RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-21 / İlk Şampiyon; ROMANCE

RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-21

İlk Şampiyon; ROMANCE

Yıllar yıllar öncesine gideceğiz, öylesine eskilere…

Reşat Yurday Köstem

Anlatacağımız şampiyonu izleyen, sahada olup da o günleri yaşayan sanırım kimse kalmamıştır. Sadece safkanlardan değil, kişilerden, o dönemlerin atçılığından da söz edeceğiz. Yolumuz hayli uzun, zaman kaybetmeye gelmez. Hazır mısınız?

Yarış ve yetiştiriciliğimizin unutulmaz atlarını yazmaya başladıktan sonra, aklıma takılan sorulardan biri şuydu. Yıllar önce koşan ve o günün koşullarına göre şampiyon diyebileceğimiz atlarımız yok mu? Şampiyonlar sadece bizim gördüklerimiz ya da duyduklarımız mı? İzlediklerimizin her zaman “bir adım” öne oldukları gerçek. Çünkü onları görüp, değerlendirerek kararı biz veriyoruz.

Eskilerin bizlere anlattığı isimler de kabulümüz ama bu konuda ciddi bir sorun var. Yıllar önce koşan safkanların performanslarını, o günlere ait haberleri nereden bulacağız? Netice kitapları 1950 yılından bu yana düzenli yayımlanıyor. Kesintisiz tek kaynak olan at yarışı dergisi Derbi 1945 yılında yayım hayatına başlamış. İlk üç yıllık sayılarını da ancak Devlet Kütüphanesi’nde bulabilirsiniz. Birçok konuda olduğu gibi, yarış ve yetiştiricilikte de yazılı belge yönünden sınıfta kalmışız. Bölük pörçük bir şeylerle yapbozu birleştirelim diyoruz ama o kadar çok eksik parçası var ki…

Bizim şampiyon diyebileceğimiz ve okurların da bize hak vereceği hangi safkanlara kadar gidebilirdik? Bu soru, aklımın bir köşesinde sürekli duruyordu. 1927 yılından bu yana Gazi Koşusu kazanan onlarca safkan… Şampiyonlar büyük olasılıkla onların arasında ama hangileri? Çaldıran 1937, Cumhurbaşkanlığı Koşusu 1939 yılında başladı. Şampiyonun adına bu koşularda da rastlamalıyız diyerek eski defterleri karıştırmaya başladım ve sanırım buldum. Daha doğrusu, şans kapımızı çaldı diyebilirim…

Bundan 84 yıl önce koşmaya başlayan bir safkanı, Romance’ı anlatacağız… Performansını bulduğumuz, öyküsüne ulaştığımız için mi onu şampiyon ilan ediyoruz? Kesinlikle hayır. Çünkü o yıllarda, hatta sonrasındaki uzun yıllar boyunca, daha iyisi gelmemiş… Okuyunca bana hak vereceksiniz. Önce 30’lu yıllara kısa bir yolculuk yapmamız gerek. Hazır mısınız?

Romance

Daha işin başındayız…

Cumhuriyetin ilanından sonra, batı Avrupa ülkelerine benzer at yarışlarının Türkiye’de de yapılması için çaba harcanmaya başlandı. Fakat safkan ve yarımkan Arap atları ile yerli ırk dediklerimizin dışında yarış koşacak nitelikte atlarımız yoktu. Batı dünyası, bizim İngiliz atı olarak adlandırdığımız thoroughbred’lerle yarış düzenliyordu. Biz “kendi olanaklarımızla” safkan İngiliz atları için yarış düzenlemeye 1925 yılında başladık. Akif (Akson) Bey o yılın başlarında, Macaristan’dan 6 İngiliz atı getirdi ve her yarış gününe onlar için bir koşu konuldu. Bu koşulara katılabilecek Akif Bey’in getirdiği 6 safkanın yanı sıra Şekerci Hacı Bekirzade Ali (Muhiddin) Bey’in Neriman’ı vardı. Böylece, genç Türkiye Cumhuriyeti’ndeki İngiliz atı yarışları, çeşitli yaşlardaki 7 safkanla 1925 yılında başladı…

1926 yılında devlet eliyle oluşturulan jokey kulüp diyebileceğimiz Yarış ve Islah Encümeni kuruldu ve batı dünyasındaki derbilerden esinlenerek, 1927 yılı yarış programında Gazi Koşusuna yer verdi. Her yaştaki atların katılabileceği 2000 metre mesafeli Gazi Koşusunda, ilk ve ikinci yıl aygır deposundan alınan takviyeyle dörder safkan koştu… Gazi Koşusu, 1929 yılında yaşa göre kilo verilen açık koşu oldu, 1932 yılından itibaren de Türkiye’de doğan 3 yaşlı safkanların katılma şartı getirildi.

Yarış ve Islah Encümeni 1927 yılından itibaren, birçok ilde programlı yarışları da başlattı ama safkan İngiliz atları için İzmir, Ankara ve İstanbul’da koşular düzenleniyor; diğer illerde safkan ve yarımkan Arap atları ile yerli atlar koşuyordu. 1950’lere kadar olan -birkaç yıl dışında- istatistikler elimizde yok. 1932 yılında koşan toplam at sayısının 575, bunlardan 209’unun safkan Arap, 32’sinin de safkan İngiliz atı olduklarını biliyoruz. Yanlış okumadınız, “topu topu” 32 İngiliz atımız var. O yıllarda, haftada bir yarış günü olduğu için, programlardaki “hafta” sözcüğü “yarış günü” anlamına geliyor. İngiliz atları da genellikle her yarış günü koşuyorlar. Hatta günde iki yarış koştuklarına da rastlıyoruz… Örneğin; Primorole’un kazandığı 1928 yılı Gazi Koşunun ikincisi Nona ve üçüncü Freudnaw,  aynı gün, yaklaşık yarım saat sonraki centilmen koşusuna da katılıyorlar ve Freudnaw kazanıyor…

1938 ve 39 yıllarında koşan İngiliz atı sayıları da pek farklı değil. Yine resmi belgelere göre, 1938’de 32, bir sonraki yıl 31 safkan İngiliz atı start alıp, Gazi koşuları da 6 ve 7 safkanla koşulmuş. Bunların sebep sonuç bağlantıları ayrı bir yazı konusu olmalı. Şu kadarını söyleyelim; 1928 yılında yurt dışından alınan 25 kısrak ve 1 aygır (Onyx II) ile Karacabey Harasında İngiliz atı yetiştiriciliğine başlandı. Yaklaşık 10 yıl sonra birkaç nitelikli kısrak ve aygır daha alınarak kadroya eklendi. O yılları bir düşünün… Devletin olanakları ancak bu kadarına yetiyordu. Birçok alanda olduğu gibi yine de ilk adımları devlet atarak, yetiştiricilere öncülük yaptı.

Sahadaki İngiliz atları; Karacabey Harasının yanı sıra az sayıdaki özel haralardan ve dış alımlarla sağlanıyordu. Zaman içinde dış alımlar azaldı, verimi düşen Karacabey Harası 1950 yılında İngiliz atı yetiştiriciliğinden çıktı. Buna karşın, 1946 yılından itibaren her geçen gün sayıları artan özel haralar ve İngiliz atı yetiştiricileri ile bu günlere geldik… Şimdi ise bazı koşulara kayıt olan İngiliz atlarının sayısı, o yıllarda koşanların tümünü geçiyor.

Türk Atçılığında bir Prens…

Prens Halim Sait Türkhan

Prens Halim Sait (Türkhan) çağdaş yarışçılığa adım attığımız yıllarda sayıları çok az olan hara sahiplerinden ve Türkiye’de İngiliz atı yetiştiriciliğinin öncü isimlerinden… O yıllardan bildiğimiz, Prensin Baltacı Çiftliği ve Manisa’da Karaosmanoğlu ailesinin Bintepe Harası var.

Prens Halim Sait; Sait Halim Paşa ile Prenses Emine’nin büyük oğludur. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu olan Sait Halim Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun iyi eğitimli devlet adamlarındandı.  1913 yılında sadrazam olan Sait Halim Paşa, 1917 yılında bu görevinden istifa etti ve 1921 yılında da İtalya’da bir Ermeni komitacının silahlı saldırısı sonucu hayatını kaybetti. Yeniköy’deki yalıyla adı özdeşleşen Sait Halim Paşa’nın oğulları Prens Halim Sait ve Prens Ömer Sait’in, tanınmış ve hayli varlıklı bir aileden geldiklerini biliyoruz.

Ailenin sahip olduğu taşınmazlardan birisi de Prens’in yetiştiricilik yaptığı Baltacı Çiftliği. Bu çiftliği, büyüklüğünü hayal etmek için günümüzün özel haralarıyla kıyaslamayın… Baltacı Çiftliği; İstanbul’un Anadolu yakasında, Çekmeköy sınırları içinde ve Alemdağ Korusu ile iç içe diyebiliriz. O yörede doğup büyüyen Hulusi Gündüz, çiftliğin sınırlarını şöyle çiziyor; “Bir ucu Çekmeköy, bir ucu Sultan Çiftliği, bir ucu Sarıgazi…” Çiftlikte 300 çalışan, iki av köşkü olduğunu ve Prensin belli dönemlerde gelip burada avlandığını da sözlerine ekliyor. Alemdağ Korusu’nun bir bölümünü de kapsayan bu topraklar, av amacıyla alınmış olsa gerek.

Yöredeki köylüler, geçimlerini çiftçilik ve arabacılık yaparak sağlıyorlar. O zamanlarda motorlu araçlar lüks sayıldığı gibi, pek kimselerde de bulunmuyor. Hulusi Gündüz, civarda Prens Halim’in cipinden başka motorlu araç olmadığını, Sait Akson da Prensin kullandığı bu aracı “Muhteşem Isotta Fraschini” diyerek anlatıyor.

Çiftlik, adını Osmanlı İmparatorluğu döneminde Alemdağ’da yerleşik olan baltacılardan almış. İstanbul’daki bazı vakıf ve imarethanelerin (hayır kurumlarının) odun ve odun kömürü ihtiyaçları, baltacıların Alemdağ ormanından kestikleri odunlarla sağlanıyormuş. Belli ki baltacıların kendileri için seçtikleri en uygun yer burasıymış. Alemdağ o yıllarda orman ama şimdiki haline koru denilebilir mi? Doğrusu gidip, görmedim.

Prensin ve onun çiftliğinin edebiyat tarihimizde de önemli yeri var. Sait Halim Paşa ile oğlu Prens Halim Sait, Milli Şair Mehmet Akif Ersoy’un yakın dostlarıydı. 1936 yılında Mehmet Akif Ersoy’un hastalığı ağırlaşınca, İstanbul’da tedavisini üstlenerek, hava değişimi için onu Baltacı Çiftliği’nde Prens Halim Sait Türkhan misafir ediyor.

Prens, Yeniköy’deki Sait Halim Paşa Yalısı’nda kalıyor, belli dönemlerde de Baltacı Çiftliği ve Avcılar köydeki av köşküne geçiyordu. Mehmet Akif Ersoy ile felsefe sohbetleri yapan Prensi, Sait Akson; “Çok zamanlar müzik dinleyerek, resim yaparak vaktini geçirirdi. Çiftlikteki çalışma odasında, Romance’ın, Ronflon’un kendi yaptığı tabloları vardı.”  diye anlatarak, bizlere aristokrat bir entelektüelin portresini çiziyor.

Soldan sağa Cevdet Karataş, ortada Sait Akson, sağda bereli ve golf pantalonlu Prens Halim Sait.

En iyi atları getiriyor…

Halim Sait Türkhan, yarış ve yetiştiriciliğimizin “emekleme çağı” diyebileceğimiz dönemde, batıyı izleyerek, Sait Akson ve Özdemir Atman gibi öncülük yapan isimlerden biri. Sait Akson ile birlikte TJK’nın beş kurucu üyesi arasında yer almış. Özdemir Atman, TYAYSD’nin 2. Başkanı olduğu için TJK’nın kurucu üyeleri arasında yer almadı. Onlar çağdaş yarış ve yetiştiriciliği tüm kurumlarıyla ve doğru bir biçimde ülkemizde de hayata geçirmeye çalışıp, hayli yol almışlar. Çünkü bu konuda bilgili ve ileri görüşlüydüler…

Sait Akson o günleri özlemle anıyor; “Prensle at, yarış ve yetiştiricilik konuşmaları çok uzun sürer, bu tatlı mevzularda konuşmaya başladığımız zaman saatlerin nasıl geçtiğini bilmezdik. Konuşurduk… Derin mevzulara dalar, dünya yarışçılık alemini gözden geçirirdik. Senenin büyük galipleri, klasik koşuları üzerine tahliller yapardık. Yarışlarımızın inkişafı için neler yapılabileceğini düşünürdük.” Veliefendi Hipodromu’nun bir yanını denize yaslamış, zümrüt yeşili halini kaybetmemesi gerektiğini konuşup, İstanbul için ikinci bir hipodromu hayal ederlermiş. Bizler de hala konuşup, hayal ediyoruz…

Prens, İstanbul’daki atlarını kendi idman ediyor, tüm sorumluluklarını üstlenip antrenör olarak da imza atıyordu. Ankara sezonlarında ise, Buradan gönderdiği talimatlar doğrultusunda atlar çalıştırıyordu. Ekürinin atlarına Czisar, Paul, Horvart ve Davut (Akdı) gibi dönemin iyi jokeyleri biniyordu.

Sait Akson, 1927’de kurulan Yarış ve Islah Encümeni döneminden itibaren Prensin atçılık dünyasında olduğunu, 1930 yılında da Macaristan’dan getirttiği Alinari ile çağdaş yarışçılıkta öne çıkan isimler arasına katıldığını belirtiyor. Orta Avrupa’nın en iyi atlarından biri olan 1926 doğumlu Alinari, Ali Haydar (Barşal) Bey tarafından, o günler için “astronomik” sayılacak,  17 bin liraya satın alınmış. Alinari ve Ali Haydar Bey konusu şimdilik bu kadar, daha sonra anlatacağız. Prensin bir yıl sonra, Filibert de Savoie’un 2 yaşındaki kızı Fligrane’ı, Derby galibi Papyrus’un yavrusu Akhnaton, 1932 Fransız Derbisi dördüncüsü, Prix Daphne galibi, ünlü Fransız atçı Jean Pratt’ın sahibi ve yetiştiricisi olduğu Ronflon’u, Sun And Air ve Copain gibi nitelikli safkanları yurt dışından getirttiğini görüyoruz.

Romance ve Davut Akdı

Zirvedeki isim…

Halim Sait Türkhan’ın yarış ve yetiştiriciliğe yaptığı yatırımların, o yılların istatistiklerine de yansıdığını görüyoruz. Yetiştiricilikte onunla rekabet edebilen Karacabey Harası… İngiliz atçılığında Karacabey Harası lider, Halim Sait Türkhan’ın Baltacı Çiftliği ikinci sırada. Yalnız göz ardı edilmeyecek bir durum var. 1938-42 yılları arası, Karacabey Harasının yetiştirdiği 104 safkan koşarken, aynı dönemde Baltacı Çiftliğinden 33 İngiliz atı sahaya geliyor. Karacabey’de yetişenlerin toplam kazancı 136.463 lira, Baltacı da yetişenlerin 64.217,5 lira. At başı kazançlara bakacak olursak: Karacabey’in safkanları 1.312 lira, Baltacı’da yetişenler 1.946 lira kazanmışlar. Karacabey nicelik olarak önde ama demek ki Prensin yetiştirdiği safkanlar daha nitelikli… Halim Sait Türkhan, 1938-41 yılları arasında at sahibi kazanç sıralamasının lideri. Diğer yıllarda da sürekli üst sıralarda yer alan bir isim. Pekiyi… Prensin bu başarılarını taçlandıracak bir şampiyonu olması da gerekmez mi?

Şampiyona giden yol…

Prensin Alinari’yi 1929 yılında Macaristan’dan satın aldığını söylemiştik. Babası Craven Stakes galibi Light Hand’i Lord Astor yetiştirmişti. Annesi Alani’den de “klasik bir kısrak” olarak söz ediliyor. Alinari Macaristan’daki yarışlarında 2000 metreye kadar hiç geçilmemiş, burada ise 2400 metrelik koşularda bile olağanüstü süratinden yararlanarak, rakiplerini yanına sokmadan kolayca birinciliklere uzanmış. Tırnak sakatlığı yeniden ortaya çıkınca, yarış hayatı sonlanıp, Baltacı Çiftliği’nde aygırlığa başlıyor.

1931 yılının en büyük yeniliği, yarış programına 2 yaşlı İngiliz tayları için koşu konmasıydı. Ayrıca, 1932 yılından itibaren Gazi Koşusuna Türkiye’de doğan atların katılabileceği kuralı getirilmişti. Bu koşulara Karacabey Harası’nda doğan tayların yanı sıra, Yugoslavya’dan getirilen Herczecno’nun, yavrusu Gözdem katılabilecekti. Herczecno’yu yurt dışından bir veteriner getirip, Ali Haydar (Barşal) Bey’e satmıştı. Kısrağın ilk tayı olan Gözdem, Baltacı Çiftliğinde büyüdü ve Ali Haydar Bey adına koştu. Herczecno’yu da Prens satın alarak kısrak kadrosuna kattı. Aynı yıllarda Alinari ve Ronflon aygır; Churbara, Albany, Lady Tag, Fligrane ve Herczecno haranın kısrak kadrosunu oluşturuyorlardı.

Prensin atçılığından söz ederken Ali Haydar Barşal ismine sıkça rastlıyoruz. Ali Haydar Bey, yetiştiricilikte Prens’ten yardım almış, bir at sahibi. O kadar mı? Hayır… Ali Haydar, Mısır kökenli, Prenses Zeynep’in oğlu. Prensle yakınlığı da sanırım buradan kaynaklanıyor. Prens Haydar’ın bırakın at sahipliğini, çok sevdiğimiz futbolla ilgisini kaçımız biliyoruz? 1932-34 yılları arasında 2 dönem, Galatasaray Spor Kulübü başkanlığı yaptığını atçılığı vasıtasıyla öğrenmiştim ama Türkiye’ye ilk yabancı teknik direktörünün onun aracılığıyla geldiğini de yeni öğrendim.

Ali Haydar Bey’in ülkemize gelişinde aracı olduğu Billy Hunter, 1924 yılında Milli Takım ve Galatasaray teknik direktörlüğüne getirilip, milli takımda iki yıl, Galatasaray’da dört yıl görev yapıyor. Spor tarihi meraklılarımız için bir başka not: 30’lu yıllarda şehrin hayli dışında kalan, Mecidiyeköy Likör Fabrikasına ait dutluk arazinin Beden Terbiyesi tarafından satın alınıp, Galatasaray’a kiralanmasını sağlayan da Prens Haydar… İşte Ali Sami Yen Stadı’nın kökleri… Spor, futbol “falan” deyince insan hızını alamıyor.

İlklerin Atı…

Alinari ile Herczecno’nun ilk yavrusu 1935 doğumlu Romance… O yılların gazetelerinde adının “Romans” olarak yazıldığını görüyoruz. Netice kitapları, günümüzün TJK kayıtları ve antrenörlüğünü yapan Cevdet Karataş’ın yazısında ise “Romance” olarak geçiyor. Bizim tercihimiz de Romance oldu.

50’li yılların unutulmaz yarış yazarlarından Sedat Evrenos’un bu tay hakkındaki ilk izlenimleri; “1937 senesi İstanbul yarışları başlamak üzereydi. Sabahları idman pistinde çalışan iki yaşlılar arasında al bir kısrak nazarı dikkati çekiyordu. Gerek eşkâl ve gerekse cüsse bakımından akranlarından farklıydı. Bu, Prens Halim Said’in memlekete ithal eylediği Alinari isimli meşhur yarış atının Herczegno’dan doğma bir tayı idi ve ismi de Romans’tı…” 

Tayı görenler ve idmanlarını izleyenler, onun geçilmez bir isim olacağını iddia ediyorlar. 2 yaşlı döneminde bu görüşleri doğrulayacak kadar parlak yarışlar yaptığını da yine Sedat Evrenos’tan öğreniyoruz;  “1937 senesi, Romans için zaferlerinin başlangıcı ve durmadan birbirini kovalaması şeklinde tecelli etti. Öyle ki, her koşunun favorisi olan Romans, hiçbir mağlubiyete uğramadan mevsimi kapatmak ta da güçlük çekmedi.” Romance, tartışmasız biçimde yılın tayın olurken ilk kez düzenlenen Çaldıran Koşusunu da kazanıyordu. Sezon biterken, gelecek yılın Gazi Koşusu favorisi de belirlenmişti…

Romance (Çaldıran Koşusu)

Romance’ın yılın tayı olmasında, elbette ki nitelikleri etkili olmuştur ama Baltacı Çiftliği’ndeki yetiştiricilik koşulları da Karacabey’den çok üstündü. Örneğin Sait Akson, babasının -Akif (Akson) Bey- Lale ile kazandığı Gazi Koşusu’nu anlatırken; “1932 senesi Gazi Koşusu, memlekette doğmuş üç yaşlı yerli safkan İngilizlere mahsus olarak koşulacaktı. Bunlar 1928 senesi Karacabey Harası’na Fransa’dan getirilmiş damızlık kısrakların doğurduğu mahsullerdi. Bir de Yugoslavya’dan gelen Hercegnö’nün Gascony’den doğurduğu Gözdem vardı.  Gözdem iyi büyümüş, iri bir taydı. İstanbul’da iki yaşlıların en mühim koşusunda Lale’yi yarım boy farkla geçti. Gözdem iki yaşlı koşularında hakimiyet tesis etmişti. Bunda Baltacı Çiftliği’nin bakım şartları da mühim rol oynamıştır.” diyordu. Herczecno’nün Alinari’den doğan tayı Romance ve bir yıl sonra Ronflon’dan doğan tayı Abime Pour Eux’nün ilk iki Çaldıran Koşusunu kazanması hem Sait Akson’un Baltacı Çiftliği konusundaki savını destekliyor, hem de safkanların pedigrilerini ön plana çıkarıyor.     

O yılların açık koşu atları da sezonu İzmir kum pistinde açıp, sonra Ankara’ya geçiyorlardı. Romance 3 yaşlı sezonuna İzmir’deki 1600 metre mesafeli Tay Deneme Koşusu ile başladı. Horvath’ın bindiği safkan, startla birlikte liderliğini aldığı koşuyu 2:01 ½ yaparak dört boy önde kazandı. Bir hafta sonra, bu kez 2000 metre mesafeli Bornova Koşusu… Kazanan Romance, 2,5 boy geride ikincilik mücadelesi veren isimler de Ahmet Atman’ın Özdemir’i ile Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu’nun Şıpka’sı oldu. Dört haftalık dinlenme sürecinden sonra, sıra Ankara çim pistindeki sınavlar ve Gazi Koşusuna gelmişti.

Romance’ın Ankara’daki ilk startı 2200 metrelik Polatlı Koşusu oldu. Özdemir, Esin, Şipka, Florya ve Kutlu Çiçek koşuya katılan diğer isimlerdi.  Tayların ilk kez koşacakları mesafede, en büyük kuşku Romance için duyuluyordu. Babası Alinari mesafeye yatkın bir isim değildi ve bu nedenle Macaristan Derbisi’nde dördüncü olmuştu. Son 1000 metreye kadar hızlanmayan Romance, sonrasındaki ataklarıyla bu önemli koşuyu 2:26 ½  yaparak 3 boy önde kazandı. Özdemir ve Şipka da yine diğer iki sıranın sahibiydiler. Sedat Evrenos bu koşu sonrasında şöyle diyor; “Romans’ın müsavi sıklet altında ve bilhassa rakipleri ile hiç mücadele etmeden kazandığı bu klasik koşu, Gazi yarışının kapılarını ardına kadar Prens Halim Said’in renklerine açmış oluyordu.”

1938 Gazi Koşusu…

26 Haziran 1938, günlerden Pazar. Gazi Koşusu günün 3. yarışı… Romance Gazi Koşusunun favorisiydi ama İzmir Sezonundan bu yana ayda bir koşuyor ve idmanlarında da hayli tatlı tutuluyordu. Cuma günkü yarış sprinti de böyle olmuştu. Bu durum, 2400 metreyi kolay çıkaramayacağı düşüncesini akla getirip, rakiplerini umutlandırıyordu. Ahmet Atman’a görüşü sorulduğunda; “Her şeye rağmen Gazi Koşusu, sadece Romans’ındır…” diyerek hayli net yanıt veriyordu

Büyük koşuya katılan atlar ve jokeyleri şöyle: Romance’ta Horvath, Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu’nun atları Şipka’da Koşucu Bekir’in büyük oğlu Kamil, Florya’da kardeşi Abdullah, Ahmet Atman’ın Özdemir’inde Phillips, Nuri Sümer’in Kutlu Çiçek’inde de Mustafa. Taylar hazır ama akıllardaki soru şuydu; Romance kaçacak mı, yoksa bekleyecek mi? Sedat Evrenos bizi o güne götürüyor:

“Start düştü, Florya öne fırladı. 3 boy ayırdığı rakiplerinin önünde çok süratli bir tempoyla kaçıyordu. Arkasında içte Özdemir, ortada Romans, dışta Şipka bulunuyordu. 2 boy gerilerinde de Kutlu Çiçek geliyordu. Bu tempo ve rakiplerinin sağlı sollu durumları Romans için tehlikeli olabilirdi. Nitekim kurt jokey Horvath da bunu anladığından 1800 önlerine ani bir atak ile Özdemir ve Şipka’nın elinden kurtulmak için fırladı. İkisi birden hemen hücumlarını tazelediler fakat Horvath düşüncesinde muvaffak olmuş, ani hamlesiyle rakiplerinden kurtardığı 3 boyla birlikte, 100 metre içersinde a la corde (dolu kantarma) gitmeye başlamıştı. Şimdi Özdemir ve Şipka, Romans’ın yavaşlamasıyla beraber aralarında açılan mesafeyi kapatırlarken, birbirlerini de kontrolleri altına almışlardı.

1600 metre startında Florya keserken, usta jokey Kamil (Şipka) ok gibi fırlayarak derhal Romans’la arasını 2 boya çıkarmış ve enerjik fulelerle kaçmağa başlamıştı.” Herkes şaşırmıştı… Çünkü şimdiye kadar hiçbir atın, Romance’ın elinden bu kadar kolay kurtulduğu görülmemişti. Yoksa büyük bir sürpriz mi olacaktı?

“Bu düşünce doğar doğmaz öldü. Romans, Horvath’ın ufak bir itmesiyle Şipka’nın sağrısına girmiş, birkaç fule sonra da baş başa gelmişti. Bu sırada Romans arayı iki boya çıkardı ve yavaşladı. Belli ki Horvath, Romans’a bir nefes payı bırakmak arzusundaydı. Özdemir süratini arttırmış, çabuk bir tempo ile gelerek Şipka’ya çatmıştı. Baş başa ilerliyorlardı. Birbiri arkası sıra iki hücuma mukavemet edemeyen Şipka 1000 metre önlerinde keserken, nefeslenip yarışa tekrar başlayan Romans, son viraja içten girmek için çabuklaşmış ileri atılmıştı ki, Özdemir de Şipka’yı kırbaçla 2 boy sıyırmış Romans’ın peşine düşmüştü. Fakat Romans, bu eşiz at, artık düz yola çıkmış yarışı da kolaylamıştı…

Nitekim Özdemir’in bir boy önünde ve okşana okşana potoyu geçen Romans, Halim Said’in gümüşi-mavi renklerini de Gazi Koşusu galibi olarak ebedileştiriyordu.” 2:44 ½ ile biten koşuda; Özdemir, Şipka, Kutlu Çiçek ve Florya Romance’ın arkasında sıralandılar. Böylece özel harada yetişen bir İngiliz tayı, ilk kez Gazi Koşusunu kazanıyordu.

Gazi Koşusundan sonra iki ay geçmiş, İstanbul’a gelen atlar sezonu yarılamışlardı. Romance da, hak ettiği istirahati tamamlayıp, yeni yani çalışmaya başlamıştı. Kendinden yaşlı atlarla ilk mücadelesi 2000 metre mesafeli Beykoz Koşusu idi. Yarışı kazanan isim, 1935 yılı Gazi Koşusu galibi Tomru oldu. Herkesin tanımakta zorluk çektiği Romance, 6 ½ boy geride 2. kaldı. Tomru’nun ganyanı 6 lira, plasesi 150 kuruş gibi o zamana göre büyük para verirken, Romance’ın plasesi olarak da sadece 100 kuruş, bilet bedeli iade ediliyordu. Demek ki o yıllarda kural böyle imiş…

ROMANCE fedai koşuyor…

Prens Halim Sait farklı idman modelleri uygulayan, safkanlarına her yarış için değişik taktikler belirleyen bir atçıydı. Sait Akson; “İngiliz yarışçılık lisanında “[Orthodox Preparation] diye geçen kuvvetli idman sistemine taraftardı.” diyerek, onun at hazırlama yöntemi hakkında ipucu veriyor. Gerçi şimdiye kadar anlattığımız bölümde, bu metodu Romance’a uygulamadığını görüyoruz ama gelecek ne gösterir bilinmez… Buna karşın, Ronflon’un idmanları için Ankara’daki Naşit Beye gönderdiği notlarda “iş, iş, gene iş…” yazıyordu.

Prens, Beykoz Koşusu’ndaki ağır mağlubiyeti sonrası Romance’ı, İstanbul’da başka yarış koşmadan Ankara’ya götürdü ve orada hazırladı. 3 ve yukarı yaşlıların en önemli koşularından olan 2200 metre mesafeli Ziraat Bankası Koşusu’nda Romance ve Tomru yeniden bir araya geldiler. Ekim ayı başındaki bu rövanş karşılaşması, Girgin’in de katılımıyla üç at arasında gerçekleşti ama aslında Gazi Koşusu galiplerinin maç yarışı oldu. Romance, iki rakibini de yanına sokmadan, çıktığı gibi birinciliğe uzandı.

İki aylık dinlenme süreci sonrasında ilginç bir gelişme, daha doğrusu iki gelişme yaşandı…

3000 metre mesafeli Söğütözü Koşusu’nda Romance’ın yanı sıra, ekürisi Sun And Air de koşuyordu. Sun And Air her mesafede başarılı yarışlar yapabiliyor ama 3000 metre Romance için hayli uzundu. Startla birlikte konu netleşti ve birinci gelişme ortaya çıktı. Yılın Gazi Koşusu galibi, ekürisine fedai koşuyordu… Startla birlikte liderliği alan Romance, ilk 2000 metresini çok hızlı tempoda götürdüğü koşuyu, son 1000’de ekürisine teslim etti. Bu taktik sonucu, koşuyu Sun And Air birinci, Romance üçüncü tamamlıyor. Bu kez bir hafta sonraki, 1600 metrelik Yenişehir Koşusunda iki safkan yine birlikteler. Romance yine fedai, ekürisi Sun And Air de yine birinci…

Romance’ı 7 gün sonra, bu kez 2000 metre mesafeli Kuvvet Koşusu’nda görüyoruz. Koşuyu jokeyi Horvath anlatıyor; “Romans tam formuna girmiş, Özdemir de çok iyi durumdaydı. Zaten 3 at koşuyorduk. Startla beraber fırladım. Ben başta gidiyordum, Özdemir sağrımdan ayrılmıyordu. Ben de onu fazla yaklaştırmıyordum. Son anlarda Özdemir’in hücum için ileri atıldığını sezince ben de derhal çalışmaya başlamış ve potoya da aynı şekilde bir boy farkla girmiştim.” 

Yılsonuna kadar uzun aralarla koşan Romance’ın, Aralık ayındaki son yarışı 3000 metre mesafeli Karacabey Koşusu oldu ve bu kez Özdemir’e geçilmekten kurtulamadı. Şampiyon, 4 haftada ikisi 3000 metre olmak üzere, dördüncü yarışını koşuyordu… Böylece 1938 yılının son yarışından biraz (!) yorgun çıkan Romance; katıldığı 10 koşuda 6 birincilik, 2 ikincilik, 1 üçüncülük elde edip, 6.195 lira ikramiye kazanmıştı.

Her şey buraya kadar mı derken…

1939 yılında 4 yaşında bir kısrak olmuştu ama 2 yaşında hiç geçilmeyen ve Çaldıran Koşusu birincisi, 3 yaşında Gazi Koşusu galibi şampiyon için bir sonraki yılın parlak geçtiği söylenemez. Katıldığı 6 koşuda 4 birincilik elde etti. Bunların arasında, Ziraat Bankası Koşusu dışında önemsenecek bir yarış yoktu. Özdemir’in kazandığı Etiler ve Komisarj’ın kazandığı Boğaziçi koşularında sonuncu olmuştu. Buna karşın, anne kardeşi ve ekürisi 2 yaşlı Abime Pour Eux, 5.795 lira ile İngiliz atları arasında yılın en çok ikramiye kazanan safkanıydı.

Yılsonunda yapılan değerlendirmeler, Romance’ın yaşıtları arasında baskın bir isim olduğu ama sonrasında yeterli gelişimi gösteremeyerek sıradanlaştığı şeklindeydi. Prens sanki bu görüşleri çürütmek için,  yeni sezonu Romance’la İzmir’de, erkenden açtı. İlk yarışında 1939 yılı Gazi Koşusu ikincisi Yatağan’a geçildi. Sonrasında yavaş yavaş form tutan şampiyonu, Ankara’da Özdemir’in yanı sıra Dandy ve Karanfil gibi güçlü rakipler bekliyordu.

9 Haziran 1940… Günün 2. yarışı 2600 metre mesafeli Etiler Koşusu, 3. yarış Gazi Koşusu… Gün, Ahmet Atman Ekürüsi’nin günüdür… Etiler Koşusu’nu Atman’ın ünlü atı Karanfil kazanırken, Romance 2 boy arkasında 2. oldu. Gazi Koşusu’nu kazanan isim de Ahmet Atman’ın bir başka safkanı Konca…

Romance iki hafta sonra, rövanş şansını yakaladı ama… 1938 yılında ilk kez yarış takvimine alınan Cumhurbaşkanlığı Koşusu, Gazi’den 14 gün sonra koşuluyordu. Sonraki yıllarda daha geç tarihe, Ankara Sonbahar Yarış Sezonuna alındı. Cumhurbaşkanlığı Koşusu, Gazi’den sonra en önemli ve Türk yarışçılığının ilk kupalı koşusudur.  Romance, Abime Pour Eux, Karanfil, Özdemir, Konca, Yatağan, Miss, Thais olmak üzere, o sezon için sahadaki en iyi 8 safkan sonucu merakla beklenen bu koşuya katıldı. Soru işareti şu; Romance ile Abime Pour Eux eküri koşuyorlar ve iki yıl önce Romance’ın fedai koştuğu yarışlarda, Abim Pour Eux’ya Horvath biniyordu. Bu kez de Horvath aynı safkanda…

Atlar piste çıkarken 1940 Cumhurbaşkanlığı Koşusu jokey Davut Akdı

Rekora ilk adım…

Öncesi ve sonrasıyla pek örneğine rastlanmayan 1940 Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nu Davut Akdı anlatıyor. Evet, Süleyman Akdı’nın babası, dönemin ünlü jokeylerinden “namı diğer” Arap Davut… “O zaman Prens hazretlerinin yanında çalışıyordum. Prens bu yarış için Romans’la, Abim Pour Eux’nün çalıştırılmasına karar vermişti. Romans’a ben binecektim. Antremanlara başladığımız zaman, antrenör ve patronumuz bize sabah akşam galoplar yaptırmağa başladı. O zamana kadar ben bu tarz idman görmemiştim. Atların yorulup yarış yapamayacaklarını zannediyor ve ödüm kopuyordu. Hatta bir iki kere bu korkumu söyleyecek oldum. Fakat cesaret edemedim. Prens mutlaka bir şey biliyordu da bu işi onun için yaptırıyordu.

Günler geçiyor ve biz mütemadiyen sabah akşam gayet sıkı galoplar yapıyorduk. Atlar bu ani rejimle öyle bir hale geldiler ki, sanki her biri birer ok… Ben de çok sıkı çalıştım. Attan anlayanlar, bu işin bir çılgınlık olduğunu ve atların sür antrene olup yarışamayacaklarına adeta kani bulunuyorlardı. Fakat ben şahsen, antrenörüme ve onun bilgisine “bir Allaha inanır gibi” inandığım için bu işin altından çıkacak sürprizi bekliyordum. Atlar tam forma girdiler. Patronum bu iddialara gülüyor ve bizi yine sabah akşam koşturuyordu.

Yarışa üç gün vardı. Prens yeni bir emirle bizi mutlak bir istirahate çekti. Bu arada benim şaşırmış halimi gören Prens hazretleri bir gün omzuma vurarak:

  • Üzülme Davut, yarış bizimdir. Avrupa’da doping yaparlar. Hâlbuki biz çalışmakla bu dopingi yaptık ve mutlaka kazanacağız. Yalnız atlara katiyen ışık göstermeyin…

Nihayet yarış günü geldi. Ata bindim ve piste çıktım. Son talimat olarak Prens bana:

  • Haydi Davut, şansın açık olsun. Yarışı başta götürme, son 400 metreye kadar arkadan takip et. Ondan sonra kuvvetle hücum et. Mamafih yine de sen bilirsin. Yarışın vaziyetine bağlı kal… Yolun açık olsun…

Heyecandan mahvolmuş bir halde idim. O kadar ki her yarışın startına giderken şarkı söylediğim halde bu yarışa girerken rengim adeta beyazlaşmıştı…

Karanfil fırladı ve numarayı alarak yarışı götürmeğe başladı. Ben de onun arkasında gidiyordum. Bir ara arkama baktım. Ahır arkadaşım Abim Pour Eux bize yaklaşıyor… Hafifçe atımı kastım ve Karanfil’i ona teslim ederek, geri kaldım. Bu vaziyet 1800 metre devam etti. Karanfil’le ahır arkadaşım müthiş çekişiyorlardı. Ben de arkadan bunu seyrediyor ve mücadelenin sonunu bekliyordum. Finişe 600 metre kala Karanfil’in Abim’den ayrılmağa başladığını gördüm. Artık Karanfil’e yapışmanın zamanı gelmişti. Romans’ı hafifçe götürerek sokuldum. Altımdaki at, fırlamağa hazırlanmış ve benden izin ister gibi başı ileri uzanmış bekliyordu.

Birden yanımdan Yatağan geldi geçti ve Karanfil’le baş başa gitmeye başladı. İşte o zaman yarışı kaybetmek korkusu beni kavradı… Buna rağmen kafamın içindeki Prensin hayali mütemadiyen bana [Korkma!] diyordu. Atımı sürmek istediğim halde onun bana son talimatı kulağımda ve kafamda çınlıyor ve [Sakın!…] diyordu.

Finişe 300 metre vardı. O zaman koyuverdim. Altımda sanki yıldırımla vurulmuş gibi fırladı. Uçuyordum… Önümde Yatağan ile Karanfil vardı. Onları gayet rahat geçtim ve dönüp arkama baktım. Dış taraftan Karanfil’in ahır arkadaşı Özdemir’in geldiğini gördüm ve bütün kuvvetimle kaçtım. Yarışı ben birinci, Özdemir ikinci, Yatağan üçüncü olarak bitirmiştik. Prensin önüne geldiğim zaman:

  • Aferin çok güzel koştun. Sözümü dinledin ve kazandın. Dedi.

Ben uçuyordum. Prensten [Aferin] almıştım. Bu bana binlerce lira kazanmaktan daha mühimdi…”

Romance bu birincilikle, 54 yıl sonra Nadas’ın yineleyebileceği bir rekorun ilk adımını atıyordu. 1941 ve 1942 yıllarındaki birinciliklerle, Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nu üç yıl art arda Davut Akdı ile kazandı.  Adalı bunu bir yıl ara vererek 1947-49 ve 50 yıllarında, Nadas 1972-73 ve 74 yıllarında gerçekleştirdi. Romance 1940 yılında, katıldığı 12 koşuda 5 birincilik, 4 ikincilik, 2 üçüncülük ve 5.795 lira ikramiye kazanarak şampiyonluğu bir yıl aradan sonra geri almıştı… Ayrıca Ziraat Bankası Koşusu’nu da 3. kez kazanarak bir büyük başarıya daha imza attı.

Bileği bükülmüyor…

Yıl 1941, Romance altı yaşında… 15 start; 8 birincilik, 6 ikincilik, 1 üçüncülük. İzmir’de 3’te 3 yaparken Yörükçü Bekir ve Güzel İzmir koşularını kazandı. O yıllarda klasik olarak adlandırılan Cumhurbaşkanlığı Koşusu başta olmak üzere Uzunçayır, Alemdar, Yenişehir ve Kuvvet koşularını da birincisi de o oldu.

1942 Romance’ın pistlerdeki son yılı… İzmir’de 3, Ankara ve İstanbul’da 2’şer olmak üzere toplam 7 yarışta 4 birincilik, 2 ikincilik, 1 üçüncülük elde etti. İzmir’deki 3 yarışının ikisini Subutay’ı geçerek birinci, bir yarışını da Subutay’ın ardında 2. tamamladı. Ankara’da 2600 metrelik Etiler Koşusunu Özdemir’in, Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nu Çobankızı’nın önünde kazandı. Böylece 3 Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nu art arda kazanarak 80 yıldır geliştirilemeyen bir rekorun sahibi oluyordu. Dile kolay, 80 yıl… Bu onurun paydaşı Davut Akdı’yı da unutmamak gerek. Onun rekoruna da Mümin Çılgın, 1974 yılında Nadas’la ortak oldu.

Büyük başarısının ardından İstanbul’a gelen Romance, Boğaziçi Koşusu’nda Özdemir’e az farkla geçilmekten kurtulamadı. Bir hafta sonraki Beykoz Koşusu’nu da, Özdemir ve Buket’in ardında 3. tamamlarken yarıştan topal çıktı ve pistlerdeki hayatını noktaladı. Sedat Evrenos final koşusu için yaptığı yorumda şöyle diyor: “Bu yarıştan sakat çıkan Romans, hayatının son koşusunu yaparken, aynı zamanda bir hafta evvelki mağlubiyetinin de hesabını umumi efkâra vermiş oluyordu. Sakatlığı fark edilmediği için Özdemir ile yaptığı o çetin koşuyu kaybetmiş, bu seferki yarışında sakatlığı koşu içersinde belli olunca klâsına yakışan kudretli bir enerji sonunda, asil Romance sahalardan ebediyen çekilmiştir…”     

Şunu da sormak gerek: 1940 Cumhurbaşkanlığı Koşusunda aynı yılın Gazi Koşusunu ilk 3 sırada tamamlayan Konca, Miss ve Thais’i, bir yıl sonraki koşuda yine Gazi Koşusu’nun ilk 3 atı Subutay, Yetiş ve Yosma’yı, 1942 Cumhurbaşkanlığı Koşusunda da 10 kilo verdiği o yılın Gazi Koşusu birincisi Çobankızı’nı geçerek kazanması bir rastlantı mı?

ROMANCE’ın ölümü…

Sakatlığı sonrası damızlığa ayrılan Romance, erken kaybedilen şampiyonlardan birisi… Ölüm nedeni hakkında görüşler farklı. Ekürinin jokeylerinden Horvath, bir gece ahırından kaçan Romance’ın dar bir çukura düşerek öldüğünü, antrenörü Cevdet Karataş ise, Baltacı Çiftliği’nde bu şekilde ölen atın Huma Hatun olduğunu, Romance’ın haradaki yaşama uyamadığı için hastalandığını ve tüm çabalara rağmen kurtarılamadığını söylüyor. Sonuçta hangi nedenle olursa olsun, böyle bir şampiyonu yavru alamadan kaybetmek üzücü ama atçılıkta her şeye de hazırlıklı olmak gerek…

News Reporter

3 thoughts on “RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-21 / İlk Şampiyon; ROMANCE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir