RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-20 / Bildiğimizden Çok Daha Fazlası; DEMİRKIR

RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-20

Bildiğimizden Çok Daha Fazlası; DEMİRKIR

Demirkır safkan Arap atçılığımızda iz bırakan isimlerden biri…

Reşat Yurday Köstem

11 yaşına kadar pistlerde kalıp, tam 9 yıl aralıksız süren bir yarış yaşamı oldu. 1955 yılında koşmaya başlayan Sezgin I’i anlatmıştık. 8 yaşlı döneminde hiç koşamamış, 7 yıl aktif yarışçı olarak sahada kalmıştı. Sezgin I, 7 yılda 62 yarış koştu; Demirkır 9 yılda 77 yarış. Oranlar birbirine yakın ama aralarında 30 yıl fark var. Bu tür istatistiklerde kimse Kafkaslı’nın eline su dökemez… Atları konuştuğumuza göre “ayağına su dökemez” dememiz mi gerekirdi, bilemedim. Kafkaslı Demirkır’dan da 21 yıl sonra sahaya geldi, 6 sezonda 127 yarış koştu. Son yılında (2010) da, ortalamalarının altına düşmeyerek 21 startta, 7 birincilik, 3 ikincilik, 4 üçüncülük elde etti. G1 Tarım ve Orman Bakanlığı Koşusu’nu o yıl kazandı. Yine o yıl, G1 Kanuni Sultan Süleyman Koşusu’nda ikinci, G1 TBMM Koşusu’nda üçüncü kaldı. Kafkaslı bugünlük bu kadar, yakın tarihte onu “uzun uzadıya” konuşacağız…

Bunları eleştiri olarak değil, safkanların gücünü, dayanıklılığını anlatabilmek amacıyla söylüyorum. Pistlerden daha erken ayrılsalar iyi olur muydu? Büyük olasılıkla evet… Peki, o günlerdeki koşullar buna uygun muydu? Arap atları için söylüyorum. Birkaç yıl öncesine kadar, TİGEM’e damızlık olarak satmanın dışındaki olasılıklar gerçekçi çözümler değildi. Bunun da sahipleri için ne kadar cazip olduğu tartışılır. Sezgin I ve Demirkır’ın yarış performanslarına bakarak, sahadaki son yıllarının boşuna harcandığını düşünülebiliriz. İkisi de son yıllarını, çok az sayıda start alıp, koşu kazanmadan geçirmişler. Tamam, ama bir de şu açıdan bakmak gerekmez mi? İlgilileri gelecek sezona farklı umutlarla başlamasalar, sizce devam ederler miydi? Bence hayır…

Şampiyonun Şifreleri…

Demirkır’ın şifrelerini 1979-80 yıllarında aramak gerek…

Demirkır

Demirkır Mustafa Demir’in atıydı. Ekürinin antrenörlüğünü yapan Ali Güneş’le konuşurken; “Mustafa Demir eski atçılardandır. Aldemir, Kırdemir, Köroğlu’nu koştular.” deyince hafızamı yokladım. Aldemir, Kırdemir pek yabancı gelmediler ama onlar hakkında hatırladıklarım, sadece adları oldu. Köroğlu deyince; “Köroğlu 4’mü?” diye sordum ve o kır at gözümün önünden “şöyle bir” geçti. 3 yaşlı dönemine Adana’da güzel bir başlangıç yapmıştı, demek ki oradan aklımda kalmış. Laf aramızda 41 yıl önceden söz ediyoruz…

Köroğlu 4, yarış hayatına 1980 yılında Adana’da başlamış, katıldığı 6 yarışın biri açık koşu olmak üzere dördünü kazanıp, Barbaros 6’nın kazandığı iki açık koşuyu da ikinci ve dördüncü tamamlamış. Dördüncü kaldığı koşuda Ersoylu ile Yusufçuk ikinci ve üçüncü olan isimler. Barbaros 6 ile şartlı 1 koşuda yarış yaşamına birlikte başlıyorlar ve Köroğlu 4 kazanıyor. Adana sezonu sonundaki 800 metrelik açık koşuyu da 0:57.00 ile kazanırken Ersoylu ve Barbaros 6’yı yine geçmiş. Ersoylu, sahada da, harada da unutulmaz şampiyonlarımızdandı. Bu arada, 800 metrelik koşuların Adana kum pistinde 2001 yılı sonuna kadar sürdüğünü ve en iyi derecenin 0.56.68 olduğunu da anımsatmak isterim. Biz 1980 yılından söz ediyoruz…  Merak edenler için bir not; Yusufçuk’u da o yıl üç kez geçmeyi başardı. Sözün özü; Köroğlu 4, üç yaşlı dönemini Adana şampiyonu olarak tamamlamıştı.

Niye bunları anlatıyorum?

Mustafa Demir’in satın aldığı Köroğlu 4; Hilalüzzaman 6-Neame 23 orijinli. Bundan 4 yıl sonra, Sultansuyu Harası’nın angajmanlı tay satışlarına getirdiği, 23 Neame’nin Yozgatlı I’den olan yavrusunu da Mustafa Demir satın aldı. 2 milyon lira verdiği bu erkek tay kim? Demirkır…

23 Neame yavrusunun alımında “ilk göz ağrısı” Köroğlu 4’ün etkili olduğunu düşünenlerdenim. Demirkır 1983 yılı satışlarında, Sultansuyu Harası’nın en pahalı ikinci tayı. Mehmet Şimşek, bu fiyattan 5 bin lira fazlasını Gaziantepli’ye ödemiş. Çifteler ve Karacabey’in aynı yıl sattığı taylara bakacak olursak, “sudan ucuz”… Çifteler Harası’nın 3 tayı 7 milyon ve üzerine gitmiş.

Şimdi burada bir parantez açalım,… 23 Neame ile Yozgatlı I eşleşmesini 1980 yılında başlatıp, buna inanarak altı yıl aralıksız biçimde sürdürenlere teşekkür etmek gerekir. Arap atı yetiştiriciliğimizin bu günkü düzeye gelmesinde önemli payı olan Mehmet Ali Kiper de bu yöndeki çalışmalara dikkat çekiyor; “Ülke safkan Arap atı yetiştiriciliğinin ana planı, seleksiyona önem verilerek bilinçli şekilde yetiştirme metotlarını kullanmak ve bilhassa bunlar arasından kan yakınlığı sistemine belli ölçüde yer vermek suretiyle safkan yetiştiriciliğinin bu düzeye ulaştığını görmekteyiz.”    

Altı yıllık süreçte, Neame 23’ün 2 erkek, 4 dişi yavrusu olmuş. Demirkır’ın dışındaki erkek yavrusu; 1985 doğumlu Balık. En azından adını duymuşsunuzdur. Sahibi Besim Balık’tı. Demek ki bu orijine, sahibinin soyadı da eklenince, atlar bir başka oluyor…

Neame 23’ün dişi yavrularının da kadro fazlası olarak ayrılıp satılmamasın olumlu sonuçları sonraki yıllarda görüldü. “Nereden biliyorsun, sahaya gelseler belki de şampiyon olacaklardı” diyebilirsiniz. Elbette ki böyle bir olasılık var ama ben “Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak” atasözüne inananlardanım… Demirkır’dan sonraki yavrusu Neame 38’i de ısrarla Volga II’ye çekmişler. Doğan erkek yavrular: Hastay, Sertay, Sezenbey, Dost Karaca… Bir yıl sonra doğan Neame 39’un erkek yavruları: Başta Halid ve Özgünhan olmak üzere, Dinçerbey, Don Juan, Evren I, Sam-Ay, Yavuzca… 43 Neame’ye gelince; Devirhan, Veziroğlu, Talimhaneli… Bu yavrulara bakınca, evdekinin bulgur değil, “Tosya pirinci” olduğunu düşünüyorum.

Mehmet Ali Kiper, 3 yaşlı Arap taylarını anlattığı 1984 Yarış ve Yetiştiricilik yıllığında daha da gerilere giderek şöyle diyor; “Neamelere gelince; bu familyanın toplandığı yer Sultansuyu Harasıdır. 1969 yılı itibariyle 29 familya numarası alanlar arasında Mesut, Küheylan I, Berk, Hedban, Seklavi, Küheylandabi, Gandi II, Kuruş, Alkuruş, Sa’ad, Hilalüzzaman kanlarının çok ahenkli ve verimli bir şekilde yer aldığı görülmüştür. Büyük lider aygır Ersoylu ve yılın genç süper yıldızı Demirkır bu familyanın malıdır.”    

Bendeniz 1971 yılında sahaya geldikten hemen sonra, Satvet’le tanışıp herkes gibi ona hayranlık duyanlardan biri olmuştum… Bir yıl sonra da Yozgatlı I sahaya geldi, 8 yaşının sonuna kadar koştu. A grubunda 80 açık koşuya katıldı. Aralarında Satvet de olmak üzere ne atlarla mücadele etti, bilseniz… Gözünü budaktan sakınmayan, tam bir Malkoçoğlu misaliydi. Devlet harasında yetişip, Satvet’i geçen ender safkanlardan biridir. 1973 altın yılı olmuştu. Satvet’le birlikte koştuğu açık koşulardan birinde ganyanının 20 lira 55 kuruş, diğerinde 62 lira 15 kuruş verdiğini görüyoruz. Bu iki yarışta da 4 at koşmuşlar… Yozgatlı I de aynı Satvet gibi “boyundan büyük işlere kalkışıp”, geçemeyecekleri rakiplerle mücadele ettikleri için bizlere sempatik geliyordu.

Gerçeği konuşalım, o dönemlerde müşterek bahisle fazlaca (!) ilgileniyorduk… Kahramanlarımız özel haralarda yetişen rakiplerle yarıştıkları zaman, bahislerdeki ilk tercihimiz özel hara atları olurdu. Koşuyu sessiz sedasız izler, Satvet, Yozgatlı I ya da devlet harasında yetişen bir başka at “kazara” kazanırsa, inanın sevinirdik… Para kaybedip, sevinmek… Buna akıl kıtlığı diyebilirsiniz. Bizlerin tesellisi ise, mazlumdan yana olmaktı…

Koşmadan Şöhret Olmak!

1984 yılından söz ediyoruz, günümüzün iletişim olanakları yok. Yeni yarış sezonları Adana ve İzmir’de açılıyor, Arap tayları ilk yarışlarını orada yapıyorlar. Demirkır da Adana’da hazırlanıp, yarış yaşamına orada başlıyor. Sahibini söylemiştik, Mustafa Demir. Tayı sahanın sevilen isimlerinden Nuh (Yıldız) Baba çalıştırıyor, antrenörlüğünü Ali Güneş yapıyordu. Adana’daki atçılar, tay yarışları yaklaştıkça; “Burada onu geçecek tay yok” diyerek Demirkır’ı şampiyonluğun en güçlü adayı olarak ilan ediyorlardı. Adana İzmir rekabeti yüzünden, bazı yıllar şampiyon orda mı, burada mı tartışmaları çıkardı…

Bu iddialaşmalar, İstanbul’da yaşayan bizlere kadar ulaşıyordu ama bazen o günlerde yapılan “tatlı” atçılık sohbetlerinden de öteye geçmiyordu. Ben kendi adıma, duyduklarımı o il sınırları içinde değerlendiriyordum… Örneğin 1984’te, Adana’daki atçılar şampiyon tayın orada olduğunu söylerken, İstanbul ya da İzmir’deki tayları “enine boyuna” bilmiyorlar, belki de hiç görmemişlerdi. Bu nedenle söyledikleri Adana için geçerli olabilirdi. İzmir için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Yargıların netleştiği yer, İstanbul Veliefendi Hipodromu’ydu. Örneğin; Adana’da 105 kuruşluk ganyanlarla koşan “Demirbank”, 7 gün sonra İzmir’de kazandığı Fuar Koşusu’nda 465 kuruş ganyan verdi. Aynı koşuda; Akkor 140, Baybora III 285 kuruş muhtemel ganyanla koştular.

1984 yılı Adana Kış Atyarışları programında 8 maiden, 3 şartlı ve 2 açık koşu yer alıyordu. 22 tayın start aldığı bu koşularda sivrilen isimler; Demirkır, Final, Baturbey ve Veliaht III oldu. Demirkır’ın yarış yaşamına başladığı Adana’da 3 birincilik, 1 ikincilikten sonra İzmir’e geçip, Fuar Koşusu’na katıldığını ve koşuyu kazandığını görüyoruz. Bu alışılmış bir durum değildi. Arap tayları yarış yaşamına başladıkları yerlerde sezonu tamamlar, nisan ayından itibaren İstanbul’da buluşurlardı. Böyle bir ya da iki koşuluk “gel gitler” olmazdı. İzmir’deki birincilik, Mehmet Ali Kiper’in Demirkır’a bakışını biraz daha netleştirmiştir; “Tedahül (iç içe) halinde devam eden Adana ve İzmir yarışlarında dikkati çeken husus, Demirkır’ın Adana’da başarılı yarışlar çıkardıktan sonra İzmir’e gelip, Fuar açık koşusunu da kazanmasıdır. Bu parlak durumunu uzun süreli İstanbul yarışlarında da muhafaza etmesini bekliyoruz.” 

Demirkır, Ömer Caf Koşusu’nu Kılıçefe ve Final’in önünde uzak farkla kazandıktan iki hafta sonra, Çukurova Koşusu’nda Finale’ geçilerek ikinci olmuştu. Bu koşu safkanın taylık dönemindeki ilk ve son mağlubiyetiydi… Ali Güneş’e bu ilginç seyahatin nedenini sorduğumuzda, beklenmedik ikinciliğin Mustafa Demir’i çok üzdüğünü, tayı hemen İzmir’e götürerek 7 gün sonraki Fuar Koşusu’nu koşmaya karar verdiğini söyledi. Bu biraz tayın geçilmesini kabullenememek, biraz da atın bunu hak etmediğini kanıtlamak için yapılmış bir seyahate benziyor…

O yılların İzmir ve Adana yarışları bir başka olur, hafta sonlarında tribünler “tıklım tıklım” dolardı. Yarışseverlerin “Demirbank”  adını verdiği şampiyon adayının güvenenlerini yanıltması, belli ki sahibini çok etkilemiş. Safkanların yanı sıra onların sahipleri, jokeyleri ve diğer ilgilileri yarışseverlerin güvenini kolay kazanmıyorlar ve bunu kaybetmeyi de hiç istemezler. Kazanılan güveni, sürdürmek de önemli…

Demirkır yarış yaşamına Ali Güneş’in yeğeni, apranti Mehmet Güneş’le başladı. Adana, İzmir ve İstanbul’daki 6 aylık süreçte koştuğu 10 koşudan sekizinde o bindi ve kazandı. Genç jokey adayının B ve C grupları dışındaki ilk açık koşu birinciliği, 1984 yılı  Ömer Caf Koşusunda Demirkır’la gelmişti. İzmir’deki Fuar Koşusu, İstanbul’da Kazım Karabekir, Aziziye, Satvet, Çanakkale Zaferi, Tarzan Koşusu birinciliklerini de onunla kazandı. Mehmet Güneş ceza aldığı için, Tarzan Koşusu’ndan 6 gün sonraki Malazgirt Koşusunda Demirkır’a binemeyecekti…

Demirkır (Ekrem Kurt)

“Atı kaptırmaktan korkarak, ona göre bir jokey bindirmelerini istedim ama Ekrem (Kurt) Abi bindi ve at onda kaldı.” Ekrem Kurt aynı yıl Cumhuriyet Koşusu’na 3 yaşlı olduğu için 53 kilo ile katılan Demirkır’a -sanırım 55 kilo ile- bindi… Ekrem Kurt’un 55 kilo ile koşacak atlara 57 kilo ile binmesi olaydı. 53 kiloya binmesi, attan ne kadar memnun ve umutlu olduğunu gösteriyor. Mehmet Güneş 6 yıl sonra, Demirkır’la Adana’da yeniden buluştu ve birlikte 2 koşu daha kazandılar. O gerçekten de bırakılacak, vazgeçilecek bir at değildi… Mehmet Güneş anlatıyor; “Çok akıllı, adeta insan gibi bir attı. Gücünü ve yüreğini tarif edemem… Hiç unutmam, bir koşu öncesi ateşlenmişti. Halil Kaya’nın bindiği Taç yarışa çok iyi başladı ama onu yakaladı ve uzak farkla geçip, koşuyu kazandı. Kazandığı koşulardan sonra sanki yürüyüşü değişir, çok fiyakalı gezerdi…  ” Mehmet Güneş, Satvet Koşusu’ndan söz ediyor… Mehmet Ali Kiper koşu öncesi yaşananları bilmese de; “Bu koşudan sonra, Demirkır’ın bu taylara nazaran üstün bir güce sahip olduğunu söyleyebiliriz.” diyor.

Demirkır (Mehmet Güneş)

Kahramanımızın 3 yaşlı döneminde, Adana’daki rakiplerinden söz etmiştik. İzmir’deki Fuar Koşusu’nda da Akkor, Baybora III, Serter, Toptepe gibi sezonun sivrilen taylarını geride bırakmıştı. İşler çok iyi gidiyordu ama söylediğimiz gibi, tayların gerçek güçlerini anlayabilmek, aralarında sıralama yapabilmek için İstanbul yarışlarını beklemek gerekiyordu.

1984 İstanbul sezonunda 46’sı erkek, 24’ü dişi olmak üzere 70 tay start aldı. Katılabilecekleri 12 açık koşu vardı, Demirkır bunlardan 10’unu kazandı. Koşamadığı iki koşudan biri dişilerin Cahide Koşusu, diğeri de Arap taylarının adeta klasikleşen Haralar Koşusu. Haralar Koşusu 27 Ekim günü, Cumhuriyet Koşusu bir gün sonra 28 Ekim’de koşuldu. Demirkır için birini seçmek gerekiyordu, Cumhuriyet Koşusu’nu tercih ettiler.  Şampiyon 3 yaşlı döneminde; Gürbatur,Tulfer, Akkor, Sürbatur, Taç I, Starlice, Altaylım, Final gibi “kalburüstü” yaşıtlarına hiç şans tanımamıştı. Sadece yaşıtlarına mı? 3 yaşlı olarak katıldığı Malazgirt Koşusu’nda; Erbatur, Bodrum, Tulyad, Oymapınar, Ünsal II… Aynı yıl Cumhuriyet Koşusu’nda da; Özay, Aslanbey, Bahadır I, Elhan, Gürbatur ve Sadun gibi sahanın şampiyon Arap atlarını geride bıraktı…

3 yaşlı bir Arap tayı; 16 koşuda 15 birincilik, 1 ikincilik… Kazandığı koşular, geçtiği rakipler ortada. Siyasette olduğu gibi, at yarışlarında da güven duyulan isimler anketi yapılsa, Demirkır %90’larla rekor kırarmış… Zaten “Demirbank” denmesinin nedeni de bu… Sadece yılın şampiyon Arap tayı değil, Malazgirt ve Cumhuriyet koşularında geride bıraktığı isimlere bakınca onun yılın Şampiyon Arap atı olduğunu da görüyoruz… Devlet haralarında yetişip, bunu başaran kaç safkanımız var?

Yarışseverler için bir güven abidesi olmuş, “Demirkır kimle koşarsa koşun kazanır” algısını oluşturmuştu. Yaşıtlarıyla koşarken genellikle 105 kuruş, 3 yaşlı döneminde şampiyonlarla koştuğu Malazgirt Koşusu’nda 115, aynı yıl kazandığı Cumhuriyet Koşusu’nda da 135 kuruş ganyan vermişti. Bu konuda en yetkin kişi Mehmet Ali Kiper, 1984 sezonunu şöyle özetliyor; “Emsaline zor rastlanan Demirkır, yılın büyük şampiyon tayı olmuştur.”

Demirkır – 1985 Cumhuriyet Koşusu

Sorunlardan yılmayan Şampiyon…

37 birinciliğinden 15’ini 3 yaşında kazanan Demirkır’ı, 8 yıl daha pistlerde izledik. Geçildiği koşularda “içten içe” üzüldük ama ona olan sevgi azalmadı. Başarılı olamasa da ona duyulan güven ve saygı bitmiyor; yarışseverlerdeki kredisi tükenmiyordu… Bu süreçte; 61 yarış, 22 birincilik, 12 ikincilik, 3 üçüncülük, 8 dördüncülük kazandı. Bu safkan için birincilik dışındaki sonuçlara “kazandı” demek ne kadar doğru, bilemem… Fakat şunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim: Ciddi sorunlarla boğuşan bir safkanın 9 yıl sahada kalması, “ben daha buradayım” dercesine koşular kazanıp, güçlü rakipleri geride bırakması gerçekten saygı duyulacak bir olay…

1985 yılından itibaren koştuğu yarışların tarihlerine bakınca, olağan dışılık gözüküyor. 1985, 86 ve 1991 yıllarında 4 koşu, 1988 ve 90 yıllarında 3, 1987 ve 1989 yıllarında da 2’şer koşu kazanmış. 1985-91 arası aldığı start sayısı, yılda 6 ile 9 arasında değişiyor. Koşulara katılma periyotları hayli düzensiz. Kısa sürelere sıkıştırılan birkaç koşu, sonrasında verilen uzun aralar… Şampiyon atlarda rastlamadığımız kadar çok jokey değişiklikleri. Anlaşılacağı gibi işler iyi gitmiyor… 1985 İstanbul sezonunun ilk haftalarından itibaren göze çarpan bu durum, iniş ve çıkışlarla sürdü. 1989 ve 1990 yıllarına bakınca da aynı döngünün sanki yeniden yaşandığını görüyoruz. 1990 yılı ekim ayında başlayan çıkış, 1991 İstanbul sezonu ile birlikte sonlanıyor. Çünkü 1991 yılı temmuz ayından sonra sahada kaldığı 15 aylık sürecin, şampiyona bir katkısı yok. 6 kez start alıp, 2 kez dördüncü olmuş.

Demirkır yaşadığı sorunlara rağmen, pes etmedi… 1984’ten sonra 1985 ve 1986 yıllarında da Cumhuriyet Koşusu’nu kazandı. Ersoylu’nun bu koşuyu 3 yıl art arda kazanarak başlattığı seriyi ara vermeden sürdüren isim oldu ve 34 yıldır bunu başarabilen başka at çıkmadı. 1985’te Albatur, Erbatur, Özay, Gürbatur ve Aknasip’i geçerek birinciliğe uzandı.

1986 yılındaki Cumhuriyet Koşusu birinciliğinin kolay gelen bir zafer olmadığın Demirkır’ın o dönemdeki jokeyi Yaşar Atçı’dan öğreniyoruz; “Çifteler Koşusu’nda Demirkır’a binmemi istediler, kabul ettim. Atı çalıştırdım, tırısta ayağını kısa atıyor.”  Yaşar Atçı, atın topalladığını Ali Güneş’e söyler. Kolunun ağrıdığını bildikleri için tedavisini yapıp, atı koşuya yazarlar. Yaşar Atçı; “Daha önce kullandıkları mahmuz, burunsalık ve dil bağı gibi takıları çıkardık.” diyor. Altınkız, Gürbatur, Sava ve Bahadır I gibi güçlü rakipleri geçerek Çifteler Koşusu’nu kazanır.

3 aylık aradan sonra, sıra Cumhuriyet Koşusu’na gelmiştir… Böylesine ara verildiğine göre, belli ki yine bir olağan dışılık yaşanmış. Demirkır, Arap atlarının en önemli sınavı kabul edilen bu koşuyu da Gürbatur, Albatur, Erbatur ve Altınkız gibi Malazgirt Koşusu’nda yarıştığı rakiplerin yanı sıra 3 yaşlı Cengizbey ile Atlıer’i de geçerek 3. kez kazandı.

Yaklaşık 6 ay süren tedavi ve dinlenme süreci sonrası 1987 yılı Adana Vali Kupası… Yaşar Atçı; “Baştan sona iterek,  Satvethan’ın bir boy önünde zor kazandık…” dediği koşu.  Demirkır’ın sağlıklı günlerine bir türlü dönememesinin yanı sıra 1987 tüm Arap atları için zor bir yıldı oldu. Bir safkan hariç; Tunca… Pistlerde artık Tunca rüzgarı esmektedir. Yeni şampiyon, rekor dereceler yapan, hiç geçilmeyen ve düzenli koşabilen bir isim… A grubunda, TBMM Koşusu ile başlayıp Cumhuriyet Koşusu ile biten bir seri… 10 koşu, 10 birincilik. Bir başka safkanın birinciliğinden söz edebilmek için Tunca’nın o yarışta koşmaması gerekiyordu. Demirkır bu yıl, Adana’daki Vali Kupası dışında KV-8 bir koşu kazanabildi. TBMM, Mohaç, Tarım ve Orman Bakanlığı, Çifteler, Cumhuriyet koşularına Tunca ambargo koymuştu. Mohaç’ta 2., Cumhuriyet Koşusu’nda 3., hatta TBMM’de 4. olurken kötü koşmamıştı ama… Hani 3 yaşındaki Demirkır olsa… Belki de Arap atçılığımızın “hiç mi hiç” unutulmayacak mücadelelerine tanıklık edecektik…

Demirkır sonraki yıllarda, Adana dışında açık koşu kazanamadı. İstanbul’da sınıf ve şartlı koşu birincilikleri var. 1990-91 yılları arasındaki çıkışı, 1992’nin de sahada kalarak, kaybedilmesine neden olmuş. Haraya bir yıl önce girip, Arap atçılığımıza daha fazla katkı sağlayabilirdi. Demirkazık, Dağhanbey, Tekinalp, Çukurova, Güntay, Uçbeyi, Didim, Sürşan, Fenerlim, Enginhan, İlbeyi, Eskişehirli gibi yavrularını anımsayınca, akla ilk gelen bu oluyor.

Demirkır kanıtladığı gücü ve izleyen herkesin sahip olduğuna inandığı potansiyeli ile “hiç kuşkunuz olmasın” ülkemizde yetişen en iyi Arap atlarından biri… Daha sağlıklı bir yarış yaşamı ve sonrasında da daha uzun hara hayatı olduğunu hayal edin… Kimlerle kıyaslarsanız?

News Reporter

6 thoughts on “RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-20 / Bildiğimizden Çok Daha Fazlası; DEMİRKIR

  1. Keyifle okudum. Okurken hiç bitmese dedim. Arşivime bende olmayan iki yeni Demirkır fotosu ekledim. Teşekkürler

  2. Sayenizde gine gittik o güzel mazilere, hatıralara. Emeğinize sağlık Reşat bey.
    Rica etsem Eliyeşil ekürsinin o heybetli
    atı AKKOR’ u anlatırsanız çok sevinirim
    Kraliçe Elizabeth bile adına düzenlenen yarıştan önce atı favori olarak göstermiş ve çok beğenmişti. Saygılar

  3. Yine muhtesem bir makale. Buyuk sampiyon Demirkir herkesin gonlunde taht kurmustur. Keske arizalari atlatip Tunca ile basabas mucadele edebilseydi. Nacizane makeleye bir dipnot eklemek isterim. 1985 Tbmm Kosusuna buyuk favori giren Demirkir potaya ancak 4. olarak girebiliyor yarisseverlerin protestosuna maruz kaliyordu.

  4. demirkır değil yakışıklı olmalıymış adı… yelesi ne güzel duruyor mehmet güneş ile resminde…

    reşat bey tam emin değilim yaptınız mı ama şu ülke dışına satılan bi atımız varmış abrek sanırım onun hikayesi güzel olmaz mı?

  5. Bu güzel yazınız için teşekkürler. Öncelikle Çukurova koşusunda Mehmet Güneş ile kazanmadı, yazıda Mehmet’in C ve B grubu dışında ilk açık yarış birinciliği denmiş, bu koşuyu ilk kez binen Bahri Konuk ile tartışmalı şekilde kaybetti, o gün sahada olanlar bu kaybedişi jokeye bağlamıştı.
    İzmir’e gidiş sebebi de ilgililerinin bu kaybedişi jokeye bağlamasıydı, aslında Fuar koşusuna Final de gelecek ve rövanş olacaktı ama sadece Demirkır gitti ve İzmir’deki tayları geçip İstanbul sezonuna devam etti.
    Malazgirt koşusunu 3 ve yukarı yapıldığı dönemde 3 yaşlı tay olarak Demirkır ve Yavuzhan kazanabilmiş, takvim olarak bakıldığında en erken tarihte büyüklerini mağlup eden arap tayı da Demirkır’dır.
    Aygırlık için sadece 1992 değil 1993 de kayıp yıl olarak sayılabilir, zira çok az sayıda kısrağa 1993’de aşım yaptıktan sonra 1994’de TİGEM’e aygır olarak alınmıştır.
    Demirkır’ın hara başarısı büyük ölçüde kısrak babalığıdır, istatistiklerde uzun süre lider arap kısrak babası olarak kalmıştır.
    Yazıda bir maddi hata var, kariyerinde 47 değil 37 koşu kazanmıştır.

    1. Selamlar,

      Hem maddi hata için, hem de “Demirkır yarış yaşamına Ali Güneş’in yeğeni, apranti Mehmet Güneş’le başladı. Adana, İzmir ve İstanbul’daki 6 aylık süreçte koştuğu 10 koşudan sekizinde o bindi ve kazandı. Genç jokey adayının B ve C grupları dışındaki ilk açık koşu birinciliği, 1984 yılı  Ömer Caf Koşusunda Demirkır’la gelmişti.” şeklinde düzelttiğimiz, eksi halinde Ömer Caf yerine Çukurova Koşusu yazan bölüm için teşekkür ederiz… (Reşat Köstem)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir