RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-25 / Bir Adım Önde Olanlardan; UĞURTAY

RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-25

Bir Adım Önde Olanlardan; UĞURTAY

Reşat Yurday Köstem

Triple Crown yapan, bir başka deyimle “Üçlü Taç” takan atlar, diğer şampiyonlardan bir adım önde oldukları için farklı yere konulmalılar. Neden böyle düşündüğümüzü uzun, uzun anlatmaya gerek yok. Türkiye’de 1956 yılından bu yana, Triple Crown yapma olanağı var ve bunu başarabilen safkanlarımızın sayısı sekiz… Son kez Triple Crown yapan tayımız da, 2001 yılında Grand Ekinoks…

Öyküsünü anlatacağımız Uğurtay, bu “ayrıcalıklı” safkanların beşincisi. Ayrıca; Sadettin, Karayel ve Bold Pilot’la birlikte, Çaldıran Koşusu galibi ve dönemlerinin şampiyon 2 yaşlı taylarından birisi.

“Biz Bu Aşıyı O Zaman Yedik…”

Yüksel ve Yavuz Sarıkaya kardeşlerin at yarışlarıyla tanışmaları hayli ilginç. Yüksel Sarıkaya büyük kardeş, yarış sahasında onu tanıyanların sayıları gün geçtikçe azalıyor. Çünkü genç yaşta vefat etti. Çok sevilen biriydi. Bizler onu atçı olarak tanıdık, şampiyonluklar kazanmış iyi bir boksör olduğunu sonradan öğrendik. Sarıkaya’ların Ulus Soğukkuyu’daki evleri hipodroma çok yakın… Bu bilgiden yola çıkarak, “Sarıkaya Kardeşler yanı başlarındaki at yarışlarının çekiciliğine kapılıp hipodroma gidiyorlardı, demek ki böyle atçı olmuşlar” diye düşünürseniz, yanılırsınız. Küçük yaşlarda, atları, at yarışlarını izlemek elbette ki çekici gelmiştir ama… Yavuz Sarıkaya, onları atlarla babalarının tanıştırdığını söylüyor;“1934 yılında, Ankara Hipodromu’na yakın bir mahallede doğdum. Babam futbola, sinemaya düşkün değildi. Ağabeyimi ve beni daha küçük yaşlardayken hipodroma götürürdü. Biz bu aşıyı o zaman yedik… Birer lira verir [plase oynayın] derdi. Hatırlıyorum, orada yaşlı birini görür, ondan tüyo alırdı.”

Ailede at yarışlarına olan ilginin hiç kopmadan sürdüğünü Yavuz Sarıkaya’nın oğlu Levent Sarıkaya’dan öğreniyoruz; “Küçük yaşlardan itibaren babamla, onun olmadığı zamanlarda Nefi (Anbar) Amca, Rana (Avunduk)  Amca gelir, beni alıp atlara götürürlerdi. Dört, beş yaşlarımdan aklımda kalanlar; ailem var, anneannem var, dedem ve atlar var… O yıllarda Yamaha diye bir atımız vardı, onu hatırlıyorum. Atlar her zaman bizim ailemizin bir parçası oldular. O yaşlarda işin içinde tam olmadığınız için, bir atın değerini tam olarak anlamıyorsunuz. Bana göre bizim Uğurtay diye bir atımız vardı, devamlı koşup kazanıyordu. Bunu doğal bir şey gibi görüp, sanki hep öyle olacağını zannediyorsunuz…”  

Yavuz Sarıkaya, ilk yıllarda ağabeyinin atçılığa daha meraklı ve hevesli olduğunu TJK’nın SESİ Dergisi’nin yaptığı söyleşide anlatıyor; “1956-57 yıllarında satışlardan dört tay alıp, atçılığa başlayalım dedi, karşı çıktım. 1959 yılında yedek subay olarak Ağrı Karaköse’ye gidince, İsmail Dinçer ona Fehmi Simsaroğlu Ekürisinden Tufanlı isimli tayı aldırmış. Sanırım o günün parasıyla 10 bin liraya almışlar ama iyi bir tay. Atçılığa böyle başlamış olduk.”  Tufanlı; Tufan II ile Çimen’in yavrusu ve Yavuz Sarıkaya’nın söylediği gibi gerçekten iyi bir tay. Fehmi Simaroğlu aslında İngiliz atı yetiştiriciliğimizin öncü isimlerden biri ama torunu Onur Yetkin’den öğrendiğimize göre, ahırda Arap atı bulundurmayı uğur sayıyormuş.

Tufanlı ilk yarışını 1959 yılında,İzmir’de Ekrem Kurt’la Birnisan’ı geçerek kazanmış. Ankara’daki sezon sonu yarışlarında da Yüksel Sarıkaya adına koştuğunu görüyoruz ve İsmail Dinçer biniyor. Burada katıldığı açık koşuyu kazanırken, yılın bir başka ünlü tayı Malazgirt’i geçiyor. Daha sonra, Birnisan ile Malazgirt’in ardında üçüncü kaldığı Kurtuluş Koşusu’nda da sakatlanarak yarış hayatı bitiyor. Evet, Sarıkaya Kardeşler, “ilk aşı sonrası” atçılık serüvenine böyle başlıyorlar…

Yavuz ve Levent Sarıkaya

Isınma Turları…

Tufanlı ile Uğurtay arasında çeyrek yüzyıl var ve bu süreçte köprünün altından çok sular akıyor…  Örneğin, Yavuz Sarıkaya 1963 yılında Bahattin Başaran’la ortak, 5000 liraya bir at aldıklarını ama sonrasında çok pişman olduğunu söylüyor. “Çünkü hiçbir şey olmayacağı her halinden belliydi…” diyerek, daha sonra “sıkça” karşılaşacağımız özeleştirilerin ilkini yapıyor. Atçılar hatayı pek kendilerinde bulmazlar ama Yavuz Sarıkaya böyle değil… Yanlış yaptığını düşündüğü şeyleri “dobra, dobra” anlattığına şahit olacaksınız.

Daha sonra Ahmet Kesebir’le birlikte Çifteler Harası’ndan 1967 doğumlu Çakır ve 1968 doğumlu Kanarya II isimli tayları kadro fazlası satışlarından alıyorlar. Taylara Ahmet Kesebir’in oğlu Fikret Kesebir biniyor.Günümüz atçılarından Murat Kesebir de Fikret Kesebir’in oğlu. Kesebir’ler Trakya kökenli, yarış ve yetiştiricilik tarihimizde önemli yeri olan bir aile. Atlara dönecek olursak; Çakır 1970 yılında koşu kazanıp B grubuna yükseliyor ve yılsonunda onu elden çıkarıyorlar. Kanarya II belli ki sorunlu bir safkan. Yarış hayatı 4 ay sürmüş. Ayrıca benim de izlediğim 1967 doğumlu dişi Arap tayı Torik, 1970’de Yavuz Sarıkaya, bir yıl sonra ağabeyi Yüksel Sarıkaya adına koşuyor.

Emrivaki ile Yetiştiriciliğe Başlamak…

Arap atlarıyla çıktığı yolda, “ses getirecek” bir başarı yakalayamayan Yavuz Sarıkaya’nın atçılığında, 1975 yılı ilginç bir dönüm noktası… Levent Sarıkaya’nın söz ettiği İngiliz atı Yamaha o yıl koşuyor ama daha da önemlisi, Yavuz Sarıkaya bir arkadaşının emrivakisi ile yetiştiriciliğe başlıyor. Bakın şöyle oluyor:

“Bahattin Başaran, Şükrü Dinçel’den bana bir kısrak almış. Ankara’ya telefon açtı:

  • Sana bir kısrak aldım.
  • Bahattin kısrak falan istemem. Benim işim çok, onunla uğraşamam.
  • Parasını verip, aldım bile. Hatta üstüne kar veriyorlar.
  • Hemen sat. Sen kar et, ben istemem.
  • Atı sana aldım, yarın benim paramı gönderiyorsun…

Bahattin çok iyi arkadaşım. Hiç haberim yokken bu şekilde kısrak aldım…”

Şükrü Dinçel’den alınan kısrak Nosana. Bu sürpriz alım, Uğurtay’a giden yola döşenen ilk taşlar anlamına geliyor…

Şükrü Dinçel Nosana’yı, 1973 yılında Captain’s Gig’ten gebe olarak İrlanda’dan getirdi. Nosana pedigrisiyle bizlere yabancı olmayan bir isim. Çünkü babası Kythnos’un yavrusu Kythinia, 1966 yılının önde gelen 2 yaşlılarından ve 1967 yılı Kısrak Koşusu ikincisi, Gazi Koşusu dördüncüsü olan başarılı bir dişi tay. Topaz adı verdikleri Nosana’nın bu ilk yavrusunun yarış hayatı olmuyor. 1975’te Royal Ride’dan doğan 2. yavrusu Royal Rush da 4 yarış koşabiliyor.

Nosana’nın Yavuz Sarıkaya’daki ilk yavrusuna gelecek olursak, Rugged’tan 1976 yılında doğan dişi tay. Adını Konçuy koydular. Ribot yavrusu Rugged; 1973 yılında Eliyeşil Ekürisi’nin aygır yapmak amacıyla Türkiye’ye getirdiği 5 yaşındaki ünlü safkan. Gerçekten de Sadık Eliyeşil’i yanıltmadı ve yetiştiriciliğimizin sembol isimlerinden biri oldu. “Şükrü Dinçel’den aldığım Nosana Rugged’tan bir tay doğurdu. Kısrağın üçüncü yavrusuydu ama çok ufaktı. Zaten ilk tayı raşitik doğmuş, Rahmetli Osman Atakol o tayı bana [çok süratliydi] diye anlatırdı. İkinci tayı da yine çok ufak doğmuş ve yarış hayatı olmamış. İsmini Konçuy koydum ve bundan da hiçbir şey olmaz diyerek, bana keyif yaptıracak bir başka tay arayışına girdim.”

Merak ettiğim için öğrendim. Benim gibi meraklıları için de yazıyorum. Konçuy: Soylu kız, prenses, kaan kızı anlamında Türkçe kökenli bir sözcük. Sarıkaya’ların atlarında, Orta Asya’daki ön Türkçeyi anımsatan bu tür isimlere sıkça rastlarsınız. Konçuy’dan umudu kesen Yavuz Sarıkaya, Şadi Eliyeşil’in mirasçılarından Kevser Gücüm’ün sattığı Prince Tudor-Golden Gun orijinli 1976 doğumlu erkek tayı satın alır. “Taya 140 bin lira istiyorlardı ve o zaman için bu büyük bir paraydı. Ben bu tayı aldım, idmanını da Münir Kasım yaptırıyordu. O arada Konçuy büyümeye başladı, onun antrenörlüğünü de İbrahim Kurt’a verdim.” Satın aldığı Golden Star I pahalı bir taydı ama 1967 Erkek Tay Deneme Koşusu galibi ve sonrasında da başarılı aygır olan Conte Zimon’un anne kardeşi ve yine iyi yarışlar yapan Golden Tudor’un da ana-baba kardeşiydi.

Ekrem Kurt Farkı… 

“O yıllarda Ankara’daki işlerim çok yoğundu, atlarla fazla ilgilenemiyordum. Rahmetli Ekrem Kurt, Sadık (Eliyeşil) Beyin atlarıyla ilgilendiği için, kışın Adana’da, ilkbahar aylarında da çoğunlukla Ankara’da oluyordu. Ankara’da olduğu zaman, hemen hemen her gün birlikteydik. Bir gün;

  • Atlardan ne haber? Dedi.
  • Benim iyi atın dizine ilaç çekmişler.
  • Yahu ben onu sormuyorum. Sen onu geç, ötekini soruyorum.”

Yavuz Sarıkaya, ötekine notu “çoktaan” verdiği için;

  • Ötekini ne soruyorsun. Ondan bir şey olmaz. Kedi kadar at!
  • Yok, Yok… Onun annesi Avrupa’ydı değil mi?
  • Evet…
  • Sen beni dinle, ona bak diyorum.

Biz üzgünüz, şampiyon gözüyle baktığım atımıza ilaç çekilmiş. Ekrem’in sen ona bak dediği at 385 kilo… 385 kilo İngiliz atı olur mu? Aradan bir müddet geçtikten sonra, ilaç çekilen atım iyileşiyor ve Konçuy’la birlikte çalışmaya başlıyorlar. Öğreniyorum ki; 600 metrelik işlerinde, Konçuy bizim iyi taya avans vermiş ve üstündeki tutmaya uğraştıkça da eyeri kaymış. Tuta tuta 600’ü 38 yapıyor. Pist çok ağır, bu büyük bir başarı. O zaman, Ekrem demek bundaki ışığı görmüş dedim…”

Golden Star I; 2 ve 3 yaşlı dönemlerinde katıldığı 17 koşuda 3 ikincilik, 2 üçüncülük ve 3 dördüncülükle, koşu kazanmadan emekliye ayrıldı. Beklentilerinden uzak bu olumsuz tablo yaşadığı sakatlıktan kaynaklanabilir ve Yavuz Sarıkaya’nın atçılıkta yaşadığı onlarca şanssızlıklardan biri olarak değerlendirebiliriz. Fakat “Bundan at falan olmaz” dediği Konçuy, Ekrem Kurt’u yanıltmıyor…

“Bir müddet sonra tayları izlemek için İstanbul’a geldim. Bahattin’le birlikteyiz. Konçuy önümüzden sahaya çıkıyor. Bahattin’e bu at güzelleşmiş deyince;

  • Herkes yarım kanlarla koşup yarış kazanıyor. Sende öyle yapıp, yarış mı kazanacaksın? Diye bana takıldı.

Konçuy sahaya girmemeye başlamış. İbrahim Kurt bunun sırtına bir kum torbası koyup, o şekilde lonj yaptırıyormuş. Bir yarışa yazmışlar, fakat tayın kenteri bile yok… İbrahim;

  • Bu tayın yarış koşması lazım, sahaya sokup, çalıştıramıyoruz. Ancak yarışla galop vereceğiz. Dedi.
  • Ekrem’e binmesini teklif ettiniz mi?
  • Yok, teklif etmedim.

Neyse bir hevesle yarış günü tayımızı izlemeye geldim. Bizim at çıktı numarayı aldı, düzlüğe kadar lider geldi ve üçüncü kaldı. İdmansız olduğu için nefesi yetmemiş. Yarış sonrası Ekrem;

  • Yavuz üzülme, atın çok iyi koştu. Dedi.

 Ben anladım ki Ekrem ikinci yarışında ona binecek ve öyle de oldu. Bizim o ufacık tayımız, ikinci yarışını uzak ara kazandı. Çok kabiliyetli bir taydı. Eğer ben onu Gazi Koşusu’na yazdırabilseydim… Yurt dışına giderken Gazi Koşusu’na yazmalarını sıkı sıkı tembih ettim. Hatta o yıllarda hazırlık koşuları vardı. Doktor Seferof o yarışlardan birini koşup, Gazi’ye geldi ve kazandı. Gazi’yi koşmak istiyordum ama Nurcivan gibi bir şampiyon var, hiç geçilmiyor. Doğrusu onu geçeceğini düşünmüyordum. Gazide tabela yapar diyordum ve bu yarışı koşmayı hak etmişti. Biz galiba onun hakkını yedik…”

2 yaşlı dönemini sezon sonu katıldığı 3 koşuda bir maiden galibiyetiyle kapatan Konçuy, bir yıl daha süren yarış yaşamında 3 koşu kazanmasının yanı sıra büyük koşularda da iyi sonuçlar aldı. Örneğin; Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nda Tünkut ve Nurcivan’a, Ankara Koşusu’nda Nurcivan ve Beydağ’a geçilerek 3., Büyük Taarruz Koşusu’nda da Indian Rose’a geçilerek 2. kaldı. Yılın Gazi Koşusu galibi Doktor Seferof’u iki kez geçmeyi başardı. 4 yaşında haraya alınan Konçuy’un 6 yavrusundan 5’i yarış kazandı ama aralarından sivrilen bir isim çıkmadı.

Uğurtay’ın Ortağı Kim Olacak?

Yavuz Sarıkaya o yıllarda, sahada fazla atının olmasını istemediği için bazı kısraklarını aşım için tanıdıklarına veriyor. “Mesela Nosana’yı 1979 aşım sezonunda boş bırakacaktım ama Gümrükçü Yusuf (Mutlu) ben çekeyim deyince ona verdim. Doğan tayı (İktidar) Avram Barokas koştu.” 

Yavuz Sarıkaya 1981 aşım sezonunda, iki kısrağına şöyle bir planlama yapıyor;

  • Biz Konçuy’un başarısını görünce, annesi Nosana’yı tekrar Rugged’a çekmek istedik fakat Sadık Eliyeşil o yıllarda dışarıya kısrak çekmiyordu. Rahmetli Vural Çakım’da Simge diye bir aygır vardı, Rugged yavrusu olduğu için ona çekmeğe karar verdim. Konçuy’u da çok sevdiğim Tünkut’a çekecektim. Bu planların yapıldığı zaman, Simge’nin ilk jenerasyon yavruları daha bir yaşında, Tünkut da aygırlığa yeni başlıyordu.

Nosana’yı, Simge’ye çekmenin haklı bir gerekçesi var. Çünkü Rugged’la eşleşmesinden Konçuy gibi başarılı bir dişi tay çıkmış. Simge de Rugged’ın yavrusu… Bir arkadaşının önerisi bu planı bozar;

  • Tünkut’u ben de çok seviyorum. Nosana’yı ona çekelim. Aşım parasını ben vereyim, doğacak taya ortak olayım…”

Bu arkadaş, Tarihi Ankara Hipodrom Lokantası’nın işletmecilerinden, Levent Sarıkaya’nın “amca” dediği aile dostları Nefi Anbar’dır. Yavuz Sarıkaya teklifi kabul eder ama bir şartla;

  • Yarın, öbür gün hisseni satıp, beni tanımadığım, bilmediğim kimselerle ortak etmeyeceksin. Anlaşırlar ve kısrak Yavuz Sarıkaya’dan, aşım bedeli Nefi Anbar’dan ortaklık başlar.

Yıl 1982…

Uğurtay’ın doğumu sonrasını Yavuz Sarıkaya’dan dinleyelim; Biz Ankaralı atçılar Hayri Polat’ın oto galerisinde toplanırdık. Oraya gelen Rana (Avunduk) Ağabey; [Madem böyle ortak alıyorsun, bu yıl da Nosana’yı ben çekeyim, ortak olalım] deyince, Hayri Polat:

  • Kısrak bulup, çekeceksin. Tutacak, tutmayacak, sonra tay doğsun bekleyeceksin. Rana Bey, bunlara ne gerek var? Yavuz’da hazır Tünkut tayı; ona ortak olsana…

 Rana Ağabey;

  • Yavuz beni ortak kabul eder misin?

Rana Avunduk, hepimizin sevdiği ve saydığı birisi. Çok dürüst ve iyi bir insandı. Ona hayır demem imkansız…

  • Elbette ama bu tayın ortağı Nefi ve onun hissesini almalısınız

Rana Ağabey’in taya çok karışacağını ve benim için Nefi kadar kolay bir ortak olmayacağını biliyordum ama hayır demeyi hiç düşünmedim.”

Rana Avunduk ve Nefi Anbar anlaşırlar. Uğurtay’ın yeni ortağı artık Rana Avunduk’tur…

Her şey yolunda derken, Rana Avunduk kalp rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırılır. Oradan da ameliyat için Hollanda’ya gitmesi gerekir. Bu gelişme üzerine iki ortak arasında şu konuşma geçer:

  • Yavuz Hollanda’ya ameliyata gideceğim. Benim gidişim var ama dönüşüm belli değil… Atın hissesini sana devredeyim. Kaça aldıysam aynı fiyata vereceğim.
  • Rana Ağabey öyle şey olmaz, kabul etmem bunu. Atı satışa çıkarırız. Kaç paraya satılırsa, bölüşürüz.

Ortağıyla alış veriş yapmayı sevmeyen Yavuz Sarıkaya, Uğurtay’ı İstanbul’a getirip satışa çıkarır, bir yandan da 2 yaşlı koşularına hazırlamaya başlar. “Taya 4 milyon istedim. Yusuf Dikman 2,5 milyon verdi. Kusura bakma ağabey, bu fiyata vermem dedim. 3 milyon dese verecektim. Bir sabah, Şükrü Yurderi geldi. Şükrü Ağabey, o dönem Sedat Katırcıoğlu’nun menajerliğini yapıyordu.

  • Yavuz, sizin tayı Sedat Bey’e alacağız, Rana Bey’le görüşüp, işi bitirdik.
  • Abi nasıl bitirdiniz, benim haberim yok.
  • 2 milyona aldık.

Ben taya 4 milyon lira istiyorum… Onlar 2 milyona Rana Bey’in hissesini mi yoksa tayın tamamını alacaklar anlayamadım ve sordum:

  • 2 milyona aldınız ama tamamını mı, yarısını mı?
  • Tamamını.
  • Şükrü Ağabey, ben atın tamamını 2 milyona vermem. Rana Ağabey bu fiyata razıysa, onun hissesini de ben satın almak isterim.

Şükrü Yurderi hiç tereddüt etmeden;

  • Haklısın Yavuz… Bu tayda ilk hak senindir. Bizim yaptığımız teklifi unut ve tayı sen al. Hayırlı olsun…

Ben de o arada yaptığım masrafları talep etmeden Rana Ağabey’e hissesini ödedim ve Uğurtay’ın tamamına sahip oldum… 100 bin liraya mal edeceğim tayın yarı hissesini, böylece 1 milyon liraya almış oldum… ”

Bu Büyük At Olacak…

Uğurtay, Sadık Eliyeşil’in atlarıyla birlikte çalışmaya başlayıp, bineklerini Ekrem Kurt yapıyor

“Ekrem daha bineklerini yaparken Uğurtay’ı çok beğeniyor;

  • Yavuz bu çok büyük at olacak. Diyordu.
  • Nereden anladın?
  • Çalıştırdığım taylar arasında, her şeyi en çabuk o öğreniyor. Ötekilere liderlik yapıyor.

Bir gün Avram Barokas da;

  • Ekrem senin atı idmandan sonra otlatıyor. Bu demektir ki Uğurtay çok büyük at olacak. Dedi.

Ben Barokas’ın neden böyle söylediğine şaşırdım. Meğer Ekrem, çok beğendiği atı otlatırmış. Uğurtay da şanslı bir safkanmış. Çünkü iyi ellere düştü ve Ekrem de onun hakkını verdi.”

Yavuz Sarıkaya, Nosana’yı ilk kararından vazgeçmeyip Simge’ye çekse… Doğacak taya ortak olmak isteyen arkadaşı Tünkut’a çekelim diye ısrar etmese…  Ortaklıklar devam etse ya da birisi 3 milyon verip satın alsa… Nasıl bir Uğurtay olurdu acaba? Atçılık sanki bir rastlantılar yumağı…

Ekrem Kurt’un büyük şampiyon olacak dediği tay ilk iki koşusunda geçilip, 2. kaldı. Neden böyle oldu, yoksa Ekrem Kurt yanılıyor muydu?

Önce Yavuz Sarıkaya’nın yanıtını, daha doğrusu özeleştirisi dinleyelim; “Uğurtay, daha taylığında Sadık Bey ve Ekrem ikilisinin eline düşseydi, ne o Aslanım’a geçildiğimiz ilk yarışı, ne de Jebrah’a geçildiğimiz ikinci yarışı koşarlardı. Sadık Bey bana;

  • Yanlış koştunuz. Atı yarış görmüş bir atın yanına koşup, sıkıştırdınız. Dedi.

Ve Ekrem Kurt’un da bu iki yarış sonrası, Yavuz Sarıkaya’ya verdiği rapor; “Atı ilk yarışında sıkıştırdım.  Çünkü hiç geçilmeden şampiyon olmasını istiyordum. Lüzumsuz yere sıkıştırdım. Geçildiğimiz ikinci yarış için de sakın üzülme. Ben hadi desem, o koşuyu kazanırdık ama geçen yarışında haksızlık yapıp, onu üzdük… Hiç merak etme bizi bir daha geçemezler…”

Ekrem söylediklerinde haklı çıkmıştı…

Uğurtay 2 yaşlı döneminde 9 yarış koştu. Söz ettiğimiz bu 2 yarıştan sonra; 7 koşu, 7 birincilik… 1984 yılında, 7 birincilikle yılın en çok koşu kazanan İngiliz atları arasında ve 28.900.000 lira kazançla da liste başı. 1984’te Yavuz Sarıkaya’nın “4 milyon lira istedim ama 3 milyona da verecektim” dediği at… 2 yaşında bir tay bunu nasıl başarabilir? I.İnönü, Tay Deneme, II. Elizabeth, Çaldıran ve Sakarya koşularını kazanarak…

Şanssızlıklar Yılı: Önce Hastalık…

1985 Yılı Adana Sezonu planlandığı gibi 2 Ocak Çarşamba günü başladı ama İzmir’deki atlarda görülen yüksek ateş ve öksürük, koşuların bir hafta ertelenmesine neden olmuştu.

14 Nisan Pazar günü İstanbul Sezonunun açılışında, Veliefendi Hipodromu’nu 16 bin 500 biletli izleyici “hıncahınç” doldurmuş ve İzmir’deki hastalık “çoktan” unutulmuştu…

Biz Uğurtay’ın öyküsü’ne dönelim…

Yaklaşık 6 ay aradan sonra Preveze Koşusu’nda piste çıktı ve 1:23.93 ile tamamladığı 1400 metrelik koşuda Jebrah’ı geçti. “Ekrem, çok ara verdik, acaba geçilir mi diye biraz telaş yaptı ama kazanınca;

  • Tamam… Biz artık geçilmeyiz. Dedi”

İstanbul yarışları “var hızıyla” sürüyordu. Sağdan, soldan atların hastalandığı haberleri gelse de ilk 8 yarış günü tamamlandı. 3 yaşlı dönemine geçtiğimiz yıl kaldığı yerden başlayan Uğurtay, Triple Crown’nın ilk adımı olan Erkek Tay Deneme Koşusu’nu 5 Mayıs günü koştu. Yarışı ön grupta kabul ederek, 1400’de Gökhan ve Jebrah’ın arkasında üçüncü, 1000’de ikinci durumdaydı. 300’de liderliği aldı ama Aslanım ve Brune d’Or güçlü ataklarla aradaki farkı kapattılar. Uğurtay bu mücadeleyi, Aslanım’ın yarım boy önünde kazanabildi. Onun için zor bir koşu olmuştu. Sadi Harmanbaşı Banko’daki yorumunda; “Uğurtay kazandı ama bu bir tehlike çanıdır. Rakiplerin Uğurtay’a bu kadar yaklaşması, mesafe uzadıkça işlerin daha da tehlikeli olacağının işaretidir. Bu yıl Uğurtay’ı galiba geçecekler…” diyordu. Yavuz Sarıkaya ise; “Tay Deneme’de bayağı sıkıştırdılar. Atta rahatsızlık başlamış ama biz bunu anlamadık.” Neyse ki Sait Akson Koşusu var; burada görüşler biraz daha netleşecek…

11 Mayıs Cumartesi günü, “kim bilir ne umutlarla” hipodroma vardığımızda, hastalık gerekçesiyle 11 atın o günkü koşulardan silinmesine anlam verememiştik. Hastalık olduğunu biliyorduk ama boyutunun farkında değildik. 12 Mayıs Pazar günü komiserler kurulunun yaptığı açıklama her şeyi anlatıyordu:“ Yarış atlarında bulaşıcı olarak seyreden at gribi (equine influenza) hastalığından halen 127 at hastalanmıştır. Hastalık koşuların seyrine engel teşkil etmektedir.” Bu açıklama ile birlikte, hastalığın sönüşüne kadar koşuların ertelenmesine karar verildi. Durum gerçekten de çok ciddiydi. Bir gün sonra, hastalanan at sayısının 258’e yükseldiği açıklandı. 1985 yılı yarış takvimi, önce İzmir, sonra da İstanbul’da baş gösteren at gribi nedeniyle “darmaduman” olmuş, örneğin; Gazi Koşusu 7 Temmuz Pazar gününe ertelenmişti.

“Tay denemelerden sonra yarışlar durduruldu. Bakanlıktan gelen veterinerler, durumun çok ciddi olduğunu, değil yarış koşmak, atlarımızı idmana bile çıkarmayacağımızı söylediler. Tay Denemeden sonra 15 gün idman yapmadık, ondan sonra hazırlanıp Sait Akson yarışını koştuk.”

Sonrasında Yaşanan Kaza…

Yarış programındaki zorunluluk değişiklik nedeniyle Sait Akson Koşusu, Erkek Tay Deneme’den 49 gün sonraya alınmıştı. Bu koşunun da büyük favorisi elbette ki Uğurtay’dı. Start verildi ve koşusu başladı…

O da ne? Uğurtay ve Ekrem Kurt, daha start çıkışında, kapaklanıp yıkıldılar. Bu ne büyük şanssızlık… Yaşananlar unutulmaz bir olaydı. Önce derin bir sessizlik, sonrasında da hafif bir uğultu. Ekrem Kurt kıpırdamadan yerde yatıyor… Yazgı mı dersiniz, kaderin önüne geçilmez mi dersiniz bilemem ama Yavuz Sarıkaya ile Ekrem Kurt, bu koşu öncesi, ilginç bir diyalog yaşıyorlar:

  • Yavuz acaba en dış startı mı istesek?
  • Ne gerek var.
  • Ya bize bir start çıkarsa…
  • Şansımıza, ne çıkarsa…

 Sanki onun içine doğmuş gibi bir startı çektik. Ekrem, ya geç çıkıp kapanırsak diye telaş yapıyordu. Hızlı çıkmak için hamle yapınca, at arka ayaklarını ön ayaklarına yetiştirdi ve ikisi birden yıkıldılar… Nasıl yaptıysa, arka ayakları ile iki ön ayağının da zırh başlarını yarmış. At kaçtı, dizlerini falan yaralamış. Akşam Ekrem’e geçmiş olsuna gittim. Oturduk, konuştuk. Ertesi gün sahaya geleceğini söylemedi.”  Gördüklerimiz ve sonrasındaki gelişmeler bizler için de unutulmazdı. Önce derin bir sessizlik, sonrasında da hafif bir uğultu. Ekrem Kurt kıpırdamadan yerde yatıyordu… Bizim tribünden gözüken buydu.

Bir de Yavuz Sarıkaya cephesi var… O anda neler yaşamış olabilir? Levent Sarıkaya, bu koşuyu babasıyla birlikte izlemiş. Böyle bir gün elbette ki onun için de unutulmaz. “Ben çocuktum ama at yıkıldığı andan bir tek şey hatırlıyorum. Babam önce; [Ekrem’e ne oldu] dedi ve onun yanına gitti. Bir süre sonra geri döndü ve ata bakmak için ahıra gittik. Ben bir şey anlamadığım için, at bana çok kötü görünmüyordu. Babama:

  • Ne yapacağız?  Diye sordum.
  • Şimdi belli olmaz ama iyileşmezse Gazi Koşusu’nu koşmayacağız… Dedi.”  

Sonrasını Yavuz Sarıkaya’dan dinleyelim:

“Ben at sahibiyim. Böyle durumlarda ne yapılacağını bilmem, tecrübem yok. Atı hemen Veteriner Ali (Akşit) Ağabey’e gösterdim;

  • Yavuz atın durumu kritik. Gazi Koşusu da var ve bu at o yarışta olmayı hak ediyor.
  • Ali Ağabey benim için önemli olan tek şey atım. Gazi Koşusu’nu boş ver. Bu tay, bana olan vazifesini bu güne kadar fazlasıyla yaptı. Şimdi sıra bende.
  • O zaman bu at 3 gün ahırdan çıkmasın, mikrop kaparsa başımıza büyük iş açılır. Sonra bakıp, karar veririz. Dedi.

Uğurtay’ın iki antrenörü vardı. Biri İsmail Tokgöz, diğeri Mahmut Doğan. Onlara dönüp;

  • Duydunuz değil mi? At ahırdan çıkmayacak, sahaya gitmeyecek. Altı temiz olacak…

Ben, Uğurtay’ın Gazi’yi koşamayacağına kendimi alıştırmaya başlayıp, durumu aileme de söyledim;

  • Bu at bize her mutluğu yaşattı ve görevini fazlasıyla yaptı. Mutlaka Gazi’de koşacak diye bir şey yok. Biz bu koşuyu unutalım…

Ekrem’le Yollar Ayrılıyor…

Yaşanan salgın nedeniyle, Sait Akson ile Gazi Koşusu’nun arası 15 güne indirilmişti. Uğurtay 3 gün ahırdan çıkmayacak, sonrası meçhul… Gazi’yi koşamamak, hiç de ufak bir ihtimal olarak gözükmüyor.

“Canım sıkılmıştı, ertesi gün yarış yerine biraz geç geldim. Ahıra doğru giderken yolda karşılaştığım bir arkadaşım:

  • Yavuz, at nasıl?
  • Atı ne soruyorsun? Nasıl olacak, ahırda yatıyor…
  • Dalga mı geçiyorsun? Bu sabah Ekrem’le çalıştı; ben gözlerimle gördüm.

Şaşırmıştım… Hemen Antrenörümüz İsmail Tokgöz’ü buldum.

  • İsmail, sabah at çalıştı diyorlar, doğru mu?
  • Evet Yavuz Bey… Sabah Ekrem ahıra geldi; ata bir de ben bakayım dedi. Beğendi ve bütün mesuliyeti ben alıyorum diyerek atı çalıştırdı.
  • Kardeşim bu ahırın patronu ben miyim; yoksa Ekrem mi?

Çok sinirlendim ve iki antrenörü birden gönderip, Ekrem’le de yollarımı ayırdım… Üç gün sonra atı yeniden Ali Abiye gösterdim. Büyük favori, o da koşmayın diyemiyor. Doğrusu Gazi’de koşmayı hiç düşünmüyordum. Bu arada ağabeyim, antrenör Emrullah Alkan’la sözleşme yapmış. Bana da ısrar ederek Uğurtay’ın Gazi Koşusu kaydını o yaptı.”

Yavuz Sarıkaya o gün verdiği Ekrem Kurt’la yolları ayırma kararından dönme şansını yakalamış ama kullanamamış. Ok yaydan çıkmış bir kere…

“ Sadık Eliyeşil tarif edemeyeceğim kadar beyefendi bir insandı. Bu olaylar yaşanırken bana;

  • Bu akşam Ekrem ve Mümin (Çılgın) ile birlikte yemeğe gideceğiz sen de gel. Dedi.

 Ne ile karşılaşacağımı bilmediğim için teklifi kabul etmedim. Sadık Bey’in de Gazi koşabilecek iki atı, (Flore ve Makita) vardı. Sonradan öğrendim ki, Ekrem’in bizim atta çok hakkı olduğu için Uğurtay’a, Mümin Çılgın’ın da kendi atlarına binmesini isteyecekmiş. Ben bunu tahmin edemedim. Mümin de gelecek deyince… Ben de Mümin’i bindirmeyi düşünüyorum…” Hani “olacağın önüne geçilmiyor” deriz ya, bu da öyle bir şey. Yoksa Yavuz Sarıkaya’ya göre de; “Gazi Koşusu’nda Uğurtay’a binmek Ekrem’in hakkıydı…”

Gazi Koşusu ve Hemen Sonrası…

Erkek Tay Deneme Koşusu’nun sonlarında zorlanması, Sait Akson’da geçirdiği kaza, belki hepsinden de önemlisi Gazi Koşusu öncesi tam 8 gün idman yapmaması Uğurtay için “ciddi” soru işaretleri yaratıyordu. Excalibur ise, Sait Akson Koşusu’nda parlak bir birincilik elde ederken mesafeye yatkınlığını da kanıtladı.

İşler karışmıştı…

“Gazi’yi Excalibur kazanır… Uğurtay bu şartlarda kazanırsa, büyük iş başarmış olur.” diyenlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. Kuşkular vardı ama yine de favori Uğurtay’dı ve Gazi Koşusu’nu beklenenden de kolay kazandı…

Startla birlikte Excalibur liderliği aldı ve son 600’e kadar 1,5 boy farkla önde, arkasında da Uğurtay, Payidar, Aslanım ve Jebrah sıralanmışlardı. Uğurtay, daha 1800’de ikinciliğe girdi. Düzlüğe Excalibur yarım boy önde, Uğurtay ikinci durumda çıktılar. Son 400’de liderliği alan Uğurtay, Excalibur’la olan farkı 4 boya kadar çıkararak koşuyu “kenter” kazandı.

Yaşamadığımız için bilemeyiz ama tahmin edebiliriz. Gazi Koşusu’nu kazanmak tarifsiz bir mutluluk olsa gerek. Hele bunca olay ve yaşanan şanssızlıklardan sonra… Fakat Yavuz Sarıkaya bunun tadını çıkaramamış: “Yarışın ertesi günü yazlığa gittim. Gazi Koşusu bana keyif vermedi. Neden keyif almadım? Çünkü jokey değişikliği yaptık… O koşuda Uğurtay’a binmek Ekrem’in hakkıydı. O bir hata yaptı ama yine de atı ona teklif etmemem yanlış oldu ve sinirlendiğim için haksızlık yaptım…  Kızdığım zaman benim böyle fevri (birdenbire ve düşünmeksizin yapılan) hareketlerim vardır. Ekrem gibi bir adamın elinden atı aldım, hata ettim…

Triple Crown artık Uğurtay’a çok yakındır…

“Mesafe uzadıkça bu tayın işi zorlaşır” diyenler bile, onun Ankara Koşusu’nda geçilebileceğine vermiyorlardı. Ankara Koşusu’nda da liderliği alan Excalibur  yarışa tempo vermeye başladı. Bu kez biraz daha geride bekleyen Uğurtay, 1600’de üçüncülüğe girip, 600’de öndeki Excalibur’u yakaladı ve uzak farkla koşuyu kazandı. Şöyle bir düşünecek olursak… Bir tayın, bu koşullarda Triple Crown yapabilmesi… Uğurtay, hiç kuşku yok ki bunu başarabilecek  niteliklere sahipti…

Şampiyon 3 yaşlı döneminde 10 koşuya katıldı. Sait Akson dışındaki 9 koşudan 7’sini kazandı. 20 Haziran 1984’te kazandığı maiden’dan, 21 Eylül 1985 günü koşulan Ankara Koşusu’na kadar, tam 1,5 yıl  –Sait Akson dışında- 13 yarış, 13 birincilik… Karanimo-Seren I şeklinde sonuçlanan Cumhurbaşkanlığı Koşusu ve sonrasında da, Karanimo-Fethiyeli şeklinde sonuçlanan Fetih Koşularında 3. kaldı. Sezonu Prens Halim Sait Koşusu birinciliği ile noktaladı. Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nu izleyenler anımsayacaklar; potoyu Seren I önde geçti ama faul yaptığı gerekçesiyle sıra değişikliği olmuştu.

Şampiyona Yakışan Başlangıç ve Sonrası…

1986 sezonuna iki şampiyonla başladık: Seren I ve Uğurtay… Hafız da sezon ortasında onlara eklenince sayı üç oldu… Uğurtay sezona favori olarak girdiği KV-8 Talha Dinçel ve G3 TSYD koşuları birincilikleri ile başladı. Sıradaki İsmet İnönü Koşusu’nda iki şampiyon kozlarını paylaşacaktı. Seren I ve 1985’in şampiyon 2 yaşlı tayı Nur bu koşuyla sezonu açıyorlardı. Uğurtay koşuyu kazanırken Seren I ikincilikte kaldı. Yaklaşık 4 boy geriden gelip, Seren I’i geçmek, “bilenler, bilir” öyle kolay iş değildi. Ayrıca, 2000 metrelik koşu, o yıllar için 2:01.83 gibi çok iyi bir dereceyle sonuçlanmıştı.

Uğurtay’ın 3’te 3 ile parlak bir başlangıç yaptığı ve onun için 4 yarış süren sezonun  “perde arkasını” Levent Sarıkaya’dan dinleyelim; “Uğurtay sezona harika bir şekilde başlamıştı. Atın tabanları sorunluydu ama Veliefendi Hipodromu’nun çim pisti günümüze oranla daha yumuşak olduğu için,  bir problem yaşanmıyordu. O yılın Cumhurbaşkanlığı Koşusu, mevsim gereği sert ve kuru pistte koşuldu ve bu da Uğurtay’ın ciddi bir molet arızası yaşamasına sebep oldu. Atın 600’de şöyle bir sallandığını hissettik… Babam koşudan sonra, atın sakatlandığını ve bir daha koşmasının zor olduğunu söyledi.”       

Uğurtay’ın Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nda yaşadığı kolay atlatılacak bir sakatlık değildi. Temmuz ayı sonunda  sezonu kapattı. Geride kalan üç sezonun kısa bir muhasebesini yapalım mı? 23 koşuya katılıp, Sait Akson dışındaki 22’sini tamamlamış. Bu koşulardaki performans:  17 birincilik, 2 ikincilik, 3 üçüncülük… Kazandıklarının biri maiden, biri KV-7, biri sınıf, diğerlerinin hepsi  açık koşu. İkincilikleri maiden, üçüncülükleri de açık koşular. Fazla söze ne gerek…

Uğurtay 11 aylık aradan sonra, 1987 yılında da start aldı ama eski performansını yakalayamadı. Dördüncülük ve beşinciliklerle bu yıl tanıştı. 9 kez start alıp 2 koşu kazandı. Şampiyonun son yılını ve bu performans düşüşü konuşurken; “At Ekrem Abi kalsa, son yıldaki başarısız sonuçlar kesinlikle olmazdı. Uğurtay herkesin bildiğinden ve zannettiğinden de iyi bir attı. Ekrem Abi ile devam etse, gerçek potansiyelini gösterirdi. ”  diyen Levent Sarıkaya oldu.

Pekiyi… Yavuz Sarıkaya tüm bu yaşananlar için ne düşünüyordu?

“Uğurtay daha taylığında Sadık Bey ile Ekrem ikilisinin eline düşse çok farklı olurdu. O dönemlerde Dubai yarışları olsa, oralarda koşmayı çok isterdim. Başarılı olup, ses getireceğine emindim. Fakat at Ekrem’in altında olacak… Ekrem’le devam etseydik bu şanssızlıkların hiç biri başımıza gelmezdi… Böyle başarılar yakalayabilmek için at bulmak şart ama ekibi de bulmak şart. Seyisini, çalıştırıcısını, antrenörünü, jokeyini bulmak lazım. At tek başına yeterli olmuyor…”   

Uğurtay, onun için olumsuz sayılabilecek finale rağmen, son birinciliği olan Başbakanlık Koşusu’nda, “Beni unutmayın” dercesine; Urartu, Kapkara, Babaseyfi, Mehter, Dare-Devil, Üni gibi isimleri geride bıraktı. Demek ki bir şampiyonun vedası da böyle oluyor…

News Reporter

3 thoughts on “RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-25 / Bir Adım Önde Olanlardan; UĞURTAY

  1. acaba eliyeşil ekürisi aygırlarını dışarıya açsaydı neler olacaktı? hep bu soru aklımda… potansiyel şampiyon aygırlar tekel olacağım diye heba oldu… şimdi de kendileri de yok piyasada kan hatları kahyaları ipeklere kaldı… büyük ekürinin büyük sorunları olur derler ama eliyeşiller bence atçılığımıza hem damga vurdular hem de yazık ettiler…

    1. aynen katiliyorum , basta prince tudor-cihangir -karayel, royal shiraz dan diger atcilarda faydalansaydi karayel hafiz cartagena seren toraman gibi nice sampiyonlar cikacakti , bügün bir aygir yillik 120 asim yapabiliyorken hadi 120 olmasin 60 olsun türk atciligini ihya ederdi, özellikle 2000 guiness ikincisi prince tudor ve hypreion yavrusu cihangir ile cag atlardi türk yarisciligi, tamamen eliyesil ekurisinin bencilligi malesef baska diyecek birsey yok, özdemir atman bile castle risingi baska ekurilerin kisraklarina cekmistir , villa real-sun speed-helin bu yavrularindan bir kaci . karayel icin onu birkez calistiran zamanin en iyi ingiliz jokeylerinden birinin söyledigi ” 130 tfluk bir at ” sözü aklimda kalmistir , kacan tren büyük oluyor tipki knight line dancer gibi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir