RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-27 / 1 Jenerasyon, 3 Şampiyon

RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-27

1 Jenerasyon, 3 Şampiyon…

Reşat Yurday Köstem

Yaşadıklarımdan yola çıkıp bir itirafta (!) bulunursam, söylemek istediklerimi daha kolay anlatırım diye düşünüyorum. Lütfen siz de öyle düşünün, çünkü anlatacağım… Bu atların öykülerini yazarken, bir yandan da önümüzdeki ay ve ayların planlamasını yapıyorum.  Uğurtay’dan sonra, aklımdaki isimler Nadas ve Tünkut’tu.

İki yaşlı dönemlerinde yılın tayı olan bazı safkanlar, Gold Guard’ı anlattığımız bölümde yer aldılar. O günlerde, “bunların aralarında Ay Tudor da olmalı” diye düşünmüştüm ama sonra vazgeçtim. Çünkü Ay Tudor, sadece 2 yaşlı döneminde değil, sonrasında da şampiyon gibi koştu. Belleğimizde kalan, Nadas’la Ay Tudor’un birlikte koştukları 1974 yılı Gazi Koşusu ve buradaki jokey tercihi… 1986 yılı Gazi Koşusu’ndaki Hafız-Kapkara gibi… Sonuçta, aynı yıl doğan Nadas’la Ay Tudor’u birlikte yazmaya karar verdim. Nadas’ı en iyi anlatabilecek kişi Mümin Çılgın’la buluşup hazırlıkların önemli bir aşamasını da tamamladım.

Yaklaşık 50 yıl önceyi konuşacağımız için, o günleri ayrıntılarıyla akılda tutmak kolay değil…

Her koşulda Nadas’ın şampiyonluğu tartışılmaz… Ay Tudor “o kadar da değildi” diyenlere de saygı duyarım ama bu sonuca iki safkanı kıyaslayarak varmış olabilirler. Bu bölümde anlatacağımız üç ismi kendi aralarında kıyaslarsanız, Ay Tudor son sırada bile kalabilir. Fakat böyle bir değerlendirme; “Kim daha şampiyondu?” gibi oluyor…

Şimdi savunma… Bendeniz ya çok “balık” hafızalı olduğumdan, ya da olayların akışı gerekli parçaları birleştirmemize yardım etmediği için önemli bir noktayı kaçırmışım. Nadas ve Ay Tudor gibi 1971 yılında doğmuş, onlarla birlikte koşmuş ve adı şampiyonlar listesinin ilk sıralarından hiç düşmeyecek bir atımız daha var. Çoğumuzun gözünden kaçan bu gerçeği fark edince, durum değişti. O atın adını söyleyince; “Bayağı erken fark etmişsiniz…” derseniz size kırılmam.

Evet, ne diyorduk? Nadas ve Ay Tudor’un yarışlarına bakarken karşımıza üçüncü bir isim daha çıktı. Öyle tartışılacak, “dudak bükülecek” gibi değil, gerçek bir şampiyon. Anımsadınızsa tebessüm edersiniz. Bizim gibi dikkatinizden kaçmışsa,  hayret edersiniz. O at; Tünkut…

Ay Tudor, Nadas ve Tünkut… Bu 3’lü 1971 doğumlu, aynı jenerasyonun tayları. Ay Tudor ve Nadas’ın 4 yıl,  Tünkut’un 8 yıl pistlerde kalması, onları birlikte anımsamamızı zorlaştırıyor. Bizden daha genç arkadaşlarım da; “Abi nasıl olur? Ben Tünkut’ seyrettim…” diyorlar. Doğru. Tünkut 1980 yılının sonuna kadar koştu. Ay Tudor ve Nadas, 1976 yılı ekim ayında ve 2 hafta arayla pistlere veda ettiler. Sahaya 1977’den itibaren gelmeye başlayanlar için bu üçlüyü birlikte anımsamak zorlaşıyor…

1970’lere Seyahat…

70’lerin başı; Sadettin…

1968’de başlayan Rocky Mountain, Golden Lion, Verones mücadelelerini izleyenler anlata, anlata bitiremiyorlar… Onları Ömer Halim Aydın’dan bir dinleseniz, doyamazsınız. Ben Rocky Mountain’ın hayranlarındandım ama diğer ikisini izlemedim. 1969 yılında Sadun Atığ’ın Sadettin ve Sadrettin’i, Galip Ekenler’in Kılıçaslan ve Sancar’ı, daha kısa mesafelerde de Zühtü Erişen’in atları Gülay ve Sumru sahaya geliyorlar. 1970 yılı yarışçılığımızda bir milat… Triple crown yapan Sadettin, sezona damga vuruyor.

Hemen ardından,  Eliyeşil Fırtınası…

Bir yıl sonra Minimo… Dişi olduğu için, beş klasik koşunun dördünü de kazanarak triple crown yapan tek isim. Hani Erkek Tay Deneme’yi de koşabilse, kesin onu da kazanırdı… 3 yaşında Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Cumhuriyet Senatosu koşuları gibi kendinden yaşça büyük rakiplerle mücadele ettiği, sonraki yıllarda G1 olan, 3 açık koşuda da kimseye şans tanımayan yine o… Erkek ve Dişi Tay Deneme koşuları 1985’te başlayan uygulama ile G2 olarak koşulup, daha sonra G1 düzeyine yükseltildiler. Bu yönüyle bakarsak, Minimo 3 yaşlı döneminde 6 G1 koşu kazanmış. Şimdi olsa, 7 grup G1… 1972 yılında da Cumhurbaşkanlığı Koşusu birinciliği ile pistlere veda etti.

Minimo’nun Triple Crown yaptığı 1971 yılında, Eliyeşil Ekürisi’nin 2 yaşlı tayı Akkor geldi. Bu safkan, ilk kez düzenlenen Kraliçe II. Elizabeth Koşusu ve bir yıl sonraki Gazi Koşusu’nun birincisi olarak anımsanır ve üzerinde pek durulmaz. Halbuki iki yılda 16 yarış koştu; bunlardan 11’ini kazanıp, 4’ünde 2. kaldı. Gazi ve Ankara koşuları birincisi, Erkek Tay Deneme’de Red Tiger’a geçilerek 2. olmuştu. Tabela dışı kaldığı tek yarışı da ekürisi Minimo’nun kazandığı 1972 Cumhurbaşkanlığı Koşusu. Akkor o yarıştan sonra pistlere dönemedi. Aynı yıl, bu kez yarış ve yetiştiriciliğimizin lider ismi kabul edilen Karayel sahaya geldi ve aralarında Kraliçe II. Elizabeth, Çaldıran da olmak üzere 5’te 5 yaptı. Kısacası; nereye baksanız Eliyeşil Ekürisi’ni görüyordunuz…

1973; Karayel Yılı…

O da Minimo gibi, 3 yaşlı döneminde G1 düzeyindeki 6 açık koşunun galibi… Triple crown yapan ve kazanmadık klasik koşu bırakmayan yavrular veren, katıldığı 18 koşuyu da kazanarak hiç geçilmeden pistlere veda eden, Guinness Rekorlar Kitabı’na girerek uluslararası üne kavuşan unutulmaz atımız…

Halef Selef Meselesi…    

1973 yılında sahaya gelen 2 yaşlı taylar, elbette ki Karayel’in gölgesinde kalacaklardı… Yıldız olabilmek için çok şey başarmak zorundaydılar ve Ay Tudor’un gerek performansı, gerek pedigrisi bunu çağrıştırıyordu. Karayel (Prince Tudor-Linda/Cihangir), Ay Tudor (Prince Tudor-Ay İzi/Cihangir) orijinli. 4/3 kardeşler ve pedigrilerindeki Prince Tudor ile Cihangir, yetiştiriciliğimizin temel aygırları. Prince Tudor daha önce; Shirley, Cathy, Tuğrulbey gibi çok sayıda açık koşu atı, 1965 doğumlu Lovely Prince ve 1966 doğumlu Rocky Mountain gibi başatlar da vermişti. Yavrularından Prince Charming, doğrudan haraya alınıp başarılı bir aygır olmuştu.

Şadi Eliyeşil de, Prince Tudor’u aygır yapmak amacıyla 1963 yılında İngiltere’den ithal ediyor. 1961 yılında 2000 Guineas’ı kazanan Rockavon ve 2 boy geride 2. kalan Prince Tudor, o koşuda 66/1’lık oranlarıyla ciddi bir sürprize birlikte imza atmışlar. Prince Tudor’un babası Eclipse St. galibi King of The Tudors, mesafe limitli ve 2000 metreye kadar başarılı olan yavrular vermiş. Annesi Fragnant Honey’nin de sürat yönü ağır basan bir kısrak olduğu belirtiliyor. Bu bilgilere, Türk Atçılığı’nın önder pedigri analizcileri Sait Akson ile Osman Atakol sayesinde ulaşabiliyoruz. Yeri gelmişken, onlara teşekkür borçlu olduğumuzu bir kez da hatırlayalım. Türk atçılığının hafızalarıydılar. Bu günkü birçok bilgiye onlar sayesinde ulaşabiliyoruz.

Ay Tudor’un annesi Ay İzi’nin, 1966 yılı Kısrak Koşusu’nda yaşadığı şanssızlıkta yine Sait Akson’un anılarında yer alıyor. Başlığı çıkmasına rağmen, mücadeleden kopmayıp,  koşuyu 3. tamamlamış. Gazi’de Pikehan’a geçilerek 2. kalmış ama Ankara ve Cumhurbaşkanlığı koşularını kazanırken bu rakibini 2.’likte bırakmayı başarmış. Prince Tudor’un en çok aşım yaptığı kısrak Ay İzi olsa gerek. Sahaya gelen 8 yavrusu Prens Tudor’dan ve aralarında; Tudor İzi, Handsome, Avalanche, Challanger gibi çok başarılı isimler var.

Ay Tudor’un 2 yaşındaki performansı da, geçilmezlik dışında, Karayel’i aratmıyor. İlk startı olan Andronicus Koşusu’na favori olarak girdi ama son metrelerde temposu düşünce Şiir’e geçilmekten kurtulamadı. O yılki koşuya İstanbul’da düzenlenen XI. Asya Yarışçılık Konferansı nedeniyle Japonya’dan getirilen kupa konmuştu. Ay Tudor’un bu kupayı kazanarak yarış yaşamına başlayamaması gerçekten şanssızlık… Geçildiği bu yarış sonrası, biri maiden olmak üzere 8 koşu, 8 birincilik… TYAYSD ile başlayan açık koşu birincilikleri serisi, İstanbul’daki II. İnönü, Tay Deneme, Burhan Karamehmet ve Kraliçe II. Elizabeth Koşusu ile devam edip, Ankara’daki Çaldıran Koşusuyla son buldu.

Ay Tudor TYAYSD Koşusu’nu, 2’de 2 yaparak gelen Gülsen’in 3 boy önünde tutarak kazandı. Sonraki yarışlarında da benzer biçimdeki birinciliklerini izledik. Kraliçe II. Elizabeth Koşusu’nda bu kez 4’te 4 yaparak gelen Gülsüm Eliyeşil’in dişi tayı Özlem’le kapışmaları bekleniyordu ama gerçekleşmedi. Çünkü Ay Tudor, kolay birinciliklerinden birini daha elde ederken, Gülsen 2., Özlem 3.’lükte kaldı.  En zorlandığı yarış, sezon finali olan Çaldıran Koşusu’ydu. Özlem startla birlikte hızlanarak koşunun liderliği alınca peşine de Ay Tudor düştü. Ay Tudor düzlükte liderliği aldı ama yüksek tempodaki mücadeleden, iki tay da çok yıpranmıştı. Eliyeşil Ekürisi’nin diğer safkanı Uygar, Ay Tudor’u sonlarda hayli sıkıştırsa da farkı ancak 1 boya kadar indirerek 2.’likte kaldı.

1973 yılı Yarış ve Yetiştiricilik dergisinin 2 yaşlılar bölümünde Gülfer Özsoy (Taneri); “Yılın bu önemli koşularını inceledikten sonra, bizce Ay Tudor, Gülsen, Özlem, Uygar, Princess Nur ve Şiir’in üç yaşlıların klasiklerinde yer alacak taylar olabilecekleri ortaya çıkar.”  diyor. Nadas ile Tünkut’un adları ise yazının son bölümünde umut veren taylar olarak geçiyor. Serbest Handikap’ta Ay Tudor 62 kilo ile bir numara, Nadas 56, Tünkut 55,5 kilo.

Bu fark, 2 yaşlı dönemlerindeki performanslarından kaynaklanıyor. O yıl Ay Tudor ile Tünkut 9 kez, Nadas 3 kez start almış ve birlikte hiç koşmamışlar. Tünkut’un yarışları arasında açık ya da üst düzey koşu yok. Nadas ilk startında maiden’dan çıkıp, sonrasında da Şiir ve Gülsen’i geçerek I. İnönü Koşusu’nu kazanmış, fakat KV-6 Anadolu Hisarı Koşusu’nda Özlem’e geçilmiş. Ay Tudor ve Nadas yarış yaşamlarına haziran, Tünkut temmuz ayında başlamış.

Ay Tudor

Tünkut’u ayrı bir yere koymak gerek. Çünkü öyle ciddi bir sakatlık yaşadı ki, “bu at artık sahaya dönemez.” dediler… Aslında bundan da öncesi varmış. Bizlerin anımsamadığı bu şanssızlığı Zekeriya Aydın’dan öğreniyoruz; “Tünkut’un tandonu iyi değildi. Ben o dönemler atlı spordaki atlarla da ilgileniyordum. Özdemir (Atman) Ağabeyimden öğrendiğim alçılı bandajı bu tür sakatlığı olan atlara uygulayarak tedavi ediyorduk. Bu bandajları dişçilerin kullandığı alçıyla yapıyorduk. Tünkut’u, Şişman Tünkut  (Aksungur) ve Yusuf Dikman birlikte hazırlıyorlardı. Atı bana getirdiler, onun ayağına da alçılı bandaj yaptık. Bandaj çıktıktan sonra, erken idmana almışlar. Ayağı uzun süre alçıda kaldığı için kireçlenme yapmış. Hemen idmana başlayınca da at topallıyor. Tedirgin olmuşlar ama sebebini söyledim ve geçecek dedim. Programlı bir şekilde çalışmaya başlayınca, topallığı falan kalmadı. Hiç unutmuyorum, ilk yarışını koşunca bana beş lira ikramiye verdiler…”

Bizler Zekeriya Aydın’ı Eastern Star’a uyguladığı alçılı bandajla bilirdik. Demek ki daha öncesi de varmış. Eastern Star’la aldığı sonuç, yarış yerinde devrim gibi olmuştu. Atlı spora binek olarak verilen Eastern Star, sahaya yeniden dönüp, 1982-84 arası koştuğu 12 yarışta, 7’si açık koşu olmak üzere 9 birincilik, 2 ikincilik, 1 dördüncülük elde etti. TJK 9 bin liraya satın alarak aygır kadrosuna kattı ve çok başarılı yavrular verdi.             

1973 sezonu sonunda hakim olan görüş; Karayel ile Prince Tudor’un halef selef olacaklarıydı… “Bu da ne demek?” diye soran çıkabilir. “Birinin ardından, onun yerine geçmek” anlamında kullanılan Arapça bir tamlama. Şimdilerde ne diyorlar bilemedim… Burada Karayel selef (öncül); Ay Tudor halef (ardıl) oluyor…

Aile Boyu Atçılık…

Avram Barokas

Prince Tudor’un sahibi, spor ve atçılık dünyasında tanınmış bir isim, Avram Barokas’tı. Yarış yerinin en sevilen kişilerinden biriydi dersek, abartmış olmayız. Nasıl tarif etsem? Hayat dolu, sevecen, herkesle dost olabilen, alçak gönüllü gibi sözcükler ona çok yakışıyor ama sanki daha fazlasıydı… Prens Tudor ile birlikte aynı yıl Prince Nur’u da satın alıyor. Prince Nur’un adı sanırız soy kütüğü yazanların dalgınlığına denk gelmiş. Bu tay aslında bir “prens” değil, prenses. Çünkü dişi… Bizlerin isimlerinde bu tür yanlışlar olduktan sonra, atlarda olmuş, çok mu?

Avram Barokas bu iki tayı, 1967 yılında ölen Şadi Eliyeşil’in mirascısı Kevser Gücüm’den, eşi ve kızının önerisiyle satın alıyor. Belli ki onlar da atları çok seviyorlardı. Çünkü kendi atları koşsa da koşmasa da, her hafta sonu, “ailecek” tribündeki yerlerini alıyorlardı… Aslında çok ilginç bir alım olmuş, anlatacağım. Prince Nur (Prince Tudor-Nuray/Cihangir) orijiniyle Ay Tudor’un 4/3 kardeşi ve 2 yaşlı dönemine 3’te 3 yapıyor. Ertesi yılın Ankara Koşusu birincisi, Kısrak Koşusu ikincisi. 1973 yılında sahaya 78 tay gelmiş ama sadece bugün anlattığımız üç şampiyon değil, bakın aralarında kimler var…

Avram Barokas, “at yarışlarının başkenti” dediğimiz Bakırköy’de 1926 yılında dünyaya gelmiş. Sporun her türüyle ilgili, fırsat bulduğunda koşan, futbol ya da basketbol oynayan, yüzen genç bir adam. Kızı Gina Alkaş’tan öğrendiğim bir gerçeği de –dedikodu gibi olacak ama- sizinle paylaşmak istiyorum; “Annem de çok iyi yüzerdi. Heybeli ile Burgaz arasında yüzerlerken babam annemi tavlamış…” Futbol ile basketbol arasında karar veremeyen bu çocuk, daha 13 yaşında 1.89 boya ulaşınca basketbolu seçiyor. Yıl 1939… O yıllarda her sayıdan sonra, oyun hava atışıyla başlıyor (muş). Bu nedenle pivotlar çok değerli. Hele bir de Avram Barokas gibi, hava atışlarında topu üst kısmından kavrayacak kadar büyük elleri varsa…

Yaşından dolayı “küçük” diyorum. Aslında hayli yapılı ve babası bu nedenle de yaşını büyütüp, onu bir yıl önce okula gönderiyor. Beyoğluspor, sonrasında “yenilmez armada” Galatasaray ve milli takım. Yaşanan lig şampiyonlukları, kazanılan kupalar,  1951 Avrupa Basketbol Şampiyonasındaki dördüncülük. Basketbolda 4. olan takımlara da o yıllarda madalya veriliyormuş ve dedesinin madalyası Emir Alkaş’ta. Türkiye’nin basketbolda, 2010 yılı dünya ikinciliğine kadar, bu düzeyde bir başarısı yok. Basketbolla ilgili bilgi ve tüyolar euroleauge asistan koçu Emir’den…

Avram Barokas’ın at yarışlarıyla ilgisine gelince…

Sahip olduğu ilk at, 60’lı yıllarda koşan Dumanali ama çok daha öncesi, sıkı bir yarışsever ve müşterek bahis katılımcısı… Hem de nasıl… Arkadaşlarıyla birlikte hiçbir yarış gününü kaçırmıyorlar. Yarışlar nerde, onlar orada… Başka şehirlerde de olsa fark etmiyor. Çünkü müşterek bahse katılmak için oraya gitmek gerek. Bu tutkusu pek baş edilecek gibi değil. Emir Alkaş; “Dedemin atçılığa başlaması annem ve anneannemin önerisiyle olmuş.” diyor. Bunun ayrıntılarını Emir’in annesi Gina Alkaş’tan öğreniyoruz; “Fikir benden çıktı. Babam sporcu ruhlu birisiydi. Eğer at alıp onları yarıştırmaya başlarsa, müşterek bahisten çok, atlarıyla ilgilenecekti. Annemle birlikte karar verip, babamı atçılık yapmaya teşvik ettik. Atlarla meşgul olmaya başlayınca, müşterek bahis tutkusu eskiye oranla yok denecek kadar azaldı.”

Avram Barokas böylece, “Üçüncü koşuyu kim kazanır…” diye hesaplar yapmayı bir yana bırakıp, kendi atları ve onların koşacağı yarışlarla ilgilenmeye başlar. Sahip olduğu taylar, geleceğin şampiyon adaylarıdır… Sahadaki yakın arkadaşları ona “börek” derlerdi. Emir Alkaş’ın tahmini, bu takma adın basketboldaki fast break’ten geldiği.

Kayınpederinin at yarışına pek sıcak bakmadığı söylenir ve arkadaşları “belli etmeden atçılığı nasıl sürdürüyorsun?” diye takılınca, “bu konudaki başarısını” gülerek anlatırdı… Yakın dostlarından Semiral Bilbaşar, “Atlar” adı kitabında şöyle yazıyor: “Taksim, Tarlabaşı’ndaki Güneş Apartmanı’nda kayınpederi ile birlikte oturduklarından Ay Tudor’un kazandığı kupaları evine götüremez ve bu kupalar benim ahır bloğumdaki odamda muhafaza edilirdi.”  Bu sorun çözüldükten sonra, kupalar gerçek yerini bulmuş…

Gazi Koşusunda Oluşan Trio

1974 yılının Nisan ayındayız… 3 yaşlılar için yarış yaşamlarının en önemli dönemi başlıyor. Çünkü önlerinde, kıyasıya mücadele edecekleri koşular var. Büyük sınavlara hazır olmak, yarış tarihine adlarını yazdırmak için kaybedecek zamanları yok… Ay Tudor ve Tünkut 24 Nisan günü aynı koşuda, Nadas da bir gün sezonu açtı. Nadas dişi olduğu için üçlünün bir araya gelmeleri de Gazi Koşusu’nu buldu. Ay Tudor ile Tünküt daha ilk startları olan 1600 metre mesafeli Akif Akson Koşusu’nda buluştular. Ay Tudor kaldığı yerden devam ederek koşuyu kazanırken, Tünkut; Özlem ve Boy Sie’ye de geçilerek 4.’lükte kaldı. Sezonun ilk klasiği Erkek Tay Deneme Koşusu’nu Ay Tudor yine çıktığı gibi ve uzak farkla kazanırken, “aslında” 105 kuruşluk ganyanıyla herkesin beklediği sonucu aldı diyebiliriz. Tabelanın diğer sıralarını; Boy Sie, Tünkut ve Uygar paylaştılar. Kazım Yıldız’ın bindiği Ay Tudor, 1600 metrelik koşuda 1:35.98 gibi iyi bir derece gerçekleştirmişti. Günün bir sonraki yarışı Dişi Tay Deneme Koşusu’nda; Altıngül, Nadas, Gülsen, Özlem, Prince Nur, Sağdune ve Serbest Handikap’ta bu rakiplerinin çoğunu 17,50 liralık ganyanıyla geride bırakan Scorpion yer alıyordu. 13,25 lira ganyanı olan Scorpion, Dişi Tay Deneme Koşusu’nu da 1:37.18 ile kazanırken Nadas’ı 2.’likte bıraktı. Dişi Tay Deneme Koşusu, erkeklerin yanında, pek akıllarda kalacak bir koşu değildi.

Gazi’den önceki son durak bir hafta arayla koşulan Sait Akson ve Kısrak koşularıydı. Kazım Yıldız’ın bindiği Ay Tudor Sait Akson Koşusu’nda iterek liderliği aldı. Uygar, Boy Sie ve Promise birlikte onu takip ediyorlar, Süleyman Akdı Tünkut’la bu kez daha geride, bekleme yarışı yapıyordu. Ay Tudor düzlüğe 3 boy önde çıktı ve Kazım Yıldız son 200’de çalışmaya başladı. Boy Sie ile Tünkut da aralarında mücadele ederek Ay Tudor’a yaklaştılar ama farkı ancak 1 boya kadar indirebildiler. Tünkut’un Boy Sie’den 2.’liği fotoda kurtardığı 2200 metrelik koşunun son 1000 metresi 1:02, bitiş derecesi 2:19.26 olmuştu.

2100 metrelik Kısrak Koşusu’nu ise Nadas, 1980 yılına kadar yapılan en iyi derece 2:12.36 ile kazandı. Koşunun son 1000 metresi de 1:01 olmuştu. Nadas’la sabırlı bir bekleme yarışı yapan Kazım Yıldız, son 200’de liderliği alan Prince Nur’u bir anda pistin içine doğru kayarak avladı ve koşuyu yarım boy farkla kazandı. Bu kez dişilerin yarışı daha göz doldurucuydu ve Ay Tudor, uzayan mesafede zorlanmıştı. Gazi Koşusu’nu kimin kazanacağından çok, Ay Tudor’un bu mesafeyi çıkarıp çıkaramayacağı, Kazım Yıldız’ın Ay Tudor’a mı, yoksa Nadas’a mı bineceği konuşuluyordu. Yarışın hızlandıracak atların olması favori gösterilen Ay Tudor’un işini daha da zorlaştırabilirdi. Gazi Koşusu’na kadar olan 15 günlük süreç bunları konuşmakla geçti.

Nadas

Nadas; Yeni Sahip, Yeni Jokey…

Koşuya az bir zaman kalmıştı…

Gazi’ye katılacak tay sayısının çokluğu kadar, Mümin Çılgın adının koşuya katılacak hiç bir atla anılmaması da dikkati çekiyordu. İşte o günlerin bir idman sabahı sonrası, Mümin Çılgın hipodromda çıkıp, Ataköy’de sahibi olduğu kafeye geldi, çayını söyledi ve düşünmeye başladı. Artık bu işi bırakmanın zamanı mı geliyordu? Kafasında böyle “gelgitler” oluşurken, arkadan bir ses duydu:

  • Mümin Hoca merhaba…” Döndü, baktı; Ali Rıza Demirtaş. Cemal Kura Ekürisi’nin antrenörü.
  • Merhaba Ali Rıza, buyur gel…
  • Cemal (Kura) Bey selam söyledi. Yarın sabah bizim atı (Nadas) çalıştırıp, Gazi Koşusunda binmeni istiyor.
  • Sizin ata Kazım (Yıldız) binmiyor mu?
  • Kazım, bu sabah Ay Tudor’a bineceğini söyledi.
  • Pekiyi… Sabah görüşürüz.

Mümin Çılgın, Cemal Kura’nın atlarına biniyordu ama ekürinin baş jokeyi Kazım Yıldız’dı. Örneğin; Kısrak Koşusu’nda Nadas’a Kazım Yıldız, Sağdune’ye Mümin Çılgın binmişti. Mümin Çılgın’ın Nadas’la Gazi Koşusu’nda buluşması, onun meslek hayatındaki geleceğini büyük ölçüde etkiledi diyebiliriz. 1960 ve 1965 yıllarında 2 kez Gazi Koşusu kazanan Mümin Çılgın, Nadas ve sonrasında altı safkanla daha Gazi Koşusu kazanarak birincilik sayısını dokuza çıkardı. Bu birincilik,  günümüze kadar kırılamayan bir rekorun adeta başlangıcı olmuştu… Nadas’ın Gazi Koşusu galobundan sonrasını Mümin Çılgın’dan dinliyoruz; “Ben zaten koşuyu Nadas’ın kazanacağına inanıyordum. Galobunu yaptım ve bir yerlerde kapanmazsa, koşuyu bu at kazanır dedim. Ay Tudor o mesafenin atı değildi. Nadas daha fuleli bir attı.” 

Böylece Nadas1ın yeni jokeyi Mümin Çılgın olmuştu. İlk 6 yarışının 5’inde Kazım Yıldız, 1’inde Ekrem Kurt; sonraki 15 yarışın 14’ünde Mümin Çılgın, 1’inde Mustafa Yüksel bindi. Cemal Kura’nın yetiştiricisi olduğu Nadas, 2 yaşlı döneminde onun adına koşup, 3 yaşından itibaren de Cemal Kura’nın iş ortağı Sedat Üründül’ün oldu. Cemal Kura 1974 yılındaki en iyi safkanı Nadas’ı, yeni bir atçı kazanmak amacıyla ortağına devredip,  Sağdune ve İlay’ı kendi adına koşmuştu. Nadas’ın yavrularından Oğlu ve Baba Seyfi de Sedat Üründül’ün yetiştiricisi ve sahibi olduğu safkanlardı.

Cemal Kura bu tür şaşırtıcı davranışları olan, eskilerin deyimiyle “nevi şahsına münhasır” biriydi… Fazla Arapça mı oldu? “Kendine özgü davranış ve karakteri olan kişi” demek istedim. İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu 3 mühendis, Cemal Kura, Sedat Üründül ve Hayri Bingöl 1966’da da Palet İnşaat’ı kuruyorlar. Cemal Kura, aynı yılı doğan tayı Palet’le 1969 Gazi Koşusu’nu kazanmıştı… Bu üçlü 1983 yılında kazandığı, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamındaki Atatürk Barajı ve Hidroelektrik Santrali yapımı ihalesiyle adını Türkiye’ye, hatta yurt dışına duyurdu. Ortaklık, diğer katılımcıların “en az bir yabancı yüklenicinin (müteahhidin) olması gerekliliği” gibi ısrarlarının aksine sadece Türk firmalarından oluşturuldu. 10 yılda bitirilmesi gereken proje; 11 bin çalışanla, 8,5 yılda tamamlanarak büyük övgü aldı.

Nadas

Hoşgeldin Şampiyon…  

Kısrak Koşusu ve özellikle Sait Akson Koşusu’ndaki görüntüler, birçok at sahibinin iştahını kabartmış ve 1974 yılı Gazi Koşusu, 18 atın mücadele ettiği kalabalık bir yarış olmuştu. Sait Akson Koşusu’nda 5 erkek tay mücadele ederken, Gazi Koşusu’na katılan erkek tay sayısı 9’a yükseldi. Ay Tudor’un Sait Akson Koşusu’nda sallanması, Kısrak Koşusu’nda daha iyi derece olmasına rağmen koşuda ön plana çıkan isimler yine erkek taylardı. 9,20 lira ganyanı olan Nadas, yarışseverlerin büyük bölümüne “Kusura bakma, yanılmışız…” dedirtircesine koşuyu kazandı… “Nadas Gazi’de en şanslı at” diyenler bile ondan bu kadar parlak bir performans beklemiyorlardı.

Koşunun son 600’ünde temposunu yükselten Ay Tudor, düzlüğe lider çıktı. Boy Sie ile Tünkut hemen peşine düştüler ama herkes Nadas’a odaklanmıştı… Çünkü bu dişi tay, müthiş bir sprintle, rakiplerinin yanında hiç oyalanmadan liderliği aldı, arayı açmaya başladı ve Gazi Koşusu’nu uzak farkla kazandı. Ay Tudor, Boy Sie ve Tünkut’un tabelanın diğer sıralarındaki yerleri, foto finişle belirlendi. Son 1000 metresi 1:02 ile geçilen koşunun derecesi 2:29.90 olmuştu.

Nadas; Our Guile ile Big Romance’ın yavrusu. 1959 doğumlu Our Guile, İngiltere ve Fransa’da başarılı yarışlar yapmış bir isim. Babası Court Martial, Fair Trial-Fairway-Phalaris hattının en başarılı temsilcilerinden biri olarak gösteriliyor. Annesi Lady Grand’ın, Our Guile’dan bir yıl önce verdiği İrlanda Derbisi galibi ve St. Leger ikincisi Your Highness Japonya’da aygırlık yapmış. Nadas’ın annesi Big Romance, 1967 yılında Türkiye’nin en iyi 2 yaşlı dişi tayı ve o yıl Eroica’yı geçmeyi başaran tek isim, Nadas da onun ilk yavrusu olarak anımsanıyor.

Pedigrisi mesafe atı olduğunu işaret eden Nadas, kazandığı iki klasik koşu sonrası Cumhurbaşkanlığı Koşusu birinciliği ile de bu özelliğini ve sınıfını bir kez daha gösterdi. Kısrak Koşusu’na kadar pek ön plana çıkamayan safkan, yarış hayatının bundan sonrasını tam bir şampiyon gibi geçirdi… 26 Mayıs 1974’ten yarış yaşamını noktaladığı 31 Ekim 1976 tarihine kadar 16 açık koşuda 13 birincilik, 2 üçüncülük, 1 dördüncülük elde etti. Romance’tan sonra Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nu 3 yıl (1974-75-76) ardışık olarak kazanan ikinci isim oldu ve henüz üçüncüsü de çıkmadı…

Tünkut ve Ay Tudor İçin Kötü Bir Sezon…

Ay Tudor ve Tünkut 3 yaşlı dönemlerini şanssızlıklarla kapadılar ve 1975 yılını “en hafif deyimiyle” kötü geçirdiler. Ay Tudor’un, 11 yarış süren geçilmezlik serisi Gazi Koşusu ile sona ermişti. Bir ay sonra pistlere yeniden dönüp, 1800 metrelik Talha Dinçel Koşusu’nda Boy Sie’yi uzak, İsmet İnönü Koşusu’nda Sağdune’yi 4 boy farkla geride bırakarak kazandı. Sırada Türkiye Jokey Kulübü Koşusu vardı. 2400 metrelik koşuya 2. durumda başlayan Tünkut, 1000’de liderliği aldı. Ay Tudor da 800’de 2.’liğe girdi. Bu iki safkanın, son 400’de başladıkları mücadelede Ay Tudor avantajlı gibi görünse de, Tünkut ve jokeyi Kadir Altınöz mücadeleden hiç vazgeçmemenin ödülünü, bu önemli koşuyu yarım boy farkla kazanarak aldılar. Tünkut; 3 kez geçildiği güçlü rakibini ilk kez geride bırakıyordu.

TJK Koşusu ile sezonu kapatıp, 7,5 ay sonra pistlere dönen Ay Tudor, “doğrusu” hepimizi şaşırttı… O güne kadar koştuğu 17 yarışın 14’ünü kazanıp 3’ünde 2. kalan şampiyon, Ankara’daki 2 yarışında da tabela dışında kaldı. Bu büyük bir oldu. Cevdet Bilgişin Koşusu’nda mesafe 1600, Karacabey Koşusu’nda 2000 metreydi. İki koşuda da çim pist çok ağırdı ama sorunun kaynağı bu olmasa gerek. Ay Tudor, kötü yarışlarından 14 gün sonra 27 Mayıs Koşusu’nu ve ondan bir hafta sonra da İsmet İnönü Koşusu’nu kolay kazandı ama… 27 Mayıs Koşusu’ndaki yasaklı madde testi pozitif çıktığı için diskalifiye edilince, pistlerden bir yıl uzak kaldı.

TJK Koşusu galibiyeti sonrası, Tünkut için “her şey yoluna girdi” deniliyordu ama aksilikler onun peşini bir türlü bırakmıyordu. Hem de ne aksilik… Tünkut bu kez,  Prince Nur’un ardında ikinci kaldığı Ankara Koşusu’ndan topallayarak çıktı. Sonrasını atın sahibi Tünkut Aksungur’dan dinleyelim; “Veteriner hekim kontrolü ve çekilen film sonucu Tünkut’un sol ayak bileğindeki Sesamoid kemiğinde kırık tespit edildi. Bu öyle bir kırıktı ki; değil bizde, yarışçılıkta çok daha ileri ülkelerde bile tedavisi mümkün değildi. Veteriner hekimler ve otoriteler, Tünkut’un yarış hayatının kesin olarak kapandığını söylüyorlardı. Ben, atımın acısını dindirmek, tedavi etmek ve tekrar yarışır duruma getirmek için her şeyi yapmak, denemek kararındaydım”.

Tünkut

Tünkut; sonu pek umut vermeyen bir yolculuğa çıkıp, tam 53 hafta pistlerden uzak kaldı ki bu en azından bir yılın kaybı anlamına geliyordu. 1975 yılı eylül ayı sonunda koştuğu 2 şartlı koşuda Zörbekli’ye burun, 21 Aralık günü koştuğu 3 şartlı koşuda Quick Judgement’a baş farklarıyla geçildi. 28 Aralık tarihinde de 3 şartlı koşuyu Rain Breeze’i uzak farkla geride bırakarak kazandı.

1974 sezonunda rakiplerine üstünlük sağlayan Nadas, start aldığı 7 yarıştaki 2 klasik koşu galibiyetine, Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nu da ekleyerek birincilik sayısını 5’e çıkarmıştı. Hepimiz yeni şampiyonu alkışlıyorduk… Bu sonuç, şampiyon bir ata yakışan performanstı ama şunu da unutmamak gerek; şampiyon da olsanız, hiç ummadığınız bir rakibe ya da rakiplere geçilebilirsiniz… Nadas da bunun iki ilginç örneğini 1974 ve 1975 yıllarında yaşadı. Mümin Çılgın’dan dinliyoruz; “Nadas’la 3 yaşında Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nu kazandık. Sezonun son yarışı Cumhuriyet Senatosu Koşusu var. Bu yarışta geçildiğim at, Kenan Binak’ların satış koşusu koşan tayı (Uğurlu II). Geldi beni geçti… Ertesi sene yine Cumhurbaşkanlığı’nı kazandık ve son yarışı (TJK koşusu) koşacağız. Nadas çamur pistte gitmiyormuş. Bu sefer Kenan Binak’ların öbür atı Altıngül bizi geçti…”

Yıl 1976… Trio Son Kez Bir Arada…

İsmet İnönü Koşusu birinciliği sonrası pistlerden uzaklaşan Ay Tudor, bir yıl sonra aynı koşuyu kazanarak sahaya döndü. Geçtiği rakipler arasında 1975 yılı Gazi Koşusu’nun birincisi Mayide de vardı. 3 atın koştuğu, 2400 metre mesafeli Ahmet Atman Koşusu’nda da yine Mayide ile Ali’yi geride bıraktı. Trio, Ay Tudor’un Marmara Koşusu, Nadas’ın Saim Önhon Koşusu ve Tünkut’un handikap düzeyindeki Adalı Koşusu birincilikleri sonrası, 2400 metre mesafeli Boğaziçi Koşusu’nda son kez buluştu. Bu bir anlamda, trionun final performansıydı…

Pembegül’ün tempo verdiği koşunun liderliğini 1100’de Ay Tudor aldı. 600’de Nadas ve Tünkut da hızlanarak önde bir üçlü oluşturdular. Düzlüğe; içte Ay Tudor, ortada Nadas, dışta Tünkut çıktı. Son 200’de rakiplerine hakim olan Nadas, koşuyu 1 boy önde kazandı. Tünkut da, Ay Tudor’u 2 boy farkla geçerek 2. oldu. Nadas, Gazi Koşusu’ndan sonra bir kez daha bu iki rakibini de geçiyordu.

Ay Tudor’un son birinciliği Fatih Sultan Mehmet Koşusu, son startı Nadas’ın kazandığı Başbakanlık koşusu oldu. Ay Tudor’un, Derbi’de en kötü yarışı olduğu belirtilen Başbakanlık Koşusu’ndan sağlıklı çıkamadığı anlaşılıyor. Ay Tudor, 1976 yılında katıldığı 6 koşunun 4’ünü kazanıp, 1’inde üçüncü kalarak yarış yaşamını noktaladı. 1977 aşım sezonunda aygırlığa başlayan Ay Tudor’un start alan 56 tayından 35’i 200’ün üzerinde koşu kazanmayı başarmış. Kartal, Mertbey ve Akıncı gibi açık koşu galibi yavruları belleğimizde yer eden isimler.

1976 yılında yarış hayatı sonlanan diğer isim Nadas oldu. 31 Ekim günkü Cumhurbaşkanlığı Koşusu son yarışıydı. Bu koşuyu kazanması halinde Romance’ın 34 yıl önce kırdığı rekora ortak olacaktı. Aynı koşuda Tünkut da start alıyordu. Tempo yarışlarının başarılı ismi Tünkut

1400 geçilirken hızlanıp, önce Pembegül’ün yanına geldi ve 1000’de de ondan liderliği aldı. Tünkut’un jokeyi Sedat Okumuş’un bu hamlesine, Mümin Çılgın da Nadas’ın temposunu yükselterek cevap verdi. Düzlükte pistin dışına açılan bu iki safkanın yanı sıra bariyer dibinden de Altıngül koşuya ortak olmaya çalışıyordu. Tünkut son 200’de yavaşlamaya başlayınca liderlik el değiştirerek Nadas’a geçti. Altıngül güçlü ataklarla gelse de, Şampiyon Nadas, 10 atın katıldığı koşuyu 1,20 lira ganyanla kazandı. Güvenenlerini yine yanıltmamıştı…

Tribünler; koşunun heyecanı, güvendikleri safkanın kazanması, tarihi bir başarıya tanıklık etmenin mutluluğu ile uğuldarken hipodromdaki dahili anons herkesi şaşırttı. Bu anons; az önce alkışladıkları safkanın, koşu hayatına, dolayısıyla pistlere veda ettiğini duyuruyordu… Nadas tribünlerin önünde son defa kenter yaptı ve gitti… Cemal Kura bizleri yine şaşırtmıştı.

Sedat Üründül’ün bu veda ile ilgili, Derbi’de yayımlanan yazısı aynen şöyle: “Koşu hayatında 21 yarıştan 15’ini kazanarak ve bilhassa 3 defa Cumhurbaşkanlığı Koşusunu kazanıp erişilmesi güç bir rekor kıran NADAS, ahır ve hara hayatında koşu pistinin aksine çok ciddi ve haşin bir mizaca sahiptir. O güler yüzünü sadece hakiki sahipleri olan sizlere gösterip, sizlerle kucaklaşmıştır.

Koşu karakteri olarak NADAS, diğer büyük şampiyonlar gibi azimli ve inatçı olmayıp, kenter yapar gibi koşarak yarışlara ehemmiyet vermemiş, bazı koşularında da “ne itiyorsun ya hu” der gibi dönüp Mümin Çılgın’a bakmıştır. Bütün bu hasletleriyle NADAS, koşu atından ziyade güzel bir rüyayı andırır.

Bütün at sahiplerinin böyle güzel rüyalar görmesini temenni eder, NADAS adına bütün yarışçılık camiasına saygı ve sevgiler sunarız.”

Başta da söylemiştik. Cemal Kura’yı anlayabilmek demeyelim de, “çözebilmek” gerçekten çok güçtü… Şampiyon 4 yılda 21 kez start aldı. 2 yaşlı dönemini 17 haziran ile 5 ağustos tarihleri arasında yaptığı 3 yarışla kapattı, bunun çeşitli nedenleri olabilir. Sonraki 3 yılda da ondan sırasıyla, 6-7 ve 5 koşu izledik. Bu sayılar, bizim yarışçılığımızda hakim olan “etinden de, sütünden de” görüşüne pek uymuyor… Nadas zor bir at olarak bilinir ve bu huyunun pedigrisindeki Phalaris hattından geldiği söylenirdi.    

Nadas son yılında, Saim Önhon, Boğaziçi, Santalin, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı koşularını kazanarak 5’te 5 yaptı. Şampiyona yakışır bir final… Bakın Mümin Çılgın onun için ne diyor; “Nadas inandığım en büyük atlardan biri. İkincisi Devir. Nadas’ın yeri çok ayrı, ömrümde böyle bir ata binmedim… Gazi’yi kazandık, 3 defa Cumhurbaşkanlığını kazandık. Bunu başarmak kolay mı? 3 yıl geçiyor, farklı farklı rakiplerle koşup kazanıyorsun. Cemal (Kura) Bey, Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nun Nadas’ın son yarışı olacağını söylemişti.”

İki Tünkut’un Öyküsü…

Öykülerini anlatmağa çalıştığımız üçlünün, sahadaki “doyumsuz” rekabeti 1976 yılında sona ermiş, Tünkut artık yola tek başına devam edecekti… 8 ay pistlerde kaldığı 1976 sezonunu, 15 startta, 9 birincilik, 3 ikincilik, 3 üçüncülükle tamamladı. Sonrasındaki 3 yıl boyunca da bir şampiyona yakışır performans sergiledi. 29 yarışta; 20 birincilik, 5 ikincilik, 3 üçüncülük, 1 dördüncülük yaparak O da 1980 sonunda pistlere veda etti. Nadas ve Ay Tudor’la rekabet sona ermişti ama onu yeni rakipler bekliyordu. Başta Vidar ve Nurcivan…

1977 Tünkut’un en parlak yılı oldu diyebiliriz… Start aldığı 10 koşudan 9’unu kazanıp, 1 kez 3. kaldı. Rakip olacakları Vidar’ın performansı da Tünkut’tan aşağı değildi. Yaşıtlarıyla katıldığı 11 koşunun, 10’undan birincilikle ayrılmıştı. Kraliçe II. Elizabeth, Erkek Tay Deneme, Sait Akson ve Gazi Koşusu gibi tayların sınıfını belirleyen koşuları kazandı. Özdemir Atman’ın yetiştirdiği Vidar’ı satın alan Yücel Birol, annesi Hikmet Birol adına koşuyordu.

1977 sezonunda Tünkut ve Vidar; Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, F. Sultan Mehmet, Atıf Esenbel ve Prens Halim Sait Koşusu olmak üzere 5 kez birlikte start aldılar. 1400 metreden, 2600 metreye kadar değişen mesafelerdeki bu koşuların tümünü Tünkut kazandı. deyim yerindeyse, altın yılını yaşıyordu… Farfara’yı boyunla geçtiği Cumhurbaşkanlığı Koşusu dışındaki tüm mücadelelerde rahatça birinciliğe uzandı. Vidar, Tünkut’la koştuğu yarışlardan; 2 kez ikinci, 1 kez üçüncü, 2 kez dördüncü olarak ayrıldı. Bizce bu sonuç, iki safkan arasındaki yaş farkından da kaynaklanıyordu. Vidar’ın Gazi Koşusu’nu kazandıktan 1 ay sonra, bu koşulara hazırlanan ve sahanın en iyi atı Tünkut’la mücadeleye girmesi erken olmuştu.

Bu ikilinin rekabeti bir sonraki yılda da devam etti. Başbakanlık, Boğaziçi, Cumhuriyet Senatosu, TJK, Boğaz Köprüsü koşularında gülen taraf yine Tünkut oldu ama Vidar bu kez, Cumhurbaşkanlığı ve sezon sonundaki Marmara koşularında bu rakibini geride bıraktı. Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nda Vidar’ın ganyanı 7,65 lira verdiğine göre, Tünkut’un geçilmesine üzülenlerin sayısı bir hayli fazlaymış…

1979’un başlangıcında roller değişti… Tünkut, yarış hayatının ilk ve tek kum pist yarışı olan Sir Percy Loraine Koşusu’nda Gülcan’a geçilince, F. Sultan Mehmet Koşusu’nda onun kadar, Vidar’a da şans veriliyordu. Yarışseverler yanılmadı ve koşuyu Süleyman Akdı’nın bindiği Vidar kazandı. Tünkut, Doktor Seferof’a da geçilerek 3.’lükle kaldı. Nurcivan’ın kazandığı Başbakanlık Koşusu’nda ise Tünkut 2. olurken, bu kez Vidar tabelada yer almadı.

1980… Tünkut’un pistlerdeki son sezonu “sanki” kaybedilmiş bir yıl… 27 Mayıs ve Yarışseverler koşularını Doktor Seferof’u geçerek kazandı. 9 yaşındaki Tünkut’un bir yıl öncenin Gazi Koşusu galibi Doktor Seferof’u geçmesi önemli bir başarıydı ama diğer 7 yarışında da, beklenenden çok uzaktı…

Tünkut’un babası 1965 doğumlu Sky Rocket; 2 ve 3 yaşlı dönemlerinde, İngiltere’deki sürat koşularında başarılı olan bir isim. Bu safkanı alması için Sadun Atığ’a öneren ismi bizler Sait Akson olarak biliyoruz ama o yıllarda Atığ Harası’nın yöneticiliğini yapan Zekeriya Aydın; “Sky Rocket’i Sadun (Atığ) Beye aldıran Orhan Meker’di. İngiltere’de kısa mesafeli bir yarışını izleyip, çok beğenmiş.” diyor. Ülkemizdeki ilk Amerikan aygırı olan Sky Rocket 1970 ve 1971’de, 2 sezon aşım yaptıktan sonra barsak düğümlenmesinden öldü. Genellikle dişi yavrular veren bu aygırın ilk jenerasyon tayları arasında, Tünkut’un yanı sıra Sağdune ve Altıngül gibi isimler de var. Tünkut’un annesi 1962 doğumlu First Lady ile Ay Tudor’un annesi Ay İzi tam kardeş. 7 yaşına kadar sahada kalan First Lady, 19 koşu kazanmış ve haradaki ilk yavrusu Tünkut…

TJK’nın aygır olarak satın aldığı Tünkut’un sahaya gelen 53 yavrusundan 41’i koşu kazandı. İlk jenerasyon yavrularından Uğurtay, 1985 yılında triple crown yaptı. Bankocu ve Sagıp da Tünkut’un grup koşular kazanan başarılı yavruları arasında yer alıyorlar.

Küllerinden doğan anka kuşu misali pistlere dönen bu atın başarısı, iki Tünkut’un işbirliği ile gelmişti… Atın sahibi ve antrenörü Tünkut Aksungur’la, Sky Rocket’in yavrusu Tünkut… Birinin sabır ve inancı, diğerinin gücü…

Tünkut Aksungur atçılığımızın farklı antrenör portrelerindendi. At sevdası yüzünden Edebiyat Fakültesi’ndeki eğitimini bırakıp, yarış pistlerine geldi ve burada büyük başarılara imza attı. Yengesi Rüksan Aksungur’un yetiştiricisi, eşi Semra Aksungur’un sahibi olduğu, adaşı Tünkut ve Ömer Caf’ın sahibi olduğu Satvet’in adını duymayanınız var mı? İşte bu iki unutulmaz şampiyonu da koşan antrenör Tünkut Aksungur’du…

8 yıl süren yarış yaşamı boyunca 74 koşuya katılan Tünkut; 39 birincilik, 15 ikincilik, 10 üçüncülük, 7 dördüncülük elde etti. Yarış hayatının son yılına kadar tabeladan hiç düşmedi… 1974, 1977 ve 1978 TJK Koşusu, 1977 ve 1979 Cumhurbaşkanlığı, 1977 ve 1978 yıllarının Başbakanlık Koşusu galibi… Öyküsü ve performansıyla, yarış atından çok, bir masal kahramanına benzemiyor mu?



News Reporter

2 thoughts on “RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-27 / 1 Jenerasyon, 3 Şampiyon

  1. Sayın Reşat Köstem’e defalarca ricacı olduğum Tünkut yazısı için teşekkürler. Gerçekten çok cefa çeken efsane bir attı. Zaten yavrusu Bankocu da halen 2400 metre Türkiye rekorunu elinde bulunduruyor.Nadasa gelince. Onun için söylenecek en güzel sözü sevgili Mümün Çılgın ağabeyimiz ”ben böyle bir ata binmedim” diyerek zaten söylemiş.Türkiye’nin daha düne kadar en çok Gazi kazanan ve tüm zamanlarda gelmiş geçmiş en büyük atlara binmiş birisi bunu söylüyorsa orada durun.Nadas’ın o yıllarda yaptığı 1600/1.35.98 lik derecesi günümüzün 1.35 içerisinde yapılan derecelerden şüphesiz çok ama çok daha önemlidir.Zira o yıllarda Mithat Paşa Stadı’nın kel çimi misali çim pist koşulları günümüze oranla çok ağır ve zordu. Şimdilerde sosyal medyada yazıp, çizen ve o atları izlememiş olan yarışseverlerimiz yok o büyük, olmadı öteki çok daha büyük diyorlar ya, o yılları ve Nadas’ı bilmediklerindendir. Sonuç olarak şahsen inandığım şey(bu işin mutfağında olan ve o yılları da bilenlerin %90 ı da sanırım aynı fikirdedirler); gelmiş geçmiş en büyük İngiliz atı 1.Karayel, 2.Bold Pilot şeklinde ise en büyük kısrağı’da Nadas, Minimo ve Levano şeklindedir bana göre. Sevgili Reşat Köstem üstada teşekkürlerimle..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.