RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-22 / İnanç…İstikrar…Zirve: KAFKASLI

RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-22

İnanç…İstikrar…Zirve: KAFKASLI

Reşat Yurday Köstem

Şampiyon Arap atlarımız konuşulmaya başlayınca, Kafkaslı ilk akla gelen isimlerdendir. Çünkü günümüzdeki yarışseverlerin çoğu, onun hipodromlarda izleyip, başarılarına tanık oldular. Bu değerlendirmeyi başkalarından dinledikleri ile değil, kendi görüşleri ile yaptılar. Hani “gezmek mi okumak mı, görmek mi duymak mı” diye irdeleriz ya… Onu “ İyi attı…” ya da “Doğru… O da bir şampiyondu.”diye geçiştirmek haksızlık olur. Söz Kafkaslı’dan açılınca yarış performansı kadar, koştuğu yarış sayısı, kazandığı ikramiye, hatta “hor kullanıldığı” gibi konular da gündeme gelir. Farklı farklı yorumlar yapılır ama özne Kafkaslı olunca, “her şeyden azade” ona şampiyon denilir…

Gerçi bu yazı, sadece Kafkaslı’nın öyküsü olmayacak. Onunla birlikte, atlara ve atçılığa gönül vermiş, Anadolu insanının bu yoldaki inançlarını, hedeflerini, cesaretini de sizlerle paylaşacağız. Yarış ve yetiştiriciliğimize katkılarını konuşacağız. İşte bu nedenlerle Kafkaslı, bizce bir şampiyondan daha fazlasıydı… Gözünüzün önüne bir dik üçgen getirin. İki dik kenarın kesiştiği noktada Remazan Kaya, uzun kenarının (hipotenüs) uçlarında da Kafkaslı ve Selim Kaya… Ailenin atçılık dünyasındaki diğer bireylerini de üçgenin istediğiniz yerine koyun. Var sayalım ki, Kafkaslı yoktu…Kaya Ailesi atçılığımızda bu denli etkili olur muydu?  Remazan Kaya ufkunu böylesine genişletip, “uluslararası atçı olmak”hayali peşinde koşar, yurtiçi ve yurt dışında yaklaşık 1000 atın sahibi olur muydu? Beğeniriz, beğenmeyiz. O işin başka yönü… Bu aileden çıkan at sahiplerini, yetiştiricileri, jokeyler, nalbant, at bakıcıları ve hara çalışanlarını yadsıyamayız.

Kafkaslı olmasa, Selim Kaya’yı şampiyon jokey olarak alkışlar mıydık? Bunu kendisi anlatsın:

  • Beni sahalara tekrar döndüren, at üzerinde olmamı, kupalar kaldırmamı sağlayan Kafkaslı’dır. Kafkaslı’dan önce ve sonram var. Selim Kaya’nın jokeyliği bitmişti. Kafa olarak da başka sebeplerden dolayı da. Remazan Ağabeyim, o dönemler aldığı atların bir kısmını İzmir’e götürdü. Ben sahada değildim. Mehmet (Kaya) ile konuşuyoruz, ona atları sordum:
  • Nasıllar yeni taylar, hangisi iyi?’
  • Kafkaslı usta at gibi, çok başka!’

Mart’ta atlar İstanbul’a geldi. Ben de atları görmek için İstanbul’a geldim. Mehmet, ’Kafkaslı’ dedi ya, merak ediyorum. Çalıştırmak istedim. Üzerine çıktım, sahaya adım attık. Olamaz böyle bir şey, ’Ya Rabbim! Ne bu böyle!’ dediğimi hatırlıyorum. Onunla ilk tanışmamız böyle oldu. Kafa olarak bırakmıştım mesleği. Ona binmek için 50 gün spor yaptım. 52. gün, 56 kilo ile at üzerindeydim. Kafkaslı; sahada kalmama, tekrar at üzerinde olmama vesile oldu. Çok mükemmel koşular kazandık, iyi işlere imza attık. Kupalar kaldırıp, yarışseverin yüzünü güldürdük. Kısacası, tarihe geçtik.

Kaya Ailesi için atçılığın miladı elbette ki Kafkaslı değil… Şanlıurfa kökenli bu aile için çok daha öncesi var. Remazan Kaya;“Dedelerimin zamanından beri Şanlıurfa’da atçılıkla uğraşıyoruz. Dedemin atları vardı, köyler arası at yarışları olur, başka bir köye gelin giderken, gelin alınırken insanlar atlarla eşlik edermiş. Durumu iyi olan herkesin Şanlıurfa’da atı vardır. Uğur getirdiğine inanılır.” Güney doğudaki yerel yarışlar zaman içinde gelişip, şehirlerarası olarak da düzenlenmeye başlayınca, aile adına bu geleneği sürdürenlerden birisi de Remazan Kaya’dır; “Ben Urfa’da okula giderken atlarımız vardı. Hem okula gidiyor, hem at biniyorduk. O zaman kilomuz da müsaitti. Malatya’da, Elazığ, Diyarbakır ve Şanlıurfa’da mahalli yarışlar oluyordu. Buralarda mahalli yarışlara katıldım. At sevgimiz olduğu için devam ettik.”

Sadece Remazan Kaya için değil, ailenin diğer bireyleri için de Kafkaslı’dan öncesi ve sonrası var. Aileye ait ilk bilgileri, Remazan Kaya’nın oğlu Ahmet Kaya’dan öğreniyoruz; “Dedem Ahmet Kaya, büyük dedem Abdullah Kaya… Aile önceleri, Dedemle birlikte atçılık yapıyor. 2000’li yıllarda herkes büyüyüp, iş güç sahibi olduğu için keseler ayrılmaya başlıyor.” Sonraki yıllarda sadece atlar ayrılıyor, insanlar değil… Aile bireylerinin her biri, işin ucundan tutarak adeta bir aile şirketi oluşturuyorlar. Atların ilk sahipleri olarak; Ahmet Kaya’nın yanı sıra, Remazan Kaya’nın amcası Ş. Mehmet Kaya’yı, kardeşleri Mustafa Kaya ve Hasan Kaya’yı da görüyoruz.

Kafkaslı (Selim Kaya)

İlk Adımlar ce Gülercelerin Atları…

Selim Kaya ilk atlarının 1983 yılında Ahmet Kaya adına koşmaya başlayan Şimşek 149 olduğunu söylüyor. Demek ki Kafkaslı’dan tam 22 yıl önce… Kaya 6 ve Küçüktunca’nın annesi Cavidan, Fındık VII’nin annesi Senem 11 yarış yetiştiricilikteki Kaya Ekürisi’nin ilk adımları diyebiliriz. Bunların arasında en akılda kalan isim, 1988 doğumlu Küçüktunca. 3 yaşında yarış hayatına başlayıp, C grubundan terfilerle 1993’te A grubuna çıktı ve 1998 sonuna kadar koştu. Kafkaslı için “Böyle bir at, 6 yıl sahada kalıp 127 yarış koşar mı” diye hep konuşuruz ya, “bire bir örnek değil ama” Küçüktunca 8 yılda 178 yarış koşmuş. Kaya Ekürisinin rekoru da bu değil. Fındık.7, 1992-98 arası yedi yıllık süreçte 214 yarış… Remazan Kaya sanki Kafkaslı’nın ön hazırlıklarını yapıyor…

Başlangıç hayli sıradan… Remazan Kaya, sahada varlığını hissettirdiği, tanınırlığını arttırdığı günleri“Rahmetli Yavuz Gülerce’nin atları bana şanslı geldi.” diyerek anlatıyor. Şans getiren atların ilki Börühan… Bu safkan, 1996-97 ve 98 yıllarında Gülerce Ekürisi adına start aldığı 43 koşuda 7 birincilik elde etti. Kazandığı yarışlar arasında en üst düzey mücadele olarak şartlı 5 koşuyu gösterebiliriz. Safkanın performansı, Yavuzhan, Caş gibi şampiyon atlar koşan Gülerce Ekürisi’nin beklentilerini karşılayacak düzeyde değildi. Sorunları nedeniyle daha başarılı olacağına inanılmadığı için de, sembolik bir bedelle satışa çıkarıldı ve Remazan Kaya satın aldı. Kaya Ekürisindeki ilk sezonunda; G1 Veliefendi Koşusu’nun yanı sıra ikisi G2 ve ikisi G3 olmak üzere 11 koşu kazandı. Ağakaraca ile Odin’in at başı bitirdiği G1 Cumhuriyet Koşusu’nu burun ucu ile 3. tamamladı. Remazan Kaya Ekürisinin Cumhuriyet Koşusu şanssızlıkları da burada başladı diyebiliriz… Börühan, pistlerdeki 4. yılında inanılmaz bir performansa ulaştı. Safkan kadar; Remazan, Ömer ve Selim Kaya kardeşlerin de bu“ortaklaşa” başarıları konuşuluyorlardı. 2000 yılı başlarında 2 G3 koşuda plase oldu ve sezon ortasında yarış yaşamını noktaladı.

Yavuzca

Yavuz Gülerce’den satın alınan ikinci at, Özgün-Neame 39 orijinli Yavuzca’ydı. Özgün’ün Yavuzca’dan bir yıl önceki yavrusu Yelhan’ı da Gülerce Ekürisi almıştı. Anne Neame 39;  Dinçerbey, Don Juan, Evren I, Halid gibi yavrularıyla Özgün kadar ünlüydü desek abartmış olmayız. Böyle pedigriye sahip bir safkandan elbette ki beklentiler de yüksek olacaktı. 1998’de yarış yaşamına başlayan Yavuzca, ertesi yıl B grubundan yola devam etmek zorunda kalmış ve 2001 yılı ortalarına kadar 45 kez start alıp, 11 koşu kazanmıştı. Bu performans sayısal olarak belki doyurucuydu ama içinde hiçbir önemli koşu barındırmıyordu… Sonraki 13 ay ise koşu kazanamadan tam bir hayal kırıklığı ile geçmişti. Bundan sonrasını Remazan Kaya’dan dinleyelim:

  • Gülerce Ekürisi Yavuzca’yı satışa çıkarmıştı. O zamanın parasıyla 85 milyara Yavuzca’yı satın aldım. Özgün – Neame.39 gibi iyi bir kan hattına sahipti ancak performansı çok iyi değildi. Şartlı 3 koşularda bile bir şey yapmadığı oluyordu. Fakat ben aldıktan sonra grup yarışları kazanmaya başladı.

Yavuzca yarış performansını göreceli olarak yükseltmemiş ama sınıf değiştirmiş gibi koşmaya başlamıştı. G2 YKK Koşusu ve iki kez G3 23 Nisan koşularını kazandı. Remazan Kaya’da koştuğu 4. yarışı olan 2001 yılı G1 Cumhuriyet Koşusu’nda Ağakaraca’ya, iki hafta sonraki G1 Kanuni Sultan Süleyman Koşusu’nda da Karataş’a geçilerek 2. oldu. Yavuzca için kısa bir not: bu safkan 149 yarış koşup, haraya gitti…




Ah bu Jokeyler…

Sahanın öncelikli “günah keçileri” jokeylerdir… Olumsuz bir sonuç, ya da bizim işimize gelmeyen durumda, sektörün bütün paydaşlarıyla birlikte, eleştiri oklarını onlara çeviririz. Hele, hele kardeş ya da akraba jokeyler aynı koşuda at binerlerse, vay ki geçilene… Bunu en çok yaşayanlar da Kaya kardeşlerdi. Ailenin 1988 yılında Ali Kaya ile başlayan jokeylik serüveni, Selim, Hasan, Beşir, Ömer ve Mehmet ile devam etti. Ali Kaya 1988 yılında 35 kez at binip, 1 yarış kazandı. O da Ömer Kaya gibi, hayatını yarış uğruna kaybeden jokeylerden…

Kaya kardeşler, aynı koşuda ailelerinin atlarının yanı sıra başka ekürilerin atlarına da, ya da ailenin atlarına onların dışında jokeyler de biniyor. Kazanan da suçlu, kaybeden de… Komplo teorileri ile uğraşanlar, koşan safkanlara odaklanacaklarına, jokeylerin kan bağları, aralarındaki arkadaşlık gibi konulara kafa patlatırlar. Sanki dürüst jokeylik için, meslektaşlarıyla kanlı bıçaklı olmak gerek. Bizim bazı jokeylerimiz koşu içindeki “öldürücü” faulleri acaba bunun için mi yapıyorlar?  Sadece yarışseverler değil, sektördeki tüm paydaşlar, neredeyse her koşu sonrası, “akıllara zarar” senaryolar üretebiliyoruz… Hele, hele iletişim olanaklarının kısıtlı olduğu o yıllarda, at yarışlarını meraklılarından dinleyenler için, burada “müthiş” dalavereler dönüyordu…

Remazan Kaya

Bu arada, yukarıdaki örneklere benzer, ilginç bir şey oldu… 2002 yılı Cumhuriyet Koşusu’nu, Yavuzca’yı burun ucu ile geçen Tamerinoğlu kazandı. Favori Tamerinoğlu’na Selim Kaya, ailenin atı Yavuzca’ya da Mehmet Kaya biniyordu. Selim Kaya; ailesinin atı Yavuzca’yı potoda geçerek, bir başka eküriye, -o günkü para birimiyle- 250 milyar lira ikramiye kazandırdı. Hani o komplo teorileri doğru olsa, Selim koşuyu potoda kaybeder, 250 milyarı Kaya Ailesi alırdı. Böyle olmadı… Selim Kaya’nın jokey montunu da hesaba katsak, Kaya Ailesi’nin toplam kazancı 125 milyar oldu. Bu tutar, Tamerinoğlu’nun kazancından 100 milyar lira daha az. Dediğimiz gibi, Yavuzca koşuyu kazanıp Selim Kaya Tamerinoğlu ile kaybetse… Kim bilir o zaman neler söylenirdi.

Böyle bir hesabı biz kendi aramızda hiç yapmadık. Medyada haber oldu mu, doğrusu onu da anımsamıyorum. Bir süre sonra Çetin (Mete) Ağabey büyük bir heyecanla gelip, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin Selim Kaya’ya bu yarış nedeniyle 2002 yılı Sportif Davranış Dalı Büyük Ödülü vereceğini söyledi. Bu atçılık dünyası için önemli bir prestij ve sürekli komplo teorileri üretenlere de güzel bir yanıttı…

Remazan Kaya yarış pistlerinde yükselen grafiğine paralel olarak, devlet haralarının kadro fazlası ve angajmanlı tay satışlarından daha iddialı safkanlar almaya başladı. Örneğin 2003 yılında, Bodrum-Mencule. 44 orijinli, Antepli’nin ana-baba kardeşi İzbırakan… Anne Mencule.44’ün tüm erkek yavruları koşu kazanmayı başarmış ve aralarında Demirkır’dan olan Didim gibi de bir isim var. Büyük umutlarla alınan İzbırakan, beklentileri karşılayamadı.

Alıcısı olmayan AT…

2004 yılı TİGEM Karacabey Tarım İşletmesi angajmanlı tay satışlarında Remazan Kaya ve satışlara katılmak için pey yatıran diğer 55 alıcının akıllarında kim bilir hangi safkanlar vardı… Remazan Kaya satışın en pahalı 2. tayı olan Azimtay’ı 160 bin liraya  aldı. 166 milyara Engin Sezen’de kalan Acartay’ın da arttırmasına katıldı. Sıra satışlardaki tek Caş temsilcisi olan Kafkaslı’ya gelmişti. Remazan Kaya; “Kafkaslı daha pahalıya gider diye önce onun ihalesine girmek istemedim ama ayağında problem olduğu duyurulunca kimse fiyat vermedi.”

Gerçekten de Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nin Kafkaslı için düzenlediği sayfalarca raporu, satış komisyonunun görevlisi okuyor, okuyor bir türlü bitmiyordu. Hani, insanın içinden “bunun ayağının biri de acaba protez mi” diye gidip, bakmak geçiyor… Gerçi o yıl Karacabey’den gelen tayların kusurları vardı ama Kafkaslı’nın sorunları çok daha önemli ve koşmasına engel olacak kadar ciddi görünüyordu. Remazan Kaya; “Bunu bile bile satışı 40 milyar lira ile açtım. Koşamazsam, aygır yaparım diye düşünüyordum.” Taya Remazan Kaya’nın dışında fiyat veren yok… Komisyon kısa bir görüşme yaptıktan sonra, satışların “unutulmaz” tellalı Yaşar Esin’in anonsu duyuldu;“Bu tayımızın muhammen (karar verilen) bedeli 50 milyar liradır. Var mı talip?”  Remazan Kaya “51 milyar” dedi yine ses yok… Böylece Kafkaslı onda kaldı. Boşuna“At koşar, baht kazanır” dememişler… 160 milyarlık Azimtay 14 yarış koşup, maiden gitti. Acartay da Kafkaslı’yı hiç geçemedi…

Remazan Kaya vakit kaybetmeden Kafkaslı’nın tedavisine başladıklarını söylüyor; “Tedavi edilirken acı hissetmedi. At tedavide acı hissetmezse iyi koşar. Hafif antrenmanlar yaptırıp, taylarımı birbiriyle yarıştırıyordum. Hep Kafkaslı kazanıyordu. Zaten orada kendisini gösterdi.” Tedavisinden olumlu yanıt alınan Kafkaslı, 2005 yılı İstanbul yarış sezonun ilk günü, 13 tayın start aldığı maiden koşu birinciliği ile yarış yaşamına başladı. İlk 3 yarışını kazanan safkan, o yıl 21 yarış koşup, 12 birincilik, 5 ikincilik, 2 üçüncülük, 1 dördüncülük elde etti.

Birincilikleri arasında G1 Çanakkale Zaferi, G2 Kazım Karabekir ve Aziziye, G3 Satvet, Saim Önhon, Baba Kuruş, Oğuz Koşusu ve sezon sonu Adana’daki isimsiz koşu yer alıyordu. 43 gün içinde, G3 Satvet ve Saim Önhon ile G1 Çanakkale koşuları birincilikleriyle adeta güç gösterisi yaptı. Kazandığı 8 grup koşunun yanı sıra, G2 TİGEM Koşusu’nda Ömer Kaya’nın bindiği ekürisi Güncanhan’a, G1 Hatay Koşusu’nda daha önce geçtiği Babasancak’a burun farklarıyla geçildi. Selim Kaya bir söyleşisinde, Hatay Koşusu’nu kendi hatasıyla kaybettiklerini de söylemişti.

KAFKASLI, SELİM ve REMAZAN KAYA…

Selim Kaya ile Kafkaslı müthiş bir ikili oluşturdular. İstatistikler de böyle söylüyor… 127 yarışın 114’ü, 64 birinciliğin 59’u Selim Kaya ile. Selim cezalı olduğu için bazı koşularda binemedi. Bir safkanla, çoğu üst düzey 59 koşu kazanmak… Bu ancak at ve jokeyin kusursuz uyumu ve birbirlerine olan güveniyle gerçekleşebilir.

  • Kafkaslı ile birbirimizi tamamlıyoruz. Aramızda duygusal bir bağ var. Kafkaslı bir şampiyon ve şampiyonlar hep ilgi ve sevgi ister, yalnızlığı sevmezler. Bir ara hastalanıp, üç gün buraya gelemedim. Geldiğimde onu öpüp “Nasılsın oğlum?” dedim. Beni yanağımdan ısırdı. “Nerelerdesin!” der gibiydi.

Bu safkanla en mutlu olduğu ve üzüldüğü yarışlar sorulunca; “Önce kötü olanla başlayalım. En üzüldüğüm Gelibolu ile kazandığım Cumhuriyet Koşusu… Kafkaslı o gün sahada kaldı. Kupa töreni için tribüne çıktığımızda, piste araba gelmiş, Kafkaslı’yı götürüyorlardı. At öyle bir hırçınlaşmıştı ki, beni aradığını hissettim. Start öncesi her zaman arkadaşlarla konuşur, şakalaşırım. O gün yapmadım. Çünkü sesimi tanıyıp, beni başka bir atın üzerinde görünce üzüleceğini biliyordum. Kafkaslı ile en mutlu olduğu koşu, o güne kadar hiç geçilmeyen “Efsane Safkan” Turbo’yu 2.’likte bıraktığı 2009 yılı G1 Tarım ve Orman Bakanlığı Koşusu…

Bunları sadece Selim söylemiyor. Remazan Kaya da aynı görüşte:

  • Ona genellikle Selim, Mehmet ve Ömer bindi. En çok Selim. Selim, Kafkaslı’nın huyunu daha iyi biliyor. Kafkaslı’nın neyi niye yaptığını biliyor. ‘Şunu yaparsam kızmaz. Buna kızar’ diyebiliyor. Selim onun hem çalıştırıcısı hem de bakıcısı. Selim’in gelmediği günler onu çalıştıran jokeylere kızdığı oluyor. Mehmet’le Ömer’e de huysuzluk yapıyor.”

Halis Karataş da bir röportajında, en çok binmek istediği atın Kafkaslı olduğunu söylemişti:

  • Meslek hayatımda görmediğim türden iyi bir safkandı. Koşuş şekli, mücadeleciliği çok keyif veriyordu. Binmesem de onunla çok yarıştım. Herhalde geçildiği yarışların çoğunda benim bindiğim safkanlara geçilmiştir. Beni de çok geçti. Özellikle Uçanbey’le koştuğumuz zamanlar.”

Kafkaslı’nın parlak başlangıcı sonrası, Remazan Kaya daha çok at almaya başladı. 2005 yılı satışlarında Caş-Necme. 32 orijinli Zigana’ya 240 bin TYL ödedi. 2 yaşındaki doru erkek tay, o yıl Karacabey satışlarının en pahalı ismiydi. Aynı yıl, Karzel, Hicran ve Akkaplan da angajmanlı satışlardan daha düşük bedellerle aldığı taylardı. Remazan Kaya’nın genellikle ikinci sınıf taylar alıp, onlardan “Kafkaslı Mucizesi” beklediğini söyleyenler var ama yanılıyorlar… İnandığı atlara yüksek bedeller ödemekten çekinmediğinin onlarca örneğini görebiliriz. Kafkaslı’yı ucuza alması Remazan Kaya’nın cimriliğinden değil, başka alıcı çıkmamasından kaynaklandı. Yıllar içinde yaşadığı deneyimler, iyi atın ille de yüksek bedeller ödenerek alınamayacağını ona da öğretti ve yurt dışı alımlarda bunu hiç aklından çıkarmadı…

Dünya’da KAFKASLI…

2006 Kafkaslı’nın “Altın Yılı” oldu diyebiliriz… 28 yarış; 17 birincilik, 4 ikincilik, 3 üçüncülük, 3 dördüncülük… Kazandığı koşulardan biri KV-8, diğer 16’sı grup koşu ve bunlardan 5’i de grup 1 mücadeleler.  Dünya Arap Atı Organizasyonu (WAHO),2006’da Türkiye’de yılın atı olarak onu onayladı ve böylece Kafkaslının bilinirliği ve şampiyonluğu uluslararası arenaya taşındı.

Kafkaslı (Türkiye)

2007 yılına iyi başlayamayan Kafkaslı, sezon ortalarında eski gücüne ulaşıp, bu kez Guiness Rekorlar Kitabını zorlarcasına, 82 günde 7 açık koşu kazandı… G3 Süleyman Çelebi, G2 IFAHR, Ali Rıza Bey, Kosova, Dumlupınar, Anadolu Tarım İşletmesi ve G1 Veliefendi Koşusu birincilikleri peş peşe geldi. Remazan Kaya, şampiyonu çok sık koştuğu için eleştirenlere; “Kafkaslı’nın kazandığı parayı diğer 300 atımız yiyor.” diyerek, onun ekürinin finansmanındaki rolünü de vurguluyordu. Babasının vefatında kaç at kaldığını sorduğumuz oğlu Ahmet Kaya: “Rahatsızlandığı dönemde, hemen hemen 1000 atımız vardı. Bunların 130, 140’ı Bulgaristan’da diğerleri Türkiye’deydi. Babamın hobi amacıyla baktığı atları da vardı. Emekliye ayırdığı birçok atı, kötü kullanırlar diye güvenmediği yerlere vermiyor, “ben onun yemini, suyunu veririm” elinde tutuyordu.”diyor.

2007 yılındaki 80 günlük “mini” devriâlem sonrası, hiç kazanamadığı G1 Malazgirt Koşusu’nda sallanıp, G1 Türk Silahlı Kuvvetleri ve G2 Karacabey Tarım İşletmesi Koşusu birincilikleri ile sezon finalini yaptı…

Kafkaslı 2008 sezonuna da kaldığı yerden başladı… Tümü grup koşular olmak üzere, ilk 8 yarışta 6 birincilik. G1 TBMM, G1 Tarım ve Orman Bakanlığı, G2 Ali Rıza Bey, G2 Anadolu Tarım İşletmesi koşularını bu süreçte kazandı. G1 Malazgirt Koşusu 5.’liği sonrası, 8 grup koşuda 4 birincilik, 4 ikincilik. Böylece sezonu 10 birincilik, 4 ikincilik, 1 dördüncülük ile noktalıyordu.

Gelgitler Yaşanan 2009…

Kafkaslı ve Remazan Kaya, 2009’da iniş çıkışlar yaşadı… Adana, İzmir, Bursa, Ankara ve İstanbul olmak üzere 5 farklı hipodrom,  12’si çim pistte, 24 yarış koştu. 9 birincilik, 6 ikincilik, 5 üçüncülük elde etti. 17 Mayıs günü İstanbul’da kazandığı G3 Nedim Ökmen Koşusu sonrası 21 Mayıs’ta İzmir’de G3 Hasan Tahsin Koşusu’nu da kazanıp, 28 Mayıs günü Bursa’da G3 Orhan Gazi Koşusu’nu Turbo’nun ardında 2. tamamladı. Hasan Tahsin Koşusu sonrası yapılan şüpheli madde testi pozitif çıkınca diskalifiye edildi. Orhan Gazi Koşusu testlerinde sorun yoktu ama kurallar gereği o yarıştan da diskalifiye edildi.

At yarışları yasasındaki İlk kez dopingli olduğu tespit edilen at, kayıtlı olduğu koşudaki birincilik ikramiyesinin üç katı tutarındaki para cezasının, at sahibi veya at sahibi vekili tarafından yarış müessesesine nakden ve bir defada ödenmesi halinde koşulara katılır.” hükmü, Kafkaslı’nın 13 Haziran’da koşulacak G1 Tarım ve Orman Bakanlığı Koşusu’na katılmasına olanak sağlıyordu. 75 bin lira olan Hasan Tahsin Koşusu birincilik ikramiyesinin üç katı, 225 bin lira ödenerek safkanın pistlere dönmesi sağlandı.

Kafkaslı 2006 ve 2008 yıllarından sonra, 2009’da da Tarım ve Orman Bakanlığı Koşusu’nu 3. kez kazanıyordu. Anımsatmak için söylüyorum. Deyim yerindeyse, 2007 yılı Tarım ve Orman Bakanlığı Koşusu, Kafkaslı için, “vardı da koşmadık mı” yılı gibi oldu… Aslında yıllık programda bu koşu vardı ama koşulmadı. Arap atçıları, 2005 yılında 3 yaşlı olarak sahaya gelen Çetin’in, safkan Arap atı özellikleri taşımadığını iddia ederek pedigrisinin iptalini istiyorlardı. 2006 yılında koşmayan Çetin için, YKK ve Bakanlığa yapılan başvurulardan somut bir sonuç alınamadı.Çetin 2007’de sahaya döndü ve o yılki adıyla G1 Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Kupası olan koşuya diğer 8 safkanla birlikte kayıt oldu.

Koşuya kayıtlı diğer atların sahipleri, “protesto amacıyla” bu yarışı koşmama kararı alıp, jokey deklaresi yapmadılar. Bu durumda grup 1 koşuya Çetin’in dışında katılacak at kalmadı.  YKK koşunun ileri bir tarihe ertelenmesine karar verdi ama o tarih hiç gelmedi… 2010 yılına kadar pistlerde kalan Çetin’in adına Bakanlığın soy kütüğü ve at sorgulama kayıtlarında artık rastlanmıyor. Bu arada, 1948 yılından beri Bakanlık adına aralıksız düzenlenen koşu, 74 yıllık süreçte, sadece bir kez bu nedenle koşulamadı. O yarışa kayıtlı safkanlar arasında Kafkaslı da yer alıyordu.

KAFKAS ŞAHI…

2009 yılı Remazan Kaya Ekürisi için maceralı geçmeye devam etti ve bunlara 5 Ekim Pazartesi günü de eklendi. O gün, Karacabey Tarım İşletmesi’nin 2007 doğumlu 18 erkek tayı Veliefendi Hipodromu’nda satılacak, Remazan Kaya’nın odaklanacağı isim de, elbette ki Kafkaslı’nın ana baba kardeşi Kafkas Şahı olacaktı. Satıştaki ilk tay Münifehan’ın fiyatı 190 bin liraya ulaştı. Sıra Caş’ın dört tayına gelmişti. All Most’tan olan yavrusu Hasanalp’i Engin Sezen 206 bin liraya aldı ve bu tay, satışın en pahalı ismi oldu. Zaten, önceki yıllarda da All Most yavruları; Acartay, Acarbey ve Yamaner de en yüksek bedeli veren Engin Sezen’in olmuştu.

Sıra Caş-Malike.18 orijinli, Kafkaslı’nın kardeşi Kafkas Şahı’ndaydı. Bundan sonraki gelişmeleri olayları yaşayanlardan öğreniyoruz. Remazan Kaya’nın oğlu Ahmet Kaya:

  • Bu tayın da, Kafkaslı gibi olumsuz bir veteriner raporu vardı. Satış komisyonu tay için öngördüğü satış bedelinin 200 bin lira olduğunu söyledi. Babam bu parayı kabul edip, tayı aldı ama komisyon daha sonra satıştan vazgeçti. Kafkas Şahı sonra yeniden satışa getirildi ve Talip (Öztürk) Abi aldı diye biliyorum. Babam, tayın satışından vazgeçildikten sonra, ikinci defa getirildiğinde alıcı olmadı.

TİGEM yetkilileri, Remazan Kaya’nın bu tayı Kafkaslı’ya benzer biçimde satın almasının kendilerini zor duruma düşüreceğini mi düşündüler? Yoksa raporlara göre hayli kusurlu olan bir safkanın satışının yaratacağı sorunlardan mı çekindiler? Bunu bilemeyiz ama sonraki satışını Talip Öztürk’ten öğreniyoruz:

  • Remazan Kaya’nın bu tayı aldığı zaman bir şeyler yaşandığını duydum. Hara ilgilileri, raporda yazan sorunların çoğunun hallolduğunu ve tayı 350 bin liraya vereceklerini söylediler. Kabul edip, aldım. Aldım ama tay felaket durumda… Raporda yazanlardan çok daha fazla kusurları var. Haraya başvurarak, bu tayı raporda yazandan da, bana söylenenlerden de çok daha kötü durumda olduğu için geri almalarını istedim. Bunlar geçmişten gelen kusurlardı, bizdeyken olmasına imkan yoktu. Kabul edip, geri aldılar.

Kafkas Şahı bu karmaşık trafik sonrası yarış koşmadan TİGEM’in aygır kadrosuna katıldı. Yavrularından Egeberk;  G1 İstiklal Savaşı, G2 Aziziye, Mohaç ve SAAYSD, G3 N.F.Kısakürek, A3 Ankara Vali Koşusu birinciliklerinin yanı sıra G1 Çanakkale ve G1 Hatay Koşusu’nu da 2. tamamlayarak 2018 yılına damga vuran Arap tayları arasına girdi.

Kafkas Şahı

İki Şampiyon Birlikte Veda Ediyor…

Kafkaslı yarış yaşamını, Selim Kaya’nın söz ettiği 2010 yılı Cumhuriyet Koşusu ile noktaladı. Talihsiz bir rastlantı ile Şampiyon Turbo da aynı koşuda pistlere veda edince, Arap atı yarışçılığımız adeta “yıldız” sıkıntısı çekmeye başladı diyebiliriz. Remazan Kaya, Cumhuriyet Koşusu’na gerektiği gibi hazırlanamadıklarını söylüyor: “Koşudan önce Kafkaslı’nın sorunları vardı. O yarışı, hiç kenter yapmadan, antrenman yapmadan koşmuştuk. Havuzda antrenman yaptırmıştık ancak o da yeterli olmadı. Yarışta da zorlanınca koşuyu tamamlayamadı.”

Keşke o yarışı koşmasaymış… Bu hüzünlü bir veda olmuş ve “o bildiğimiz” Kafkaslı gibi koşuyu tamamlayamamıştı… Kafkaslı, yılsonu Veliefendi Hipodromu’nda yapılan jübile ile pistlere ve bizlere veda etti.

2010’da yılların yorgunluğu ve yaşadığı sorunların izleri, Şampiyonun yarışlarına artık yansımaya başlamıştı. Kazandığı koşularda bile, “eski” Kafkaslı kadar güçlü görünmüyordu. Örneğin sentetik pistteki G2 Plevne ve G1 Malazgirt koşularında “benden bu kadar” dercesine koştu. Yürüyerek tamamladığı G2 Dumlupınar Koşusu da, Selim Kaya ile son yarışı oldu. Daha az koşturulabilir miydi? Evet… Koşacağı yarışlar daha özenle seçilip, birincilik, ikincilik oranları arttırabilir miydi? Evet…

Son yılındaki tüm bu olumsuzluklara karşın,  21 kez start alıp, 7 birincilik, 3 ikincilik, 4 üçüncülük, 3 dördüncülük elde etti.63 yıllık Tarım ve Orman Bakanlığı Koşusu’nu bir kez daha kazanarak, bu yarışı 4 yıl art arda kazanan ilk safkan oldu. Yarış yaşamının finali, hiç kazanamadığı Cumhuriyet Koşusu’nu ise, 4 kez koşup, 2006’da Şilan’a, 2008’de Ayabakan, 2009’da Özhaber’e geçilerek ikinci, 2007 yılında da İzbatur ve Dayıbey’ın ardında üçüncü tamamlamıştı.

Turbo

KAFKASLI Harada…

TİGEM, Kafkaslı’yı aygır kadrosuna katmak için girişimlere başladı. Bildiğimiz, TİGEM’in Remazan Kaya’ya 1 milyon 700 bin lira teklif ettiği ve 50 bin liralık fark nedeniyle anlaşma sağlanamadığı şeklinde. Bunda kimin uzlaşmaz olduğunu irdelemeye gerek yok ama TİGEM’in 50 bin liralık farklar yüzünden başka atları da kaçırdığı biliniyor. Kafkaslı, TJK Mahmudiye Pansiyon Harası’nda misafir aygır olarak 2011 sezonunda aşımlara başladı ve o yıl, 10 bin lira bedelle 79 aşım yapıp, 72 yavrusu oldu. İlk jenerasyon yavrularından Amankaya ve My Sultan’ın kazançları 1 milyon lira barajını aştılar.

2012 sezonunda, bu kez Remazan Kaya’ya verilecek aşım kontenjanı sayısında anlaşmazlık çıkınca, Kafkaslı, Kaya’nın Şanlıurfa’daki çiftliğinde 10 bin lira bedelle aşımlara başladı ama ölümü nedeniyle yaklaşık 25 yavru alınabildi. Hemen hemen her şampiyonun yarış hayatı sonlanırken ya da ölümlerinde “keşke” deriz. Kafkaslı için de böyle… Keşke TİGEM’in aygırı olarak daha konforlu, daha uzun ve daha verimli bir hayat sürebilseydi…

Hedef Uluslararası Atçılık…

Remazan Kaya’yı, Şanlıurfa’dan gelip, her geçen gün ekürisini büyüten bir Arap atçısı olarak anımsıyoruz.Gün geçtikçe ekürinin safkan sayısı tahmin edilemeyecek boyutlara gelmişti. Remazan Kaya sahaya ısındıkça, yarış ve yetiştiriciliğin yanı sıra atçılık politikaları, uluslararası Arap atçılığı ile de ilgilenmeye başladı. Örneğin; Kafkaslı’yı Dubai’ye götürmek için girişimlerde bulundu ama bazı yıllar bürokrasiyi aşamadı, bazı yıllarda da davet almadıkları için gidemedi. Gerçi bu olumsuzluklar, onu hayallerinden vazgeçirecek engeller değildi…

Yurt dışından satın aldığı atları, başta Fransa olmak üzere, ülkemizdeki uluslararası koşular ve başka ülkelerdeki yarışlarda görmeye başladık. Türkiye’ye getirmek için aldığı atları, yapılan yönetmelik değişiklikleri nedeniyle yurda getiremedi. Bunun bir örneği, Amer yavrusu Darrab. Ekürinin yurt dışındaki atlarından bazıları 2015 ve 2016 sezonları Fransa’da  koştu. Aralarında en başarılı görünen Mouheeb, 2015 ve 2016’da Uluslar arası G2 Ali Rıza Bey koşularını kazandı. 2015 G1 Malazgirt Koşusu’nda da 2. oldu. Baden Baden’da da koşan Mouheeb, Toulouse ve Longchamp’taki G2 ve G1 koşulara Barış Kurdu ve Mehmet Kaya ile start almıştı. Remazan Kaya’nın yurt dışındaki yetiştiricilik merkezi olarak seçtiği Bulgaristan’da çok sayıda atı vardı. Ayrıca atların yurt dışına giriş çıkışı için Çerkezköy’de de karantina ahırları oluşturmuştu. Hani yıllar önce, “Kafkaslı’nın kazandığı parayı 300 atımız yiyor” demişti ya, böylesine büyümeden sonra, üç Kafkaslı bile olsa bu masrafı karşılayamazdı…

SAAYSD başkanlığına karar verdiği zaman kardeşi Selim Kaya’ya; “Arap atçılığı için bir şeyler yapmam lazım. Eksiklikler var. Benim de güzel planlarım, hedeflerim var.” diyordu. Neydi bu hedefler? Uluslararası Arap atçıları kervanına katılmak ve hatta daha da fazlası… Gerçekleştirmek istediklerinin ipuçlarını, son yıllardaki yurt dışı seyahatlere birlikte çıktığı Mehmet Marangoz’dan öğreniyoruz:

  • Remazan Kaya yurt dışında konferans ve festivallere davet ediliyor, IFAHR ve WAHO toplantılarına da ücretini ödeyerek katılıyordu. Gittiği yerlere buradan Arap atı katalogları götürüp dağıtır, insanlarla iletişim kurar, padoğa girip atları tepeden tırnağa inceler, sorular sorardı.

Yurt dışında Türkiye’nin en tanınmış Arap atçısıydı diyebilirim. Çünkü her konferansa ve satışa gidiyor, yurt dışından at alıyordu. Katar’dan, Fransa’dan at aldı. Suudi Arabistan’da satışa katıldık ama alamadık. Bir sezon Bulgaristan’daki atlarını Fransa’da koştu. Yarış programındaki Arap atlarının sahipleri genellikle şeyhler, sultanlardı. Onların arasında Remazan Kaya adının yazması, Urfa’dan çıkıp Türk Atçısını temsil etmek ona gurur veriyordu. Örneğin Mouheeb ile Longchamp’ta  G1 Arabian World Cup koşması en mutlu olduğu günlerden biriydi… TİGEM Başkanı Halis Bilden ve TJK Başkanı Yasin Kadri Ekinci ile birlikte padoğa Türk ekibi olarak girdiler. Buna vesile olduğu için gururlu ve sevinçliydi.

Remazan Kaya’nın hedefi, yurt dışında en iyi Arap atçılardan birisi olmaktı.  Amer, Manganate gibi baskın kan hatlarıyla, Türkiye’deki kan hatlarını birleştirerek üst düzey atlar elde edeceğine inanıyordu. Dışarıdan aldığı atlar, Bulgaristan’da yetiştiricilik yapması hep bu hedefe yönelik faaliyetleriydi. Bu çok iddialı ve varılması “neredeyse”  imkânsız bir amaç… Başarmak için elini taşın altına koymuş ama ömür dediğin ne ki…

Kafkaslı’ya dönecek olursak… Yarışseverler onu, sadece şampiyon olduğu için değil, verdiği güvenden dolayı da seviyorlardı. “Kafkaslı bugün, nasıl koşacak” diye düşünmezdiniz. Bilirsiniz ki sonuna kadar mücadele edecek. Kaybettiği koşulardan sonra bile  “helal olsun” diye pistlerden uğurlandığı yarışları olmuştu. Adana, İzmir, Bursa, Ankara, İstanbul, her yerde koştu… Kum pist, çim pist, sentetik kum pist, her pistte kazandı… Kafkaslı’dan sonra da şampiyon Arap atları geldi ve daha da gelecek ama onun yeri başka…



News Reporter

6 thoughts on “RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-22 / İnanç…İstikrar…Zirve: KAFKASLI

  1. kaleminize sağlık… benim pek sevemediğim ısınamadığım şampiyon atlardan biriydi kafkaslı ama tamamen çok koşturan sahibi yüzündendi… allah rahmet eylesin ama remazan kaya çok çok koşturdu atta güç kuvvet kalmadı…. bence bi şampiyon özlenmeli koşarken… ama kafkaslıyı her yere sürdüler…

    en çok üzüldüğüm nokta:
    nasıl olurda ölüm fotoları yayılır bir şampiyonun o hali gözümün hala önünde çok çok yazık…

    kafkaslı keşke sahibini kendi seçseydi o da kesin selim kaya olurdu onun için…

  2. Büyük şampiyon ve bir o kadar talihsiz Kafkaslı. Yazık ki vicdansız ellerde, tüm yarış ve damızlık hayatı acılar içinde geçti !!!

  3. Gözüme bir şey kaçtı aglamıyorum:(
    Şampiyon olunmaz şampiyon dogulur. Kral KAFKASLI❤️❤️Emeginize saglık üstadım..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir