; onunla birlikte çalışacağım” diye bir hayal kurmuyordum.  Onun formasını ilk kez giydiğimde çok heyecanlandım.

Bold Pilot Gazi Şal Töreni Sonrası

1991 yılı Asya Yarışçılık Konferansı, Hong Kong’da yapıldı. Aralık ayındaki konferansa Türkiye’den jokey olarak ben seçilmiştim. Özdemir Atman’ın başkanlığını yaptığı kalabalık bir grupla gittik. Konferans bittikten sonra Singapur’a geçtik ve orada Özdemir Bey’le tanışma fırsatımız oldu. Benimle çalışmak istediğini söyleyince önce şaşırdım. Benim henüz beş yıllık jokeylik kariyerim vardı. Böyle büyük bir atçıdan teklif aldığım için gururlandım. Her jokey o formayı giymek ister.1992 yılından itibaren beraber çalışmaya başladık ve hiç ayrılmadık.”

Süleyman Akdı bu işbirliğini şöyle yorumluyor; “O dönemlerde Halis (Karataş) yetişmişti. Halis eküriye gelince, Özdemir Bey’in bütün dertleri bitti diyebilirim. Çünkü inandığı, temponun önemini anlayan ve öğrenmeye açık bir jokeyle çalışacaktı. Özdemir Bey bize nasıl öğrettiyse, ona da çok şeyler öğretecekti ve öyle oldu. Halis Karataş dönemi ekürinin altın yılıdır. Özdemir Atman; Lyra, Bold Pilot, daha birçok iyi at yakaladı ve Halis’le birlikte atçılığının doruk noktasına çıktı.”

Halis Karataş ile birlikte çalıştıkları sekiz yılda, büyük başarılara imza atıp, hep zirvede kaldılar. Bunda Bold Pilot, Lyra, Dartino, Lyna, Myra, Talaria gibi unutulmaz atların da payı vardı ama temel nedeni Halis’in şu sözlerinde aramak gerekmez mi? “Biz Özdemir Bey’le birlikte çalışmağa başladığımızdan itibaren, yarışlardan bir gün sonra mutlaka gaz odasına gelirdim. O gün at çalıştırmasam bile saat dokuz, on gibi gelir; koştuğumuz yarışların kritiğini yapardık. Birçok yarışta hatalı olduğumu, erken yürüdüğüm ya da geç kaldığımı söylediğimde; “ Yok hayır. Ben de olsam aynı şeyi yapardım…” derdi. Bu davranışı bana bir jokey olarak, inanılmaz özgüven veriyordu. Bir sonraki yarışa o kadar rahat biniyordum ki… Ben yarış içinde bir inisiyatif alıp, karar değiştiriyorsam; atın onu istediğini, o davranışımın gerekli olduğunu bilebilen bir kişiydi. Bizim başarımızın en büyük sebebi, birbirimize olan güvenimizdi…

Atlarımızı tanıyana kadar bana koşu öncesi taktik verdi. Daha sonraları, Beyim, bu gün ne yapacağız dediğimde; “Sen nasıl koşacağımızı biliyorsun” derdi Genellikle rakiplerimiz hakkında bilgi verir, padokta iyi gördüğü atlar için uyarırdı.”

Bu ikilinin arasında at sahibi, jokey ilişkisinden daha fazlası vardı diyebiliriz. Özdemir Bey ona oğlu gibi davranıyor, Halis Karataş için de Özdemir Atman farklıydı; “Özdemir Beyle birlikte çok iyi vakit geçiriyorduk. Harbiye’deki yazıhanesine gider, saatlerce sohbet ederdik. Genellikle o konuşurdu. Anlattığı hikâyeler ve anlatımı bana o kadar keyifli gelirdi ki zamanın nasıl geçtiğini anlamazdım. Çiftliğe gittiğimizde oradaki her ağacı, her çiçeği özellikleriyle bilir ve anlatırdı. Hayatta tanığım ender insanlardandır. “Bir atçının eline çok zor geçer” dediği Lyra’dan iki yıl sonra Bold Pilot’ın doğması, bence Tanrı’nın ona verdiği eşsiz bir hediye…”

Halis Karataş’tan, bize Özdemir Atman’ı tanımlamasını istedik. Söyledikleri kısa ama her şeyi anlatıyordu: “Özdemir Atman şu günlerde yaşasaydı… Sahip olduğu bilgilerle nasıl bir insan olurdu? İnanın hayal bile edemiyorum. Çok araştırmacı, çok babacan, çok sevecendi. Değer verdiğinin, inandığının sonuna kadar arkasında duran, onu koruyan ve kollayan bir baba gibi…”

Esra (Sol), Begüm (Sağ) Atman Harası

Bizim için şampiyon…

90’lı yılların sonlarına kadar, günümüzdekinden farklı bir yarış takvimi uygulanıyordu. O dönemlerde, İstanbul sezonu kasım ayında sona erer, bir sonraki yılın nisan ayı ortalarında da yeniden başlardı. Jokeyler aradaki bu beş aylık süreci, yarışların olduğu Adana ya da İzmir’e giderek veya İstanbul’da kalarak değerlendirirlerdi. Özdemir Atman atlarını İzmir’e gönderdiği için, Halis Karataş da orada at biniyordu.

“Kışın beş ay boyunca İzmir’de kalıyordum. Özdemir Bey şubatın on beşi, mart başı gibi, o yıl koşacak tayların antrenmanları için beni İstanbul’a çağırırdı. O tarihlerde sprintlere başlayan tayları çalıştırıp, sıralama yapmamı isterdi. Hangisinin birinci, hangisinin ikinci tayım olduğunu sorar, ben de ona bir sıralama verirdim.

Hiç unutmuyorum, Özdemir Bey’le üçüncü yılımızdı. Taylar geldi; önce üç ya da dördünü, daha sonra da Bold Pilot’ı çalıştırdım. Bence bu güne kadar sahaya böyle bir tay gelmemişti. Çok etkilendim ve onda farklı bir cevher olduğunu hissettim.”

Halis Bold Pilot’ı çalıştırdıktan sonra, Özdemir Atman’la aralarında şöyle bir konuşma geçer:

–   Nasıl buldun?

–   Beyim bu tay benim bir numaram…

–   Tamam.

Ertesi sabah diğer tayları çalıştırmak için yine idman pistinde buluşurlar.

–   Halis, bugün Nedym’e binmeni istiyorum.

–   Beyim müsaade ederseniz ben Bold Pilot’ta kalayım…

–   Nasıl yani?

–   Ben Bold Pilot’ta kalmak istiyorum, diğerlerine bakmayacağım.

Halis Karataş neden böyle davranıyordu?

“Kafam karışmasın diye söyledim… Özdemir Bey sanki Nedym’den daha umutluydu. O da iyi bir attı ama şanssızlığı, Bold Pilot gibi bir ata denk gelmesiydi. Gezintilerini, idmanlarını birlikte yapıyorlardı. Bold Pilot’a eküri koşan Nedym, 1996 yılı Gazi Koşusu’nda sakatlanarak yarış pistlerine veda etti.”

Bold Pilot, yarış sahalarına gelmiş geçmiş en iyi at olmayabilirdi ama en sevilen, inanılan, yengi ve yenilgilerini kendimizle özdeşleştirdiğimiz bir kahramandı… Burada, sanki gözden kaçırdığımız bir nokta var. Bold Pilot, Atman Ailesi ile yarışseverleri yakınlaştırdı. Çünkü onu hepimiz sahiplenmiştik. Özdemir Atman bu durumu çok güzel tanımlamıştı: “Ben bir noktadan sonra kendimi atın sahibinden çok, sorumlu yöneticisi gibi görmeye başladım. Öyle bir durum oldu ki; yanlış bir şey yapılırsa, sorumlusu ben olacakmışım gibi hissettim.”

Bold Pilot nasıl bir attı, onu diğerlerinden ayrıcalıklı kılan çok mu hızlı olmasıydı? Hız, elbette ki her yarış atı için vazgeçilmez bir nitelik ama her şey demek değil. Bold Pilot ile yarışseverler arasında farklı bir iletişim, dostluk vardı. İyi günde de, kötü günde de birlikte olmak gibi bir şey… O geçildiği zaman; “Üzülme, bir daha ki sefere kazanırız” diyorduk.  Ya da onun bizlere; “Bir daha ki sefere bunun acısını çıkarırız” dediğini duyar gibi oluyorduk. Bizim İçin Şampiyon filminden aklımıza kazınan şu söz ne güzel: “Şampiyon olmak bir gün kaybedeceğini bile bile koşmaya devam etmektir…”

Aslında, Bold Pilot’ı bizlere en iyi anlatabilecek kişi, ona “Dert Ortağım” diyen Halis Karataş’tır…

Bold Pilot’ın jokeylik hayatımda ayrı bir yeri var. Öncelikle bunu söylemek isterim. Beni etkileyen, çok akıllı olmasıydı. Kendine has hareketleri, tavırları vardı. Sahaya çıktığı zaman önce etrafını bir kolaçan edip, bakacak. Önünde ya da arkasında at görmeyi sevmezdi. Önündeki atı yakalamak için bilseniz bana ne zorluklar çektirirdi. Hatta bir defa bunun için beni alıp, kaçırdı da… Önündeki atı geçtikten sonra rahatlamıştı.

Bir de bana, aksiyonun yaparken yere basmıyor gibi geliyordu. Sanki yere basmadan gidiyordu. Müthiş bir güce ve çok fazla enerjiye sahipti ve bindiğiniz anda bunu size hissettiriyordu. Eşkâliyle, edasıyla tam bir şampiyondu… Bold Pilot’ın çok farklı özellikleri vardı. Diğer atların sabah idmanını, ortalama 10-15 dakikada tamamlarsınız; onunki 30-35 dakika sürerdi. Önce uzun, uzun etrafını izler ve sonra kendini iyi hissettiğini belli edince idmana başlardık.”

Starttaki titizliklerini bir yana bırakacak olursak, ahırda dönmek dışında kötü bir huyu yoktu. Bazı yarış atları ahırlarında yalnız kaldıkları zaman, sürekli hareket halindedirler ve dönüp, dururlar. Onları bu huylarından vazgeçirmek güçtür. Bold Pilot’a uygulanan yöntemi Halis Karataş anlatıyor; “Ahırda dönme huyunu Nedym sayesinde bıraktı diyebilirim. İkisi bitişik ahırlarda kalıyorlardı. Özdemir Bey aralarındaki duvarı yıktırıp tel örgü yaptırdı. Böylece iki tay da birbirini görüyordu. Nedym’i gören Bold Pilot, bu sayede ahırda dönme huyunu büyük ölçüde bıraktı.

Hepimizin vazgeçemediği alışkanlıkları, başkalarına saçma gelse de kendimizce düzenimiz vardır. Eşyalarımızın, belgelerimizin, ilaçlarımızın, daha aklımıza gelecek birçok şeyin yerlerinin değişmesini istemeyiz. Bold Pilot da öyle;  “Dört yaşlı dönemi… Celal Bayar Koşusundan birkaç gün önce, çok kuvvetli bir yağmur yağdı ve ahırın yanındaki duvarlardan biri yıkıldı. Sabah idmana götüreceğiz ama ne mümkün. Ahırdan çıkıp, durdu. Yıkık duvara bakıyor ve adım atmıyor… Ertesi sabah yine aynısını yapınca Özdemir Bey; “Ben senin derdini anladım” dedi ve o duvarı ördürdü. Bold Pilot duvarın yerinde olduğunu görünce, hiçbir aksilik çıkarmadan sahanın yolunu tuttu…”

Özdemir Atman Bir Yarış Öncesi Padokta…

Atını seven koşmasın…

Halis Karataş Bold Pilot’taki cevheri ilk bindiğinde sezmiş. Biz yarışseverlerin şampiyonla tanışması ise, 1995 yılı Mayıs ayı sonlarındaki Asuvan Koşusunda oldu. Aslında bu koşunun öncesiyle de ilginç bir öyküsü var. Bakın neler oluyor?

Özdemir Atman ile Halis Karataş, Bold Pilot’ın Asuvan Koşusunu kazanacağına inanıyorlar. İdmanlar, start provaları ve koşuya kayıt… Sonrasını Süleyman Akdı’dan dinleyelim:

“Özdemir Bey’le yıllarca birlikte çalıştığım için, bir atı nasıl hazırladığını, nasıl yarış seçtiğini iyi bilenlerden biriyim. Gelen tayları arasında Bold Pilot var; ona çok güveniyor ve birlikte koşacağı tayları devamlı araştırıyordu. Ben de Davide Franko ekürisinin atlarını Mehmet Gülaydın’la birlikte antrene ediyor, hem de jokeyliğini yapıyorum. Bizde de Narino var, kurulmuş makine gibi… Tay hazır ama koşuya yazdırmıyorum. Gözüm Bold Pilot’ta, onu bekliyorum. Hedefim, onu geçmek…

İnsanoğlu böyle, Özdemir Atman gibi birinin güvendiği atını geçip, sevineceğiz. Aslında ondan öğrendiklerimizi ona karşı kullanmaya çalışacağız. Asuvan Koşusuna Bold Pilot yazılınca, ben de Mehmet’e; “Narino’yu da kaydet o koşuya” dedim.”

Halis Karataş cephesine gelince;

“Bold Pilot’ı Asuvan Koşusuna yazdık, ona güveniyoruz. Özdemir Bey’le birlikte gaz odasında otururken Süleyman (Akdı) Abi geldi ve“Atını seven bu yarışa koşmasın…” diye bir laf attı.

Süleyman Akdı’nın iddialı sözleri Özdemir Atman’ı biraz tedirgin eder;

  • Halis ne diyorsun?
  • Beyim, atlarını seviyorlarsa, onlar koşmasın…

Asuvan Koşusu, ilk kez start alacak iki yaşlı İngiliz taylarının 900 metrelik mücadelesi. Gördüğünüz gibi iki tarafta çok iddialı, bakın sonu nereye varıyor?

Koşu, Süleyman Akdı’nın düşündüğü gibi başlar: “Ben atı öyle bir hazırladım ki, mermi gibi… Daha startla birlikte dört boy fark yaptı. Düzlüğe çıktık, geçileceğine hiç inanmıyorum. Öyle çok da ciddi değilim… Zaten fark on boya kadar çıktı. Arkayı kontrol ettim ve 400’de tayı ele alayım dedim.”

Burada biraz durup, bakalım Halis Karataş cephesinde neler oluyordu?

“Bold Pilot starttan şahlanarak çıkınca, Narino dört, beş boy fark yaptı. Fark sonra daha da açıldı. Süleyman Abi 400 direğini geçerken şöyle sağına, soluna bir baktı…”

Söz yeniden Süleyman Akdı’da:

“Artık koşuyu kazandım derken, arkamdan bir anda, öyle bir at geldi ki… Şimdi ben kaçıyorum ama nafile. Son metrelerde Halis tutmağa başladı. Biz şampiyona geçilmişiz…”

Bold Pilot daha sonra katıldığı Burhan Karamehmet Koşusunu da kolayca kazanıp, yaklaşık 1,5 aylık aradan sonra iki açık koşuyla yarış pistlerine döndü. Bu koşuların ilkinde Narino’ya, ikincisinde de Beretta’ya geçildi. Buraya kadar aklımızda kalan, Bold Pilot’ın iyi bir tay olduğuydu…

En büyük kim?

Bold Pilot’tan iki ay sonra, Şerafettin Gedik’in sahibi ve yetiştiricisi olduğu Beretta yarış pistine çıktı. Bu tay, startla birlikte öne düşüp, yarışları adeta tek başına koşarak kazanıyordu. Gedik ve Atman ailelerinin sıkı dostluğunu belli ki bu rekabet renklendirecekti…

İkilinin yolları G2 Tay Deneme Koşusunda kesişti ve kazanan Beretta oldu. Sonraki G2 TYAYS Derneği Koşusunda da sonuç değişmedi. Böylece Beretta ilk beş koşusunu kazanırken Bold Pilot’ı da iki kez geçti. Yine de hepimizin kafası karışıktı. Çünkü yarışseverler, iki yaşlı tayların gelecekte neler başarabileceğini, önceden tahmin etmek ister ve akıllara hemen Gazi Koşusu gelir… Beretta’ya da ilk koşularında Halis Karataş biniyordu ve bakın o ne diyor; “Beretta ilk üç koşusunu benle kazandı ve ne kadar iyi bir tay olduğunu biliyordum. İlk iki mücadelede bizi geçti ama onu da ilk geçen, Çaldıran Koşusunda biz olduk.”

Beretta için şöyle bir kanı oluşmuştu: “Bu atı kısada geçmek güç. Fakat 2000 ve üzeri metrelerdeki mücadelelere nefesi yeter mi, bilinmez…” Beretta’nın üç yaşında sakatlanıp, pistlerden uzaklaşması “gelecekte neler olur?” sorusunu ortada bıraktı ama Bold Pilot en büyük olduğunu iki yaşındayken kanıtladı. Çünkü Kraliçe II. Elizabeth Koşusunu kazandıktan sonra, tayların en önemli sınavı olan G1 Çaldıran ve G2 SİAYSD koşularında Beretta’yı geçerek birinciliğe uzandı. Sezonu da 1800 metrelik G2 Sakarya Koşusunu kazanarak alkışlarla kapattı.

Bold Pilot ve Halis Karataş

Onu herkes sevdi…

Sıra klasik koşulara gelmişti. Tay Deneme, Kısrak, Gazi, Ankara koşuları, o tür mücadeleler. Kazanırsanız, yarış tarihine adınızı “altın harflerle yazarlar; ikinci olursanız “atınız iyi koştu, geçmiş olsun” derler. Bıçak sırtı gibi koşular… Bu zorlu yolculuğun başında da tay deneme koşuları yer alıyor. Halis Karataş’ın anlatımıyla Erkek Tay Deneme Koşusu, hatta üç gün önceki perşembe sabahı:

“Ekürinin o gün çalışacak atları sahanın ortasında, gezinti yapıyorlar. Gözüm önce BoldPilot’ı aradı. Hafta sonu koşacağız, sprintimiz var. Bold Pilot’ı aralarında göremeyince, başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Eyvah! At sakatlandı dedim. Bende surat düştü, yıkıldım…”

Heyecanla Özdemir Atman’ın yanına gidip:

  • Beyim, Bold Pilot yok…
  • Merak etme. Onun canı bugün dinlenmek istiyor…
  • Beyim nasıl olur? Üç gün sonra Tay Deneme Koşumuz var; sprint yapmamız lazım.
  • Sen merak etme…

Özdemir Bey “merak etme” der ama alışılmış idman düzeninin dışına çıkıldığı için Halis Karataş hayli endişelidir. Aksilikler bu kadarla da bitmez.

  • Erkek Tay Deneme Koşusu startında ikimiz de büyük tehlike atlattık. Start içinde şaha kalkınca, benim kaskım üst demirlere vurdu ve Bolt Pilot’la birlikte yıkıldık… Koşu içinde, sağ ön nalı da düştü. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Bolt Pilot en iyi yarışlarından birini yaparak kazandı.

Start öncesi yaşadıklarımıza rağmen koşuyu önlerde kabul edip, Beretta ile liderlik mücadelesine erken başladım. Koşudan sonra Özdemir Bey sordu:

–     Buna nasıl cesaret ettin?

–     Bizim atın çok iyi fuleleri var. Daha başarılı olacağına inandığım için rizikoyu göze alıp, böyle

koştum.

–     Doğrusu ben göze alamazdım…

Bold Pilot, Erkek Tay Deneme Koşusunun en iyi derecelerinden birini yaparak, 1:35.87 ile koşuyu kazandı. Olivier Peslier’nin bindiği Berretta koşudan 3.’lükle ayrılırken, bir başka yakın dostları Necdet Narin’in safkanı Tender’s Son Akın Özdeniz ile 2. oldu.

Halis Karataş ve Bold Pilot

Unutulmaz yarışlar; GAZİ ve BOĞAZİÇİ Koşuları…

Bold Pilot’ın kazandığı Gazi Koşusu unutulur gibi değil…

Önce Kırboy, sonra ekürisi Nedym ve onun tükendiği yerde de “kahramanımız”  tempoyu durmadan yükseltiyorlar. Bunun sonucunda Bold Pilot’ın en parlak zaferlerinden biri, 2400 metrede o yıldan beri kırılamayan 2.26.22’lik pist rekoruyla geliyordu…

Bold Pilot yarış günü yağan yağmurdan, çamur pistlerden olumsuz etkileniyordu. Uzun aksiyonlu olduğu için kaygan pistten tutunamıyordu. Önceki günlerde yağan yağmur nedeniyle ağırlaşan pistlerde, eksik koşsa da kazanmayı başarıyordu. Örneğin; bu koşullarda kazandığı Ankara Koşusu, önceki yarışları kadar göz kamaştırıcı değildi ama Triple Crown yapmasını sağlayarak, başarılarını taçlandırdı.

Bogaziçi Koşusu

Ve geldik izleyenlerin, izlemeyenlere defalarca anlattığı koşuya…

Uluslararası Boğaziçi Koşusundaki Bold Pilot – Galtee mücadelesini Halis Karataş da unutamıyor; Son 600’de Galtee ile başa baş mücadeleye başladık ve 200’de yarım boy kadar öndeydik. Son 100’de Galtee bize hafif bir dokundu ve hâkim oldu. Koşu gidiyor dedim. Bold Pilot’ın o anda aksiyon değiştirerek hızlanması ve koşuyu adeta kapması sadece şampiyona has bir güçtü… O koşuyu kazanmak, kesinlikle Bold Pilot’ın becerisiydi…”

4 yaşında start aldığı 9 koşunun, aralarında G1 Başbakanlık ve TJK koşuları da olmak üzere 6’sını kazandı ama sonraki yıl (1998) büyük sıkıntılarla geçti. Sezon başı sağ arka ayağında, 8–10 santimlik bir tendon yırtığı oluştu. Atların arka ayaklarında çok seyrek görünen bir sakatlıktı ve tedavisi olumlu sonuç vermiyordu. O sıkıntısına rağmen, Fevzi Çakmak Koşusunda Fair Tail ve Trapper’la girdiği zorlu mücadeleyi kazanmayı başardı. Daha sonra katıldığı Başbakanlık Koşusuyla da pistlere veda etti. 15 Ekim 1995 ile 13 Ekim 1996 tarihleri arasında her birinin farklı öyküsü olan 11 koşu geçilmeyen, toplam 30 startında, 15’i grup olmak üzere 21 koşu kazanan bir safkan gönüllerde taht kurmaz mı?

Biz onu sevdik, o da insanlarla iletişim kurmayı seviyordu. Bunun en somut örneklerinden birisi de Halis Karataş’la olan dostluğu ve işte “dert ortağının” onun için söyledikleri:

“Ben o zamanlar daha içine kapanık birisiydim. Hislerimi, duygularımı ve yaşadıklarımı kimseye anlatamazdım. Bold Pilot benim dert ortağımdı. Sevincimi de, dertlerimi de hep ona anlatırdım. Sesli bir şekilde yani… Bana cevap veriyormuş gibi gelirdi. Anlatabiliyor muyum, öyle bir his ki bu…”

Bold Pilo’ın sahadan ayrılışı yarışseverler için ani olmuştu. Bu nedenle onunla yeniden bir araya gelip vedalaşmak istediler. 15 yıl sonra, 2013 Gazi Koşusu günü, Veliefendi Hipodromunda ona yakışan bir uğurlama oldu. Bizlere inanılmaz duygular yaşatan  “kahramanımızla” sanki helalleşiyorduk. Her zorluğu yenmesini bilen Bold Pilot, bir yarış atının yapacaklarından çok daha fazlasını başararak 30 Nisan 2015’te de bizlere sonsuza kadar veda etti.

Helal olsun Bold Pilot…

News Reporter

4 thoughts on “RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-19 / At yarışlarının iyi niyet elçisi; BOLD PILOT

  1. Helal olsun Reşat Yurday Köstem 👏👏👏👏👏 Gine harika bir çalışma.
    Emeğinize sağlık.

  2. Merhaba. Her bir harfini bitmek istemeyecesine okuduğum , harika bir yazı olmuş. Şuan yazı bitti önümde kahvem ve zihnimde o güzel, eski günler…
    Emeğinize sağlık….

  3. Çok güzel bir yazı olmuş. Sayın Köstem Karayel ve Bold pilot Türk yarışçılığının efsaneleri. Ama bir at daha var ki bana göre yarış hayatı son derece başarılı ve yaşadıkları da tam bir roman. Tünkut.. Sizden bir Tünkut yazısı beklesek çok mu olur acaba?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir