RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-29 / Aziz Yıldırım’ın Atçılığı ve Ününü Gücünden Alan Dinyeper…

RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-29

Aziz Yıldırım’ın Atçılığı ve Ününü Gücünden Alan Dinyeper…

Reşat Yurday Köstem

Dinyeper, Fenerbahçe Kulübü’nün eski başkanı, ünlü spor insanı Aziz Yıldırım’ın atıydı ama bunun bilinmesi zaman aldı. At sahibi olduğunu saklamıyor ama atlarının kendi adına koşmasını istemiyordu. Onlarca atının arasından sadece Blue Shadow, ilk startını Aziz Yıldırım adına aldıktan iki hafta sonra kardeşi Acar Yıldırım adına koşmaya başladı.  Atlarının bazı önemli koşularını yönetim kurulundaki arkadaşlarıyla birlikte izlemeye hipodroma gelir, kupa törenlerine eküri adına Fikret Çınaryılmaz çıkardı.

Spor, sanat, bürokrasi ve iş dünyasından tanınmış isimlerin at yarışlarına olan ilgisi, bu sektöre her zaman olumlu katkı sağlıyor. Aziz Yıldırım’ın atçılık serüveni uzun sürmedi ama Türkiye Jokey Kulübü’nün onursal üyeleri arasında yer almasının bile artı değer yarattığı kesin. Yazının başlığına bakınca, “diğer şampiyonlar ünlerini nerden alıyorlardı?” diye bir soru da akla gelebilir… Ünlülerin atları, sizinkiler bizimkiler gibi olmaz… Daha ilk startlarında, hatta idmanlara başladıkları zaman, medyanın ilgi odağı haline gelip, yarış hayatına bir adım önde başlarlar. Benim kast etmek istediğim; Dinyeper böyle olmadı…

Aziz Yıldırım 15 Şubat 1998 tarihinde, Vefa Küçük’ü bir oy farkla geçerek Fenerbahçe Kulübü’ne başkan seçildi ve bu görevi 2018 yılı Haziran ayına kadar sürdürdü. Atçılıkla ilgisi ise başkanlığından kısa bir süre önce başlıyor. Onun atları, ilk yıllarda kardeşi Acar Yıldırım, daha sonra da diğer kardeşi Alaeddin Yıldırım adına koştukları için de için pek dikkati çekmiyordu. İlk yıllarda Acar Yıldırım’a, sahadaki onlarca “Yıldırım” soyadlı at sahiplerinden biri gözüyle bakılıyordu. Örneğin; Acar Yıldırım adına koşan ilk safkan olarak 1996 yılı sonlarında Kırcan’ı görüyoruz. Çoğumuz Kırcan’ı anımsıyoruz ama bir dönem Acar Yıldırım adına koştuğunun kaçımız farkındaydık? Turaç ve Demre ile başlayıp, Kurtaran ve özellikle de Dinyeper’le gelen başarılar eküriyi ön plana çıkarınca, Aziz Yıldırım adı yarış sahasında daha çok konuşulur oldu.

AZİZ YILDIRIM VE ATÇILIK…

Medyadan tanıdığımız Aziz Yıldırım ile atçılığı -kendi adıma konuşacak olursam- ben pek yan yana getiremezdim. Bunun nasıl gerçekleştiğini öğrenmek için, biraz gerilere gitmek gerek. İyi yatırım yaptı, iyi atları oldu ve birçok nitelikli safkanın yanı sıra Dinyeper gibi bir şampiyonu da yarışçılığımıza kazandırdı. 1997-1999 yılları arasında yurt dışından aldığı taylara yaklaşık 1 milyon dolar ödediğini görüyoruz. Örneğin; Kurtaran’ı 175 bin guineas’a almışlar. O günkü kurlarla 295 bin dolar…

Aziz Yıldırım’ın atçılık öyküsünde, onun sahadaki temsilciliğini yapan Fikret Çınaryılmaz ile oğlu Cüneyt Çınaryılmaz’ın payları büyük. Fikret Çınaryılmaz, yarış yerinde “Amiral” olarak tanınırdı ve gerçekten de öyleydi. Onu sizlere anımsatmanın “en kestirme yolu” 2009 yılı temmuz ayı ortalarına kadar koşan safkanı Radikal Prens olmalı. Kumda da, çimde de iyi yarışlar yapan Radikal Prens, 17 koşu kazanmayı başardı.

Fikret Çınaryılmaz’ın atçılıkla ilgisi de, Bakırköylü olmasından kaynaklanıyor. At sahipliği yaptı, dostlarının atlarıyla ilgilendi, Türkiye Jokey Kulübü’nde yönetiminde ve Kulübün diğer kurullarında görev aldı. Çocukluğundan itibaren yaşamının bir parçası olan Veliefendi Hipodromu’ndan ölümüne kadar kopmadı. Özgeçmişinde; ilköğrenimini Yeni Mahalle’deki ünlü Taş Mektep’te yaptığı, daha sonra Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu eğitimlerini başarı ile tamamlayarak Deniz Kuvvetlerine katıldığı belirtiliyor. Üst düzey görevlerde bulunan Fikret Çınaryılmaz, 1979 yılında Taşkızak Tersanesi’nden Tuğamiral rütbesi ile emekli oldu.

1966 yılında atçılığa başlayan Çınaryılmaz bu nedenle sahada, “Amiral” olarak anılıyor. İlk atları, Taş Mektep’ten Deniz Harp Okulu sonuna kadar sınıf arkadaşı ve hayat boyu “kadim” dostu Behzat Ilgaz’ın da ortaklar arasında yer aldığı Gülüz, Banko ve Yamaç gibi Arap atları oluyor.

Yeri gelmişken, sizlere Behzat Ilgaz’dan da kısaca söz etmeliyim. Çok samimi olmamamıza rağmen, yarış yerinde tanıdığım, benim için unutulmaz isimlerden biridir. Eşimle birlikte yaklaşık iki haftalığına Bursa kaplıcalarına gitmiştik. Veliefendi’den tanıştığım Behzat Ilgaz, onun konuğu gibi her gün ziyaretimize gelir, bir ihtiyacımız olup olmadığını sorar, atlardan ve yarışlardan konuşurduk. Bursa’da yerleşik olduğu için adeta ev sahipliğimizi üstlenmişti. Osmangazi Hipodromu’nun yeri ve Bursa yarışlarının yıllık programa alınma sürecinde hemşerisi Mustafa Yoğurtçugil ve TJK’nın önde gelen yöneticilerinden Cahit Aybek ile birlikte çok çaba harcadılar. Behzat Ilgaz Koşusu’nun yıllık yarış programına alınmasında da Fikret Çınaryılmaz’ın payı unutulmaz… İnsanlar yaptıkları ile anılıyorlar. Dinyeper’le başlayıp, bakın nerelere geldik…

Fikret Çınaryılmaz’ın 70’li yılların ortalarından itibaren, İngiliz atları koştuğunu görüyoruz. İlk atlarını yarışlarla 50 yıllık ilgisi olanlar izlemişler, daha yeniler de bazılarının adlarını duymuş olabilirler. Oğlu Cüneyt Çınaryılmaz, 1971-73 yılları arası babasının üzerine koşan I.Eyvah’ın kendi atları olmadığını, Radikal Prens’te de 1997-99 yılları arası Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Oramiral Salim Dervişoğlu’nun hissesi olduğunu belirtiyor. Baba oğul atçılığı birlikte yapıyorlardı.

Fikret Çınaryılmaz’ın atlarını alt alta yazınca dikkatimizi çeken bir özellik var. Flush, White Shadow ve Radikal Prens dışındaki atlarını 4 ve yukarı yaşlarda satın alıp, koşmuş. Bunlar pedigrileri parlak ve iyi performansa sahip safkanlar. Örneğin; Mürsel Savich’ten Le Juste, Cemal Kura’dan Newmarket, Galip Ekenler’den Anavarza ve Seyfi Çınar’ın yetiştirdiği Gazale, Hayat Ekenler’den Kadri Erişen’in yetiştiricisi olduğu Fora ve Aşıkveysel bu gruba giren safkanlar. İki yaşlı olarak ilk yarışından itibaren koştuğu Flush’ı Nezahat (Şükrü) Yurderi, White Shadow’u Karacabey Harası, Radikal Prens’i de Sami (Sedat) Katırcıoğlu yetiştirmişti.

DÜĞÜNDE ATILAN İLK ADIMLAR…

Fikret Çınaryılmaz ile Aziz Yıldırım’ın Veliefendi buluşmasının ayrıntılarını Cüneyt Çınaryılmaz’dan öğreniyoruz; “Erkek kardeşim Ahmet, o yıllarda deniz albayıydı. Salim Dervişoğlu onun nikâh şahidi olarak geldi ve biz böylece tanıştık. Salim Dervişoğlu Aziz Yıldırım’ı,  Aziz Bey de Gürbüz Refioğlu’nu tanıyordu. Sanırım Salim Paşa, Aziz Yıldırım’a atçılık yapmasını önerdi. Babamdan da Aziz Bey’in atları ile ilgilenmesini istedi.  Böylece Aziz Yıldırım’ın atlarıyla biz meşgul olmaya başladık. Bunun üzerine İngiltere’ye gidip, alımlar yaptılar.

Gürbüz Refioğlu ile Aziz Bey arasında görüş ayrılıkları çıkınca,  Refioğlu’nun atlarını Babam Orhan Bekmezci’ye devretti. Orhan Bekmezci iyi bir antrenördü ve onu sahaya tanıtan da  Babam oldu. Gürbüz Refioğlu’nun Odin ve Odinhan’ı Orhan Bekmezci’yi zirveye çıkardı.”

Aziz Yıldırım ile Fikret Çınaryılmaz’ı tanıştıran ve Aziz Yıldırım’ın sahaya gelmesini sağlayan Oramiral Salim Dervişoğlu, 1997-99 yılları arası Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevini yaptı. 1999 yılındaTürkiye Jokey Kulübü’ne onursal üye seçilen Salim Dervişoğlu, oğlu Mehmet Dervişoğlu adına koşan Hagayret, Pluton, Salimcan, Dervişbey gibi safkanlarıyla yarış yerinde tanınan bir isim.

YILDIRIM EKÜRİSİ SAHAYA İNİYOR…

Vakit kaybetmeden ekürinin temelleri atılmaya başlandı ve 1997 yılı angajmanlı safkan Arap tayı satışlarından Anadolu Tarım İşletmesi yetiştirmesi Denizci 8 milyara, Karacabey yetiştirmesi  Asilbey 7 milyara alındılar. İki tay da bu satışların ucuz fiyatlı isimleriydi. Asilbey, Sadun-43. Seyyare orijinli ve bu annenin 9 yavrusu da Sadun’dan. Aralarında Balins I, Türksoy gibi akılda kalan isimler var. Berkoş-14. Mahide orijinli Denizcim, çim pistte 4 yarış kazandıktan sonra elden çıkarıldı. Bu safkan kum pistte daha başarılı oldu ama annesi 14. Mahide; Thunder Tiki’den olan yavrusu, Tekelioğlu ile unutulmaz isimler arasına girdi. Kırcan ve bu iki Arap tayıyla başlayan, yaklaşık 2 yıl süren “ısınma turları” döneminde kazanılan; 11 birincilik, 12 ikincilik, 22 üçüncülük gelecek için umut veren bir performanstı ama Aziz Yıldırım gibi sporun her dalında iddialı birisi için, yeterli değildi…

YURT DIŞINDAN ALINAN SAFKANLAR…

80 ve 90’lı yılların sonlarında ülkemizin İngiliz atı yarışçılığına hâkim olan, hatta domine eden safkanlar, yurt dışından getirilen foallardı. O dönem, “Yetiştiricilik elden gidiyor” diye tartışmalar çıktı… Haralar kurup, damızlık stokları oluşturarak yetiştiriciliğe ciddi yatırım yapanlar, yurt dışı pazarla rekabet edemiyorlar ve foal ithalatına kısıtlamalar getirilmesini istiyorlardı. Onların açısından bakınca, yüzde yüz haklıydılar ve bu yolun sonu karanlık görünüyordu. Getirilen foalların, başka ülkelerde alıcı bulamayacak kadar niteliksiz oldukları, Türk Atçılığının geleceğine olumlu katkı sağlayamayacakları iddia ediliyordu ve bunda da gerçek payı vardı. 10-15 bin guineas’a hatta çok daha düşük bedellerle alınan bir yaşındaki taylar, 2 yıl sonra kazanç listelerinin en üst sıralarında yer alıyorlardı.

Tüm bunlara karşın,  at koşmak isteyenler için, yurt dışından tay almak bulunmaz bir  nimetti… Türkiye’ye göre, çok daha ucuz fiyatlara aldıklarınızla, buranın tozunu atabiliyordunuz. Ülke atçılığını düşünerek, bir ata üç beş misli fazla bedel ödemek “doğrusu” kimsenin yapacağı şövalyelik değildi. Daha yüksek bedel ödeyeceğiniz Türk atı, büyük olasılıkla onları geçemeyecekti.

Bu nedenle ithalata “sımsıkı” kurallar getirdik… Önce yurt dışından alınan foallara ödenen ikramiyeyi %75 oranına düşürdük. Görünüşte caydırıcı ama o kazanırsa ikramiyenin %75’ini, benim atım -en iyi olasılıkla- 2. olursa %40 alacak. Yetmiş beş, kırktan büyük… Yetiştiricilik primi ile açığı kapatmak yoluna gittik ama uygulamayı sanırım biraz abarttık… Bu uygulama kesin çözüm olmasa da caydırıcı yönü olduğunu kabul etmek gerek. Baktık ki bu önlemler yeterli olmuyor; gerek foal, gerekse damızlık ithaline“inanılmaz” bariyerler koyduk. Safkan İngiliz Atı Yetiştiricileri ve Sahipleri Derneği Genel Sekreteri Emir Alkaş, 2016 Atçılık Çalıştayı’nda,  bu durumu çarpıcı örnekleriyle öyle güzel anlatmıştı ki. Hani korumacılık tamam da, bir yere kadar…

Sorunun temeline inip, onların atlarının, bizimkileri neden sürekli geçtiğini sorgulamaya başlayınca; “Aygırları daha iyi. Hayır, kısrakları daha iyi” sarmalına girdik. Yaklaşık 30-35 yıldır bunu tartışıp, sürekli deniyoruz ama henüz ortada somut bir sonuç yok… Bu nedenle sorunun temelinde başka olgular da aramayı artık gerektirmiyor mu? Örneğin; gebelik dönemi, foalların ithal edildikleri ülkede geçen ilk 6-7 ayları, özellikle yarışa hazırlık ve sonrasındaki idman yöntemleri, onların uygulamalar ile de ilgilensek, daha somut bulgulara ulaşamaz mıyız?

Yıldırım Ekürisi’nin hedefi; İngiltere, İrlanda ve ABD’den alınacak nitelikli safkanlarla iddialı bir ahır oluşturmaktı. Bu yöndeki ilk adımlar, 1997 yılında Sitare, Demre ve Turaç’ın alımıyla atıldı. Bu alımların bir bölümünü gerçekleştiren  Levent Sarıkaya anlatıyor:

“Aziz Bey’i tanımıyordum, Fikret Paşa yurt dışından taylı kısraklar almamı rica etti.

  • Atları Sadettin (Atığ) getirsin ama sen seç. Bu işi sana bırakıyorum. Dedi.

Keeneland’tan taylı kısraklar istediler ama alamadık. Ünlü BBA temsilcisi Joss Collins’le de ilk defa orada çalıştım. Ona bir liste verirdim. Önce o gezer, daha sonra birlikte gezerek karar verirdik. O yıl ciddi bir bütçemiz vardı. Beş kısrak ve tayı için paket bir liste verdim. Coss atlara baktı ve şunu söyledi;

  • Levent, senin listendekiler uygun değil. Dedi.

Atları, birlikte gezdik, ben de beğenmedim. Fikret Paşa’yı arayıp;

  • Paşam içime sinmedi. Ben at almadan dönüyorum. Dedim ve Türkiye’ye geldim.

Fikret Paşa bu kez;

  • İngiltere’ye gideceksen o zaman bize foal al. Dedi.  1997 Tattersalls satışlarından  Turaç ve Demre’yi aldım.”

Levent Sarıkaya’nın 1997 yılında İngiltere’den aldığı bu foallara, ABD’den alınan Sitare, Salih Reis ve Bahtiyar da eklenerek, Yıldırım Ekürisi’nin İngiliz atı temelleri atıldı. 31 bin guineas’a alınan Turaç; 23 koşuda 10 birincilik, 5 ikincilik, 2’şer üçüncülük ve dördüncülük elde ederek aralarında en parlak performansa ulaşan isim oldu. 2001 Başbakanlık Koşusu’nu Medya’ya burun ucu ile kaybetti. İsmet İnönü, Atıf Esenbel, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Adana Şekerpınar Koşusu gibi kum ve çim pistte açık yarışlar kazandı. (Grand Lodge-Key To The Minstrel/The Minstrel) orijinli safkanın, aygırlığı yarış yaşamı gibi olmadı.

Demre 8, Sitare 2, Salih Reis 1 koşu kazandı. Yarış yaşamı 6 ay süren Bahtiyar’ı birinciliği yok. Demre; Turaç, Dinyeper ve NativeProcida’dan; Bahtiyar da Red Bishop’tan koşu kazanan birer yavru verdi. Sitare’nin yavruları koşu kazanamadı. Bahtiyar’ın babası Alwuhush, 10 bin dolara aşım yapıyordu. Annesi Qualique, bir yıl sonra doğan Afleet Alex’in büyük annesi olarak adından söz ettirdi.

1998 Keeneland Kasım ayı satışlarından Sun Breeze, 110 bin dolara alındı. Bu safkan, yarış yaşamına üç yaşında umut veren bir başlangıç yaptı. Dördüncü startı olan 2001 Erkek Tay Deneme Koşusu’nu Grand Ekinos ile Koşturan ikilisinin yaklaşık 1,5 boy gerisinde 3. tamamladı. Daha sonra kazandığı koşular arasında KV-8 mücadeleler yer alıyor. Eküriye o yıl katılan isimler arasındaki Hangül; 2 ve 3 yaşlarında 6 kez start alıp, dişilere ait bir maiden koşu kazanabildi ve 7 yavrusundan ikisi koşu kazanmayı başardı. Hangül’ün babası Saint Ballado, Taylor Made Harası’nda aşım bedeli 150 bin dolara kadar yükselen, ünlü Saint Liam’ın da babası.

1998’de Yıldırım Ekürisi’ne katılan Blue Shadow’un öyküsünü, “yetiştiricisi gözüken” Sadettin Atığ’a sorduk. Neden mi “yetiştiricisi gözüken” dedik? Bu sorunun yanıtı Sadettin Atığ’da; “Lear Fan’dan gebe kısrak Suttonian’ı almamı istediler. Kısrağı onlar adına satın alıp Türkiye’ye getirdim ama karantina sürecinde doğum yaptı. Kısrağın sahibi ben göründüğüm için,doğan tayının yetiştiricisi de ben oldum. Karantina sonrası gerekli işlemleri yaparak, kısrağı ve tayı teslim ettim. Tayın yetiştiricisi değişmeyeceği için, kazandığı yetiştiricilik primlerini de sahiplerine ödedim.” Üç yaşında yarış yaşamına başlayan Blue Shadow, 3 yarış kazandı.

BURADAKİLERİN NEFESİ KESİLSİN…

1999 yılında foal almak için İngiltere’ye giden ekipte, askerden dönen Levent Sarıkaya ile birlikte Aziz Yıldırım da yer alıyordu. Aziz Yıldırım o yıl “ezber bozan” alımlar yaparak, satın aldığı foallara Türkiye’de duymaya pek alışık olmadığımız bedeller ödedi. Alındığı yıllar fiyatlarını konuştuğumuz Dinyeper, Kurtaran, Rüzgargülü, Last Commander, To Be Famous, Sail The Post gibi isimlerden Dinyeper, Kurtaran ve Last Commander’ı sonraki yıllarda yarış performanslarıyla da konuşur olduk… Aziz Yıldırım’la birlikte İngiltere’den tayları alan Levent Sarıkaya o günleri anlatıyor:

“İngiltere’deki satışlarda Aziz Bey’le birlikteydik.

  • Ben karışmam, sen ne istersen öyle yap. Dedi.

Dinyeper’in o yıl Türkiye’de koşan, Erdembey diye bir anne kardeşi vardı. Güzel yarışlar yapıyordu ve tayı çok beğeniyordum. Dinyeper de düzgün görünüyordu. Aziz Bey’e söyledim.

  • Tamam, al bunu. Dedi.

35 guineas’a, pedigrisine göre mantıklı bir fiyata aldık. Onun yanında bir de Bijou d’Inde kızı (Rüzgargülü) aldım, çok kötü çıktı. Bir başka ekip, Keeneland’tan da foallar almışlardı. Aziz Bey’e;  

  • Amerika’dan taylar aldınız, buradan da aldık, tamamdır. Bence yeter. Dedim.
  • Yok, yok… Bir de öyle bir şey alalım ki, buradakilerin nefesi kesilsin. Bizim kim olduğumuzu bir görsünler… Fiyatı önemli değil.
  • O zaman tek bir at var. Danehill’in yavrusu…
  • O zaman onu da alalım.

Medya’dan tanıdığımız Aziz Yıldırım’ın, iddialı ve rekabetçi kimliğinin bir örneği de burada görüyoruz. Beğenir ya da beğenmezsiniz, sportif anlamda sıradanlık, “kesinlikle” onun tavrı değil. Çoğumuz; “Bir iki koşu kazansın, masrafına ortak olsun yeter” diyerek at sahipliğine başladık. Aziz Yıldırım, yarış sahasında da ses getirecek atçılığın peşindeydi ve buna göre yatırımlar yapıyordu.

KİM BU NEFESLERİ KESECEK TAY?

Yazının başında da söz etmiştik… 1999 Tattersalls Aralık ayı satışlarının 4. ve son günü, (Danehill-Adjalisa/Darshaan) orijinli erkek tayı, 175 bin guineas’a (294.294 $) satın aldılar. Kurtaran adını verdikleri bu tay,  satışların en pahalı 5. safkanıydı ve ona ödenen bedel, bu güne kadar kırılmayan bir Türkiye rekoru oldu…

Yarış ve yetiştiricilikle ilgilenip de, Kurtaran’ın babası Danehill’i bilmeyen yoktur… Grup 1 koşu galibi 89 yavrusuyla tüm zamanların en başarılı aygırı. Bu aygırla ilgili 2001 yılındaki ilginç bir rastlantıyı da Yarış ve Yetiştiricilik dergisinden öğreniyoruz. O yılın İngiltere ve İrlanda Erkek Tay Deneme koşuları galibi, Manchester United’ın unutulmaz teknik direktörü Sir Alex Ferguson’un ortak olduğu Rock Of Gibraltar, Fransa Erkek Tay Koşusu galibi Landseer ve Türkiye’de de Erkek tay Deneme Koşusu galibi Kurtaran, Danehill’in yavrularıydı.

Kurtaran’ın annesi Adjalisa, Ağa Han’ın yetiştiricisi ve sahibi olduğu, koşu kazanamamış bir kısrak. Kurtaran’ın ulaştığı fiyatta, sanmayın ki annesinin olumsuz etkisi var, tam tersi… Adjalisa koşu kazanamamış ama Approach The Bend’ten 1996 doğumlu ilk yavrusu Access All Areas, 2 yaşlı döneminde listed koşu kazanıp, G1 Phoenix St.’te 2., G3 Coventry St.’te 3. olmuş. Ertesi yıl İrlanda’da International St.’te 3.’lük,l isted koşuda 2.’lik sahibi. Bu kısrakın sonraki yıllarda; Last Tycoon, SadlersWells ve Galileo gibi iddialı aygırlardan da yavruları var.

1999 yılı yurt dışı alımlarına dönecek olursak; Rüzgargülü’ne de 20 bin guineas, (30.253 dolar) ödediklerine göre; o yılki Tattersalls faturası 377.640 dolar. ABD’den alınan Last Commander 175 bin, To Be Famous 63 bin dolar. Sail To Post’un fiyatını bilemiyoruz ama satın alınan 6 foala en az 650 bin dolar ödendiğini söyleyebiliriz.

Aziz Yıldırım belli ki yarış sahasında da ses getirecek bir atçılığın peşindeydi ve buna göre yatırımlar yaptı. Pekiyi,  karşılığını tam olarak alabildi mi? Bence alamadı. Bunu genel anlamda söylüyoruz. Bir ekürinin başarısı, sahaya getirdiği safkanların nitelikleriyle de değerlendirilmeli. Yarışçılığımıza iddialı ve başarılı safkanlar kazandırdığı, aralarında Dinyeper gibi bir şampiyon olduğu unutulmamalı…

DİNYEPER SAHAYA ÇIKIYOR…

Dinyeper’in şampiyonluğuna “dudak bükenler” çıkar mı bilemem ama böyle düşünmek bence haksızlık… Önce genel bir değerlendirme yapıp, çim pist koşuları ile başlayalım mı? 44 ay süren yarış yaşamı boyunca çim pistte 24 kez start aldı. 5 G1, 9 G2 ve 3 G3 olmak üzere olmak üzere katıldığı 17 grup koşuda; 7 birincilik, 1 ikincilik, 3 üçüncülük, 4 dördüncülük elde edip, 2 kez tabela dışında kaldı. Dubai’de grup 2 koşuda ikinci olan ilk atımız. Bunu daha sonra Win River Win başardı. G1 Dubai World Cup’ı koşan ilk ve tek atımız.

Dinyeper çim pistte döneminin en iyi atlarından biriydi ama gerçek şöhretini kum pistte yaptı. Türkiye’de koştuğu 10 kum pist yarışta 9 birincilik, 1 ikincilik… İkinci kaldığı koşuda da yarış hayatı noktalandı. Çok eskileri bilemem ama böylesine parlak kum pist performansını, bir atta daha görmüştük deyip, ufak bir parantez açalım.

DİNYEPER Mİ VELOCIRAPTOR MÜ?

Benim oyum Dinyeper’den yana ama Velociraptor diyenlere de kulak vermek gerek. 1996 doğumlu Velociraptor, 3 yaşında yarış hayatına başladı ve kum pistteki 27 startından, 16 birincilik, 8 ikincilik, 1 üçüncülük, 1 dördüncülük çıkardı. Çimde 2 yarış koştuğu için, bizlerin aklında kalan bu pisti sevmediği ama “işin aslının” böyle olmadığını jokeyi Yalçın Akağaç’tan öğrendim.

Çim pistteki ilk yarışı olan G2 İsmet İnönü Koşusu’nu, ekürisi Medya Yalçın Akağaç ile kazanırken, Trapper’a fotoda geçilen Velociraptor 3.’lükte kalmıştı. Bir sonra katıldığı G2 Celal Bayar Koşusu’nu Velociraptor’ün kazandığını ve koşunun değiştiğini “hayal meyal” anımsıyorum. Yalçın Akağaç’a bu yarışın ayrıntılarını sorunca “işin aslı” dediğim konuyu öğrendim; “Abi doğru… Koşuyu Velociraptor ile ben kazandım ama rakiplerimi engellediğim için 3.’lüğe indirildim. Trapper ile Sorgunbeyi ilk iki sırayı paylaştılar.”

Buraya kadar bir şey yok. Sonrasında Velociraptor’ün kum çim sohbeti açılınca, Yalçın Akağaç; “Velociraptor tam bir çim pist atıydı ama dizleri bozuk olduğu için kumda koşuyorlardı. Değişen koşuda da dizindeki kırık nedeniyle yalpalayıp, pistte gezindi. Bu yarışından sonra büyük bir ameliyat geçirdi ve uzun süre koşmadı” diyerek olanları anlattı.

Velociraptor, değişen bu yarıştan sonra 13 ay koşamamış ve sonrasında şartlı koşularla pistlere dönmüş. Belli ki çok daha fazlasını verebilecek potansiyele sahipmiş ama şanssızlık yakasını bırakmamış. Dinyeper’in de kum pist performansı olağanüstü. Hatta daha da fazlası  olabilirmiş, onu da konuşacağız.

SESSİZ BİR BAŞLANGIÇ…

Dinyeper 2 yaşında 6 yarış koştu. İlk startında 1 şartlı koşuyu, daha sonra da kum pistte 15 handikap kazandı. Serbest Handikap’ın 24. sırasında yer aldı. Ribella da 20. sıradaydı. Atın antrenörlüğünü yapan Cüneyt Çınaryılmaz; “2 yaşlı dönemindeki kısa mesafeli koşular ona uygun değildi. Sezona geç başladık. Çamur pisti hiç sevmediği için 1400 metrelik şartlı koşu ve Sakarya Koşusu’nda da çok geri geldi.

Kum pistte iyi koştuğunu sonradan, 3 yaşlılığının sonunda öğrendik. O da şansa oldu. Vehbi Koç Koşusu’nda 4 at koşup, kazandık. Favori değildi, ganyanı 2 lira 50 kuruş verdi.” Dinyeper bu koşudaki tek 3 yaşlı safkandı ve 4 yaşlı Avangard ile Mary Ellen’i kolayca geride bırakırken,  favori Sun Child 4. oldu.

Dinyeper’in belirgin özeliklerini sorduğumuzda, Cüneyt Çınaryılmaz şu yanıtı veriyor; “Huysuzluğu, kötü huyları yoktu. Yolculuk yapmayı sevmezdi, o kadar. Bir keresinde Bursa’ya yarış koşmak için götürmeye kalktık, Topkapı’dan geri döndük…”  

Dinyeper’in 3 yaşlı dönemindeki yarışlarına iki bölümde bakmak gerek. 6 koşuda yaşıtlarıyla, 5 koşuda kendinden yaşça büyük rakiplerle de mücadele etti. Yaşıtlarıyla koştuğu G2 Anafartalar, G2 isimsiz koşu ve G3 Sait Akson koşularını kazandı. Bu yarışların mesafesi sırasıyla; 2100, 2200 ve 2600 metreydi. Anafartalar’da; Ribella ve Kurtaran’ı, isimsiz G2 koşuda; Ultramar,Moskado ve Fernando’yu, Sait Akson’da Kurtaran’ı geçti. 3 yaşlı sezonuna Preveze Koşusu ile başladı ve bekleme yarışı yaptığı 1400 metrelik koşuda,Pawnee Rhythm ile Lady Nape’in 1 boy gerisinde 3. kaldı. Bu yarışın son metrelerindeki düzgün sprintiyle dikkati çektiği Yarış ve Yetiştiricilik dergisinde özellikle vurgulanıyor.

Dinyeper ve bekleme yarışı, hiç yapmadığı değil ama pek de alışık olmadığımız bir görüntü… Söz ettiğimiz uzun mesafeli koşuların hepsini çıktığı gibi kazanmıştı. Örneğin Sait Akson Koşusu’nda Dinyeper numarayı aldı, ekürisi Kurtaran bekleme yarışı yapıyordu. Düzlüğe Dinyeper lider çıksa da bizler, Erkek Tay Deneme Koşusu’nda olduğu gibi, ekürisi Kurtaran’ın gelip onu geçmesini bekliyorduk. Beklediğimiz gibi olmadı ve Dinyeper koşuyu ekürisinin 6-7 boy önünde “güle oynaya” kazandı…

Anafartalar Koşusu’nda da kazanan değişmedi. Bu kez Ribella 2., Kurtaran 3.’lükten kaldı. Osman Atakol, bu koşunun yorumunu şöyle yapıyor; “Dinyeper temposunu arttırıp düzlüğe 5 boy önde çıktı. Geri plandan ise Ribella son 400’de ataklarını sıklaştırdı ve Dinyeper’i yakalamayı başardı. Ama Dinyeper, sanki Üstat Federico Tesio’nun ikinci soluk kavramını ders verircesine uygulayarak içeriden tekrar tazeledi ve gitti denilen koşuyu geri çevirdi.”

3 ve yukarı yaşlı rakiplerle mücadele ettiği koşulara “seri” dördüncülüklerle başladı. 4 koşu, 4 dördüncülük… G1 Başbakanlık ve G2 Uluslararası Boğaziçi koşularını kazanan isim 2 yıldır sahanın hâkimi olan Grand Ekinoks’tu. Temmuz ayı sonundaki Başbakanlık ve yurt dışından gelen rakiplerle de mücadele etmek zorunda kaldığı Boğaziçi koşuları 3 yaşındaki bir safkan için ağır yarışlardı. G2 Adnan Menderes ve G3 Marmara koşularını yaşıtı Akındayım kazandı ama bu koşuların 1600 metrelik mesafesi ona uygun değildi.

Dinyeper’in 3 yaşlı dönemini değerlendirecek olursak; yaşıtları arasında klas taylardan biri, uzayan mesafelerde de en iyisi diyebiliriz. Kendinden yaşça büyük rakiplerle koştuğu yarışlarda ise, henüz onlarla mücadeleye hazır görünmedi. 2000 metre mesafeli Başbakanlık Koşusu’na tempo veren Cüneythan’a ayak uydurmaya çalıştı, bunu başaramadı ve son metrelerde dağılarak, Grand Ekinoks ve yaşıtı Sun Müge’ye geçildi. 2400 metre mesafeli Boğaziçi Koşusu’nda -önceki yarışındaki hataya düşmeden- Avangard ile Cüneythan arasında başlayan erken liderlik mücadelesine girmedi ama bu kez de son 400 metrede gücünü hayli tüketmiş gözüktü.

Sezonu “Beni bir de kum pistte görün” dediği 2000 metre mesafeli G3 Vehbi Koç Koşusu ile noktaladı. Halis Karataş 2000 metrelik koşuda numarayı Avangard’a vermekte sakınca görmemişti. Düzlükte rakibini kolayca yakalayıp, mücadele etmeden bastırdı ve her geçen metre farkı açarak birinciliğe uzandı.

KAYBEDENİN DE ALKIŞLANDIĞI YARIŞLAR…

20 yıl öncenin yarışseveri, hele bir de 2003’de Veliefendi’ye gelenlerdenseniz ne demek istediğimi anlamışsınızdır. O yıl yaşanan Dinyeper, Grand Ekinoks mücadelelerinden söz ediyorum. Hani at yarışlarında bazı anılarımız vardır, onları hiç unutmayız. İşte Dinyeper ile Grand Ekinoks’un hep fotoda sonuçlanan bu mücadeleleri de onlardandı…

3 yaşlı dönemini kum pistte “kenter” diyebileceğimiz bir şekilde kazandığı koşu ile kapatan Dinyeper ile Türk Atçılığına “Dubai ufkunu açan” Grand Ekinoks, 15 Haziran 2003 Pazar günü G2 İsmet İnönü Koşusu’nda bir araya geldiler. Dinyeper; KV-7, G2 19 Mayıs Koşusu ve KV-8 Bakırköy Kaymakamlığı koşuları ile kum pistteki geçilmezlik serisini 5 koşuya çıkarmıştı. Rakiplerinle arasında olan farklara bakınca, bu seriyi daha da ilerleteceğe benziyordu.

Grand Ekinoks, Dubai’den G3 City Of Gold ikinciliği ve World Cup günü koşulan G1 Dubai Sheema Classic’teki beşinciliği ile bir milli kahraman gibi yurda dönmüş, Türk atçılığına da yeni bir ufuk açmıştı… Geriye doğru dönüp bakacak olursak, Dubai Sheema Classic’teki beşincilik, Türk atlarının uluslararası G1 koşularda bu güne kadar aldığı en iyi sonuç…

Biz nefes kesen mücadeleye dönelim…

G2 İsmet İnönü Koşusu, çim pistte 2ooo metre. Grand Ekinoks’un ganyanı 1 lira 50 kuruş, Dinyeper 2 lira 50 kuruşa koşuyor. Bu doğal. Geçtiğimiz yıl birlikte koştukları 2 yarışı da Grand Ekinoks kazanmış, 4.’lükte kalan Dinyeper ona rakip olamamıştı. Bu koşu ezber bozan bir biçimde başladı. Startla Avangard lider, Grand Ekinoks ikinci sırada, Dinyeper daha geride bekliyor. Bizler Dinyeper’i önlerde görmeye alışmıştık… Grand Ekinoks temposunu yükseltip, 800’de liderliği aldı, bu da beklenmedik bir gelişme… Nihayet öndeki Grand Ekinoks ile Dinyeper buluştu ve kıran kırana bir mücadele, adeta bir maç yarışına başladılar. 2000 metrelik koşunun sonucu; Dinyeper 2:00.74 ile birinci, Grand Ekinoks 2:00.75 ile ikinci. O anda benim gibi, çok kişinin de aklından geçtiğine “adım gibi” eminim. Acaba bir daha ne zaman birlikte koşacaklar?

Çok beklemedik…

5 hafta sonra 2000 metre mesafeli G1 Başbakanlık Koşusu’nda yine bir araya geldiler. Grand Ekinoks’un ganyanı 1 lira 35 kuruş, Dinyeper ile ekürisi Kurtaran’ın 2 lira 5 kuruş. Eküriye güven duyulmamasının nedeni, Dinyeper’in bu iki yarış arasına “sıkıştırdığı” 1600 metre mesafeli G1 Fatih Sultan Mehmet Koşusu olsa gerek… Akındayım’ın kazandığı o koşuda Kurtaran 2., Dinyeper 7. olmuştu. Mesafe yine 2000 metre, startla birlikte yine Avangard lider. İki favori bu kez rolleri değiştiler. Dinyeper ikincilikte, Grand Ekinoks yaklaşık 2,5 boy gerisinde onu izliyor.  600’de Avangard tükenmeye, Grand Ekinoks ile Dinyeper arasında da yine bir maç yarışı başlamıştı. Dıştaki Grand Ekinoks az farkla da olsa liderliği aldı ve koşuyu kazanır duruma girdi. Dinyeper’den son 200’de, bir yıl önce Anafartalar Koşusu’nda yaptığı gibi  “umulmadık” bir atak izledik. Sonuç; 2:02.24 ile Dinyeper birinci, 2:02.26 ile Grand Ekinoks ikinci…

Dinyeper’in jokeyi Halis Karataş, Başbakanlık Koşusu Yarışçı dergisinde şöyle yorumluyor; “Başbakanlık Koşusundaki sonuç, ekibimizin başarısıdır. Yarışın yavaş gideceğini hesap etmiştik. Avangard’ın başlarda “Allah ne verdiyse” gitmeyeceğini tahmin ediyorduk, öyle oldu. Kendi yarışımızı koştuk, Grand’a göre pozisyon almadık. Onu uzun sprintle avlarım diye düşünmüştüm. Çünkü Dinyeper sprint mesafesi uzadıkça iyi koşabilen bir yapıya sahip. Grand onun kadar değil. Türkiye’de bu tip mesafelerde bir Grand Ekinoks var, bir de Dinyeper. İkisinin de birbirini her yarışta geçme ihtimali var.”

Bitmeyen Mücadele…

13 gün sonra bu kez 2400 metre Celal Bayar Koşusu. Grand Ekinoks’un ganyanı 1 lira 30, Dinyeper’in 2 lira. Bu koşuyu 20 yıl sonra konuşuyoruz , nedenini bilmeme olanak yok… Mesafe 400 metre uzadığı, ya da Grand Ekinoks yarışseverin “Number One”ı olduğu için mi? Koşunun gidişi bir önceki yarış gibi. Değişen at sayısı, bu kez 4 at koştular; Avangard lider, Alvin peşinde, “bizimkiler” birbirini kolluyorlar. Bu kez dışta Dinyeper, içte Grand Ekinoks… Düzlükte yine bir kapıştılar ki sormayın…  Hep az farkla Dinyeper öndeydi ve koşuyu 2:26.93 ile kazandı. 2:26.99 yapan Grand Ekinoks ikinci oldu. Grand Ekinoks’u o yıllarda üç kez üst üste geçmek, olacak iş değil…

İBRE DÖNÜYOR, MAÇ ORTADA…

Koca sezon, bu ikilinin mücadelesi ile geçti diyebiliriz… Uluslararası Boğaziçi Koşusu’nda bir kez daha buluştular. Bu kez gülen taraf Grand Ekinoks cephesi oldu. Koşudan Epalo 2., Dinyeper 3. olarak ayrıldı. Grand Ekinoks bu iki rakibine de çok net üstünlük sağlamıştı. Ezeli rakipler böylece, iki yılda 6 kez karşılaşmışlar ve durum 3-3 berabere idi. Türkiye Jokey Kulübü Koşusu’nda biri öne geçecek, bu yarış iki yılın galibini belirleyecek diye bekliyorduk ama olmadı… Potoyu Grand Ekinoks önde geçti, Dinyeper yaklaşık 4 boy geride 4. ama Grand Ekinoks’un yasaklı madde ile koştuğu saptanınca diskalifiye edildi,koşunun  sıralaması değişti ve bu ikilinin “maçı” şimdilik berabere bitti…

Dinyeper’in 2003 yılı kum pist performansını soracak olursanız, 6 koşu, 6 birincilik… Toplamda da 8 koşu, 8 birincilik… Sanırım “Kumda ne kadar başarılıydı, ne kadar başarısızdı” diye tartışmaya gerek yok. Halis Karataş’ın Yarışçı dergisindeki Dinyeper tarifi; “Dinyeper 2000 ve üzeri tüm mesafelerde, kum ya da çimde inanılmaz bir at. Ancak yarış çimdeyse, çimin sert olması lazım. Çamur pistte ondan başarı beklemeyin. Dinyeper’in iyi koşması için benim bildiğim birkaç özelliği daha var ama o da müsaade edin bende kalsın…”

DUBAİ’DE BİR TÜRK ATI DAHA…

Bir yıl önce Grand Ekinoks’un bizlere yaşattığı mutluluklardan sonra, Dinyeper’i Dubai’ye daha büyük umutlarla yolcu ettik… Beklentilerimizi karşıladı mı? Karşıladı. Daha fazlasını da başarabilir miydi? Evet…

Dubai’deki ilk sınavı olan G3 Al Maktoum Challenge R2’de 4. kaldı. İstanbul dışına çıkmamış bir at için; iklim, Nad Al Sheba Hipodromu’nun kumu, soldan dönüşlü pist handikap yaratmış olabilir. Kum pistteki geçilmezlik unvanını bu koşuda kaybetti. Sonraki durak, son günün provaları kabul edilen süper cumartesi’de koşulan,G2 Al Maktoum Challenge’ın R3. G1 Dubai World Cup’ın provası, kum pistteki 2000 metrelik koşu. İlk yarışında 7,5 boy farkla geçildiği Victory Moon’un bu kez, 2 ¼ boy gerisinde 2. oldu. Yurt dışındaki G2 koşuda ikincilik… Bu alışık olmadığımız başarıydı.

Artık hedef, Dubai yarış sezonuna adını veren G1 World Cup’tı.  Kum pistte dünyanın en iyi atlarının katıldığı, 6 milyon dolar gibi “dudak uçuklatacak” ikramiyesi olan bir koşu… O günlerin iletişim olanakları şimdiki gibi değil, çok sınırlı. İki yarıştır geçildiğimiz Victory Moon’a bakıp, “Alem buysa, kral biziz” diye ortalıkta dolaşıyoruz… Dinyeper’i koşunun favorileri arasında görüyorduk. Kendi atlarımız koşunca, o yıllarda da aşırı iyimserdik, şimdide…

O yarış günü unutmaz…

İki atımız, son günün en önemli iki grup 1 koşusunda start alıyorlardı. Sicil affından yararlanan Grand Ekinoks cezası sona erdiği için, bir yıl önce 5. kaldığı G1 Dubai Sheema Classic’e bu kez 113 puanla davet edildi. 6 aylık aradan sonra  bu yarış, Grand’a sert geldi. Koşuyu Khalid Abdullah’ın sahibi ve yetiştiricisi olduğu Polish Summer kazanırken, Grand Ekinoks 5 ¼ boy geride 7. kaldı. Halbuki geçen yıl, Sulamani’nin kazandığı koşuyu Polish Summer 4., onun 1 boy gerisinde de Grand Ekinoks 5. tamamlamıştı. “Kaçan Balık” büyük olmuşa benziyor…

O yıllarda bizde gece yarışları olmadığı için, Dubai mitingini TJK TV’den kesintisiz yayımlıyoruz. Bizler stüdyodayız.  Süleyman Akdı ile de koşu öncesi ve sonralarında canlı telefon bağlantıları yapıyoruz. World Cup’ta koşacak atlar padoğa çıkınca, önce Dinyeper’e daha sonra ona rakip gördüğümüz Victory Moon’a odaklandık. İkisi de iyi görünüyorlardı ya da bize öyle gözüktü. İki Amerikan atı padoğa gelince her şey değişti… Pleasantly Perfect ile MedagliaD’Oro,  “küçük dağları ben yarattım” der gibi geziyorlar. Onları görünce, Süleyman Akdı’ya; “Süleyman bunlar nasıl at? Diğerleri yanında çocuk gibi kaldılar” dediğimi hatırlıyorum.

Yaklaşık 5 ay önce G1 Breeders’ Cup Classic’i ilk 2 sırada tamamlayan bu ikilinin arasında, bir yıl önce izlediğimiz Dinyeper-Grand Ekinoks mücadeleleri gibi, maç yarışı oldu ve Pleasantly Perfect 2:00.24 gibi süper bir derece yaparak 3/4 boy önde kazandı. Onların peşine takılmak isteyen Dinyeper,  ilk 1000 metrede mücadeleden kopup hayli geri geldi. Levent Sarıkaya koşu öncesini anlatıyor;

“Ben iki atı da Amerika’dan biliyordum. Ayrıca bir Pleasantly Perfect hayranıydım. Koşudan önce Halis’e;

  • Sakın ola bu Amerikan atlarını rakip görme, onlar çok farklı. Bunlar iki canavar… Onları Amerika’nın en iyi iki antrenörü koşuyor, hata yapmazlar. Senin rakibin Victory Moon. Onu geçersek üçüncü, geçemezsek dördüncü oluruz. Dedim.

Godolphin’in bir atı, Victory Moon’un 8-10 boy gerisinde 4. oldu. Dinyeper bunu yapabilirdi. Dubai World Cup dördüncülüğü bile müthiş bir şey… Oradan doğru Amerika’ya giderdi.

Eğer bu gerçekleşse benim rüyam; Fikret Paşa ile konuşup, -gerçi kabul etmezlerdi ama- atı Pleasantly Perfect’in antrenör Richard Mandella ile doğrudan Amerika’ya yollamaktı. Dinyeper oradaki grup 2, grup 3 koşularda iş yapardı. Bunu bir yıl önce, Grand Ekinoks için Yasin Bey’e de önermiştim.

  • Bizim at yolculuk sevmiyor. Dedi. Halbuki Dubai’den İstanbul’a döneceğine Amerika’ya gidecekti.

Türk Atçılığı 2004 Dubai World Cup mitinginde, hala ulaşamadığımız başarıları yakalayabilirmiş…

YOLUN SONU…

Dubai macerası bittikten sonra iki şampiyon, kaldıkları yerden devam dediler. Hedeflerinde G3 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Koşusu vardı.  1900 metre mesafeli koşuyu, Dinyeper’in 1 boy önünde kazanan Grand Ekinoks oldu. Üçüncü Win River Win, dördüncü Sufi, beşinci Ultramar, daha geride de Fernando… Ünlülerin mücadelesi olmuş. Dinyeper ve Grand Ekinos bu koşudan sonra bir daha bir araya gelmediler. Onların mücadelesi, kolay rastlanacak türden değildi. Kazanan kadar kaybedenin de alkışlandığı yarışlardı…

Dinyeper daha sonra kum pistte iki yarış daha koştu. G2 19 Mayıs Koşusu’nu 2. olan rakibinin 1 saniye, 18 salise önünde kazandı. Gerçi bunu kum pistteki yarışlarında genellikle yapıyordu… Aslında “yolun sonu” bu koşuda görünmüştü. 19 Mayıs Koşusu’ndan sonra verilen altı aylık ara, bir şeylerin iyi gitmediğini gösteriyordu. Ne olmuştu? Dinyeper’in antrenörü yapan Cemal Kurt’a sorduk;

  • 19 Mayıs Koşusu’ndan sonra tendonunda 2 santimlik yırtık oluşmuştu. Yurt dışından getirilen veteriner, enjeksiyonla yırtığı iyileştirdi. Altı ay sonra bir yarış koştuk. Ciddi sakatlıktan çıktığı için Halis Karataş, önceki yarışlarında olduğu gibi tempoyu yükseltip atı sıkıştırmak istemedi. Bu nedenle koşuyu kısalttı ve burun ucu ile Eryavuz’a geçilip, ikinci kaldık. Aynı sakatlığı nüksedince “buraya kadar” deyip Dinyeper’in yarış hayatını bitirdik… 

Dinyeper  5 yaşındaydı ve bu şanssızlığı yaşamasa, onun başarılarını izlemeyi sürdürecektik.   Koşu kazanan yavrular verdi  ama ondan beklenti daha yüksekti. Her şey bir yana; bizlere yaşattığı görsel şölenler ve heyecanlar için ona ne kadar teşekkür etsek azdır…

 



News Reporter

1 thought on “RÜZGAR GİBİ GEÇENLER-29 / Aziz Yıldırım’ın Atçılığı ve Ününü Gücünden Alan Dinyeper…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.